geçiyor gün, bu yersizlik, bir memleket, ağrılarla
suskun ağız, bir durgun su, aynı yollar, kâğıtlarda.
siyah bu kış, ah ne uzun, renkler ürkmüş yalnızlıktan
şu sevilmezlik, kaç çağ eski, ne çok gülünç, ağlamaklı.

bura kabir, yine kanar, avucum içi seyredurmuş
ceylan nazar yüzün dönmüş, yanılan kalbi bir cam kesmiş
daha gider, bu yol uzar, mecbur gamı alır yürür
kumru sustu, bağban tutsak, bahçemde hep uykusuzluk

çiğdem yası çöle durdu.

yandı ellerim, çıban közden, unuttun sen rüzgârını
tüm perdeler ardı sıra, saklanmış aşk mutsuzlukla
ve kırıldı her yerinden

sevincimiz bir ince dal

böyle geçti birkaç asır

gülüşümüz üstünden.

geriye bir beyaz büyünün son Ankara kokusu kaldı.

 

İsmail Güney Yılmaz

 

Akatalpa  Ocak ’18 sayı: 217