“karlı dağlar gibi dik tut başını!”

Grup Yorum’la ne zaman tanıştığımı hatırlamıyorum. Yani kişisel târihim açısından, bu müzik grubu, benim erken çocukluğumun net hatırlayamadığım günleriyle karışmış kadim bir anı ve bugüne taşınmış bir süreklilik.

Yani Yorum, benim için, “o ‘solcu Laz köyünün’ çay bahçelerine, toprak yollarına, pembe okul duvarlarına sinmiş, çocuk seslerinden ve ağır ama coşkulu bir tempoyla; ‘Alnında yıldızlı bere! Elinde mavzeriyle!’ yankılanmalarıdır” diye özet geçebiliriz… Grup Yorum budur. Ya da kuytu yerlere çekilip oynadığımız “devrim yapmacılık”, “gerilla mücadelesi vermecilik” oyunlarımızın ilhâmıdır Yorum’un şarkıları.

Bu satırları okuyan ve yakın nesillerden pek çok kişi için de Yorum benzer şeyler ifade ediyordur.

Grup Yorum, Gazi’nin kondularından, üniversite yerleşkelerine, atölye tezgâhlarından, Kürdistan dağlarına, fabrika avlularına kadar, nerede zulme karşı kavganın içinde bir sosyalist, yurtsever varsa, onun için mutlaka, en azından bir kerecik olsun, motivasyon kaynağı olmuş bir müzik kolektifidir. Bir siyasi gelenekten yana net bir tavrı olan, fakat etkisi, dinleyicisi o siyasi geleneğin sınırlarıyla eşleşmeyen, onu aşan bir ezgili karşı koyma, direnme, baş eğmeme biçiminden bahsediyoruz.

Yorum’u Protesto Etmek/ Yorum’a Saldırmak

Herkesin beğenisi farklı olduğu için, şahsi yorum yapmak zorundayım; Feda’dan (2001) sonraki Yorum albümlerinden pek hazzettiğim söylenemez. Hatta Yürüyüş’ten (2004) itibaren müzikalite ve şarkı sözlerinin gücü her albümde daha geriye doğru gitmiştir (Biz Varız [2003] bir tekli albümdür. Ondan sonra Yıldızlar Kuşandık [2006] ve Başeğmeden [2008] çıktı). Uzun bir aradan sonra ve polis saldırısı sebebiyle bir yıl gecikmeli çıkan son albüm Halkın Elleri’nin (2013) ise, görece daha iyi, bu yüzden “mutlu eden” bir albüm olduğu söylenebilir, fakat -bana göre- o da dinleyeni pek sarabilen bir çalışma değil.

İşin nereden nereye geldiğini karşılaştırmak için 1996’da Geliyoruz’da söylenen “Sibel Yalçın Destanı”yla, son albümde Engin Çeber için yine “destan” formunda yazılmış “Hakikat Savaşçı”sını mukayese etmek yeterlidir. “Hakikat Savaşçısı” kötü bir eser değil, ortalarından itibaren müziği ve sözleriyle dinleyiciyi bir atmosfere sokmayı da başarıyor -Engin Çeber’in Abdullah Meral’le “diyalog”u vs.- fakat şarkının bilhassa başındaki, artık biraz da klasikleşmiş olan düz lafzı “rahatsız edici” buluyorum (*).

Ancak, bu yazıda meselemiz, Yorum’un güncel müzikalitesi ya da diskografisi değil, zaten bunları değerlendirmeye çok da ehliyetli değiliz. Fakat Yorum’un “kalite”sindeki yükselme ve düşüşlerle, Devrimci Hareket’in yükselme ve gerileme dönemlerini karşılaştrmak ilgi çekici bir paralel okuma konusu olabilir.

Fakat, şu açık ki Yorum, bir albüm, bir şarkı ya da bir söz üzerinden değerlendirilebilecek bir mefhum değil. Kaldı ki, son albümlerini, yeni şarkılarını beğenin ya da beğenmeyin bu grup, yüz binlerce dinleyiciyi alanlara toplayabilme gibi bir kudrete sâhip. Yorum, Türkiye’de müziğin başlı başına en büyük “olay” ve fenomenlerinden biridir. Memlektteki müzik otoriteleri tarafından etkisi Tarkan, Sezen Aksu, Ajda Pekkan gibi dev “star”larla karşılaştırılan ve hatta onların üzerinde gösterilen bir olgudan söz ediyoruz.

