Üzme Bizi Mahsun!

Mahsun Kırmızıgül, yaptığı her işte, iddialarının altında eziliveriyor ve geriye görsel bir duygu sömürüsü ve bağır çağır acemiliklerden, yanlışlardan, eksiklerden başka bir şey kalmıyor

“75 milyonu ağlatma”ya odaklı vizöründen yalnızca istismarı görebildiğimiz, “toplumsal gerçekçi” ve “film noir” melezi filmlerin usta yönetmeni Mahsun Kırmızıgül, ATV ekranlarında ‘Benim İçin Üzülme’ adıyla yeni bir diziyle arz-ı endam edeli epey vakit oldu. Hopalı Laz bir delikanlıyla, Karslı bir Kürt dilberinin nevrotik melankolisini anlatan dizi film, bismillah daha ilk bölümünden başlayan dram silsilesiyle yüreklerimizi paralıyor doğrusu. Heyhat! Kırmızıgül, bizi, “gerçekliğimizi suratımıza çarpan” hikâyeleriyle yine ekranlara kilitliyor!

Sahibinin sesi 

Benim İçin Üzülme, tıpkı, yönetmenin daha önceki işleri gibi iddia ettiklerinin ağırlığı altında pestili çıkmış, rahatsız edici derecede yanlışlar, özensizlikler ve bayağılıklarla dolu bir çalışma. Kırmızıgül, zevahiri güzel müzikler ve doğadan karelerle toplamaya çalışıyorsa da, olmuyor. Çünkü Kırmızıgül, toplumun ruhunu daraltma merkezli ucuz trajedi/ bayık arabesk tutkusundan vazgeçmiyor. Onun üstüne bir de yöreyi özensiz anlatıyor, can sıkıyor. Lazistan’ı yeniden keşfetmeye gerek yok, biz Mahsun’un anlattığı gibi değiliz!
Ancak altyazıyla 
Filmin alt metinlerinden rahatça okunan “yoksul Kürdistan”, -ne alakâysa- “varsıl Lazistan” imgesi bir yana, dizinin akışı içinde zaman zaman duyduğumuz Lazca cümleler, açıkçası Lazları deli ediyor. Türkçe altyazılar sayesinde geri besleme yaparak Lazca olarak ne söylendiğini ancak çözebildiğimiz bu konuşmalar, acaba Lazcanın hangi varyantı? Hopa şivesi olmadığı kesin!

Örneğin, neredeyse tanıyan eden bütün bekâr Kürt ve Laz gençlerinin deli divane olduğu ama ancak birkaç kırık dökük kelime “konuşabilen” ve sürekli ağlayan Buke’nin çılgın sevdalısı Niyazi, sevdiğinin memleketi Kars’a doğru arabasıyla giderken yoldaki bir sorun üzerine Lazca olduğunu düşündüğümüz bir dilde bir cümle kuruyor ama adamın ne dediğini anlamak ne mümkün! Sonra Türkçe altyazı yardımıyla anlayabiliyoruz ki, meğer Niyazi, Lazca olarak “aşo şei iqven i!/ böyle şey olur mu!” demiş! Bir şeyler üretmek ciddi bir iştir, eğer film çektiğinizi, bir yörenin insanlarının hikâyesini anlattığınızı iddia ediyorsanız, özen göstereceksiniz, iyi çalışacaksınız. Lazcayı böyle anlaşılmaz hâle getirmek kimsenin hakkı ya da haddi değil keza. Ha beceremiyorsanız, sadece isimlerin sonuna “çkimi” (Lazca birinci tekil şahıs iyelik eki) koyarak idare edin, bir şey demiyoruz.

Filmde biteviye akan ıstırap nehri ve bizim Niyazi’nin neresini beğendiğini pek anlayamadığımız Buke’yi tüm dünyayı yıkma pahasına neden bu kadar sevdiği bir yana -bence, Niyazi’nin yüz vermediği ama Niyazi’ye hasta olan kız daha çekici, hatta biraz seksapalitesinin olduğunu bile söyleyebilirim- filmin hataları Lazca sorunuyla sınırlı değil. Diziye göre Kürt ve Laz erkeklerinin ortak özellikleri dedikoduculukları ve düşmanlıkları, Laz kadınları derin acılarını bir kenara koyarak, bir genç kızı bitirmek için örgütleniyorlar ve vampir gibi kindar ve acımasızlar. Laz çocuklarının bir engelliye dahi saygıları yok ve Hopa’da Hemşinli/Hemşince yok! Bir de Türkçe şive mevzuu var ki, akıllara zarar! Haydi, Lazca zor bir Kafkas dili tamam da, madem oyuncusunuz, bu kadar para kazanıyorsunuz, şu şiveyi düzgün konuşun bari! 

Bari para verip öğrenin

 

Dizinin bilmem kaçıncı bölümüne gelinmiş ama hâlâ filmde gerçekten Laz olanlar dışında, Laz şivesini düzgün konuşabilen oyuncu yok. Bir de Rizeli Şahin Bey var. Zengin, tamam onun Lazlardan farklı bir şiveyle konuştuğunu filmde göstermeye çalışmak iyi bir şey de, Rizeli Şahin bey de Rize şivesini konuşamıyor. Hele ki, bir sahnede Şahin beyin gençliğini canlandıran “oyuncu”, öyle bir konuşuyordu ki, adam sanki Rizeli değil, TÖMER’de yeni yeni Türkçe öğrenen bir Amerikalı! Bu oyuncunun “şive”si kulağıma çalındığı anda televizyonu kucakladığım gibi camdan aşağı fırlatıyordum ki, ev ahalisi güç bela mani olabildi!
Sözün özü, Mahsun Kırmızıgül, yaptığı her işte, iddialarının altında eziliveriyor ve geriye görsel bir duygu sömürüsü ve bağır çağır acemiliklerden, yanlışlardan, eksiklerden başka bir şey kalmıyor. Artık bizim için üzül Mahsun, üzme bizi!

Radikal / Yeni Söz – 10.02.2013/Okmeydanı