Zaten, Yorum’a saldıranlar ya da onu “protesto” edenler, bu eylemleri organize ederken, “ya bu ne biçim şarkı/ albüm!” diyerek bunu yapmıyorlar. Yorum’u tâciz, ya “bunlar bölücü”, “PKK’lı”, “DHKP-C’li”, “komünist”, “Allah’sız”, “Alevici” gibi sâikler üzerinden örgütleniyor yahut “Esad’ı destekliyorlar”, “bunların sevdiği hareket PKK’yi eleştiriyor”, “çözüm sürecine karşılar”, “sosyal şovenistler” gibi itki havzalarından linç olup fırlayıveriyor.

İlk grup, yani faşistler için, bu yazıda edilecek uzun kelâmlara gerek yoktur. Bir ayrımcılıklar ve şoven linçler bataklığı olan memlekette, devrimci bir gruba karşı örgütlü faşist saldırıların gerçekleşmesi eşyanın tabiatı gereğidir. Zaten Yorum hem resmi, hem sivil faşist saldırıları göze alarak ve bilerek yoluna çıkmıştır, burada bir “sorun yok”.

Problem, ikinci grupta kalanlarda, yani Kürt hareketi taraftarlarında ve solun bir kesiminde. Hepsinin Yorum dinlemişliği olduğu hatta hâlen dinlediği kesin olan bu insanların Yorum’u ve onun desteklediği hareketi “şoven” vs. diye yaftalarken hangi kafayı yaşadıkları mevzuu, Kürt hareketinin ve onu destekleyen solun “yeni” ve yaygın bir algı parçalanmışlığına içkin bir konudur. Artık, bazı arkadaşlarımız için PKK’yi desteklememenin kendisinin etiketi sosyal şovenlik, Kürt düşmanlığı, kontr-gerillalık ve benzeridir.

Yoksa, “Kürdistan Kürt halkınındır!” diyen bir hareketi ve neredeyse hiç kimsenin Kürtçe şarkı söylemediği dönemde Kürtçe şarkı söylediği için defalarca cezalandırılmış bir grubu “şovenizm”le suçlamayı koyacak bir yer bulamayız. Hareket, “Kürdistan Kürt halkınındır!” demeye, grup, Kürtçe şarkı söylemeye devam ediyor. Üstelik grubun diskografisindeki Kürtçe ve Kürdistan’a dâir şarkılar, -iki hareketin arası fi tarihinden beri bozuk olmasına karşın- sadece Devrimci Hareket’e değil, Kürt ulusal kurtuluş mücadelesine de destek içeriklidir (**).

Kürtçe şarkı söylemeyi, bir tür “popülizm”le eşdeğer tutacak memnuniyetsizler ve septikler söz konusu olabilir, fakat bu grup, 1993’te Adigece, 1996’da Lazca ve ’90’ların başından itibaren hemen her albümlerinde Arapça şarkı da söyledi. Şovenizme bak, çay demle…

Burada şöyle bir ayrım yapmak elzem, Yorum’u protesto etme hakkı gibi bir hak vardır. Protestodan münezzeh herhangi bir kişi, kurum, olay yoktur. Zira herkes hata, yanlış yapma yahut en azından birilerince “negatif” diye kodlanabilenecek işler eyleme, sözler söyleme potansiyeline sahiptir. Mühim olan protestonun şekli ve lafzı.

Protestonun da çeşitli biçimleri var, Yorum’un albümünü almazsınız, şarkısını dinlemezseniz, konserine gitmezsiniz ya da konserine gidip makul bir biçimde, kırmadan, dökmeden tepkinizi koyabilirsiniz. Örneğin, turnusol.biz’in, burjuva basından alıştığımız, artık suyu iyice çıkarılmış o klasik gülünç spotla verdiği şu haberdeki gibi protesto -eğer bu şekilde yapılmışsa- normaldir: http://www.turnusol.biz/public/haber.aspx?id=21617&pid=75&haber=Grup+Yoruma+%FCniversitede+%FEok%21+Protesto+edildi%2C+salon+terk+edildi#.VJHcEgr1G2Q.facebook

Protestoyu yapan arkadaşların söylediklerinde haklı olup, olmamaları ayrı mevzu, bunun çok da bir önemi yok, tepki koyma haklarını kullanmışlar diyelim. Kimine göre elbette haklıdırlar, bana göreyse haksız. Zira ne Suriye’de; ne de Kürdistan’da savaşın müsebbibi Yorum’dur. Yorum ve desteklediği hareket, sadece oralarda süren savaşta bir tavır alıyor. Örneğin, Kürdistan’da işgalciye destek mi atıyorlar, öyle bir görüntü mü var?

O hâlde, bakalım , ne cevap vermişler, “çözüm süreci”yle ilgili soruya: “AKP iktidarı herhangi bir demokratikleşme adımı atmış değil. Bu yüzden sadece savaşmak gerektiğini düşünüyoruz”.

Ne için savaşı öneriyorlar? Ben, yok sayılan bir halkın kurtuluşu için gibi anladım.

Suriye ve Esad meselesi… Ben de, Devrimci Hareket’in emperyalizm-anti-emperyalizm tahlillerinin çok “genel geçer” noktalar üzerinden inşa edildiğini ve bunun zaman zaman “destek” doğrultusunda hatalara, yanlışlara ve iri kıyım keskinliklere yol açtığını düşünüyorum. Örneğin bunun en net yansımasını 11 Eylül sonrası yapılan değerlendirmelerde görmüştük.

Yazının bağlamından çıkma tehlikesinin çanları çalıyor gibi ha? O hâlde, bu protestoyu bir “savaş karşıtı”nın zaten her türlü savaşa karşı olduğu üzerinden değerlendirip, “şu yanlış”, “şurası sakat” demeden, bizi sinirlendirmiş olmasına rağmen “normal” karşılayıp, konunun bu evresini, burada bağlayalım.

Fakat meselenin bir başka vahim yanında, “barış için çabalayanlar”ın yaptığı fiili saldırılar var.

Yorum’un sosyal medya sayfalarına baktığınız vakit, iki ayrı saldırıyla ilgili iki paylaşım göreceksiniz. 17 Aralık tarihli iletide polis destekli sivil faşistlerin Akdeniz Üniversitesi’nde yaptığı saldırıdan bahsedilirken, 18 Aralık tarihli diğer paylaşımda “Kürt milliyetçileri”nin Ege Üniversitesi’nde yaptığı saldırıdan söz ediliyor.

İki saldırı da Yorum’un 30. yıl söyleşileriyle ilgili olarak gerçekleşmiş.

“Biji Serok Apo” gibi sloganlar eşliğinde yapılan saldırıda Yorum üyeleri ve dinleyicileri de tartaklanmış. Utanç verici, düşündürücü. Bu yazıyı okuyan herkese, her iki iletinin altında yapılmış olan yorumları okumalarını öneriyorum. Saldırganların ve onları destekleyenlerin ne gibi bir düzeyde oldukları sârih bir biçimde ortadadır.

İşin (traji)-komik olan yanı şu; Akdeniz’de faşistlerin saldırısıyla ilgili olan açıklamanın altında -açıklamada Kürdistan ifadesi kullanıldığı için- “Kürdistan neresi!”, “bölücüler” gibi ergence ve budalaca yorumları görüyoruz. Beri yandan Ege Üniversitesi’nde “Kürt milliyetçileri”nin saldırısıyla ilgili yapılan açıklamanın altında da “Kürt’ün milliyetçisi mi olur” (!) etrafında örgütlenmiş bir yığın saldırgan, küfürlü ve tabii ki yine ergence yorumlar sıralı.

Arkadaşlar, “faşist” ve “milliyetçi”yi aynı kavram olarak gördükleri için, devleti olmayan bir milletin milliyetçi olamayacağını düşünüyorlar (!).

Hâlbuki kendi gündeminden başka bir gündemi neredeyse hiç görmeyen, kendi mücadelesinden başka mücadeleyi devlete karşı olmasına karşın, kendine karşı algılayan ve buna tahammül edemeyen, ona saldıran, en ufak bir eleştiriye sabrı olmayan, linç örgütleyen, yıllardır devrimci bir harekete sistematik saldırıları bir tür geleneksel “spor” hâline getiren bir zihniyet, üzgünüm ama buz gibi milliyetçilik olarak işaretlenebilir. Üstelik arkadaşlarda ezilen ulus milliyetçiliğinin ilerici yönlerinin her geçen gün hızla tırpanlandığını, bu arkadaşların biteviye pragmatikleştiklerini de izlemek güç değil.

Yani mesele şudur ki; birileri Yorum’a “bunlar PKK’lı!” diye saldırırken, başka birileri “bunlar PKK’li değil!” diye saldırmaktadır. Ve iki birbirine zıt siyasal akımın tabanlarının geniş paydaları arasındaki eylemsel, söylemsel ve “kültürel” (lümpenlik, politik cehâlet) benzeşme epey vakittir düşündürücü boyutlarda seyretmektedir.

İşin bir diğer çok tuhaf yönüyse, şüphesiz, Yurtsever hareketin tabanının bir bölümünün -tüm saldırıların merkezî olup, olmadığını bilemediğimiz için böyle söylüyoruz-, sempati besledikleri hareketin tarihsel önemi büyük olan yoğun, bunaltıcı ve ciddi bir gündeme sahip olmasına karşın Devrimci Hareket’e saldırmaktan vaz geçmiyor oluşu. Çayan mahallesindeki “stand müdahalesi”yle başlayan ve iki tarafın da prestijinde bence o dönem ciddi yaralanmalara sebep olan HDP-Halk Cephesi kıyametinin üzerinden de epey zaman geçti üstelik ve mesele soğudu.

Peki, şimdi mevzu ne?

Mevzu klasik. Halk Cephesi, Kürt hareketini ve önderliğini sert bir biçimde eleştiriyor ve buna cesareti kalabilmiş neredeyse tek hareket o. Ayrıca bir de Esad’a destek meselesi mevcut.

Fakat, eninde sonunda yapılanın sadece kalem oynatmak olduğu ve ilgili düşüncelerin beğenilmemesinin muadilinin taşlı, sopalı, hatta yeri geldiğinde silahlı saldırı olamayacağı açıktır. E, Esad konusuna bakarsak da, bu, daha çok “geçmişte Esad’ın Kürtleri katletmesi” üzerinden değerlendirilip, ayar olunan bir nokta. E ama o zaman da sormazlar mı, Esad’la dönem dönem, hatta mevcut iç savaş sürecinde dahi Yurtsever hareketin bizzat kendisi bazı temaslara girmemiş midir? Ya da, yine Esad ve onun babası, evet, Kürtleri yakın geçmişte dahi katletmiştir (***) fakat tekrar sorarlar, şimdi ABD’den yardım alıyorsunuz, peki bu ABD, geçmişte sizin savaşçılarınızın şehadetlerinde hiç mi pay sahibi olmamıştır?! (****).

Demek ki örgütlerin algı, yönelim ve yakınlaşmalarında, ittifak anlayışlarında bazı değişimler doğal olarak olabiliyor. Yanlış ya da doğru.

Fazla uzatmaya gerek yok. Eninde sonunda sadece müzik yapan ve ezilenler, yoksullar için “umut” ve “direnç” gibi mânâlara haiz olan bir müzik grubunu susturmaya çalışmayı, onu yok etmeye yönelik pogrom girişimlerine baş vurmayı “demokratlık”la açıklanabilecek bir düşün âlemine yerleştirebilmemiz nâmümkün. Sırf gittiğiniz yol birilerince beğenilmiyor diye, devletin, zindanların, baskıların, ölümlerin susturamadığı bir sesi, histerik ataklarla bastırma gayreti tarihte hak ettiği yeri er geç alacaktır.

Tıpkı Grup Yorum’un adını mücadele tarihine ışıklı harflerle yazdırmış olması gibi.

Bakan göz görür, düşünen akıl algılar; Yorum’un siyasal anlamlar dünyasında değişen hiçbir şey yoktur. Değişenin nerede ve ne, kim olduğunu görmek içinse, Yorum’un geçmişte dinleyicisi, bugünse düşmanı olan tarafa bakışları çevirmek gerek.

İsmail Güney Yılmaz

(*) Şerafettin’in (Şerafettin İnan Taş), son dönemde klasikleşmiş olan bu “düz anlatım”ı aşabilmiş şarkı sözlerini, önemli ve sevindirici bir nokta olarak ayrı bir yere yazdık.

(**) Örneğin Grup Yorum’un İleri albümündeki “Yangınlar İçinde Vatanım” şarkısının ya da aynı kolektiften (^) Grup Ekin’in “Berivane, Berivane, tu keça rind û ciwan e/ tu şehida Kurdistan e, tu sembola me Kurdaye” dediği şarkının, bu grubun sempati beslediği siyasi hareketle bir ilgisi yoktur. Doğrudan Yurtsever hareketin mücadelesine dâirdir. Fakat, Yorum’un “Rêber” gibi, rap’çi deyimiyle ve bir hayli abartarak söylersek, PKK’ye “diss atan” şarkıları da vardır (“Rêber dibe pir bawer be/ ji bo Çepa Şoreşgeri şerwan be!”).

(^) Grup Yorum, Grup Ekin, Özgürlük Türküsü, Günışığı, Koma Berfin, Grup Karadeniz, Nisan Güneşi aynı kolektifin üyeleridir. Yorum dışındakilerin hiçbiri bugün sanırım faal değil.

(***) Mesela 2004’teki Qamişlo katliamı.

(****) Devrimciler, yurtseverler; Emperyalistler ya da düşman devletler arası çelişkilerden faydalanabilirler. Fakat, PKK’ninki pek “çelişkilerden yararlanmak” gibi değil, kendini mecbur hissedip, kazanımlardan bazı tavizler vermek gibi duruyor. Kaldı ki, PKK, “ABD’yi bir düşman olarak görmediğini” de söylüyor.

Bağımsız bir ek not: Bu arada “Türkiye ve Kuzey Kürdistan müzik tarihinin en iyi albümü” Grup Yorum’a aittir: Boran Fırtınası (1998)