Türkiye ve Rusya İlişkileri Nereye: Yazar ve Akademisyenler Yorumluyor

Türkiye iç politikasını hamasetle, dış politikasını kompleksle yürütüyor.

Rusya’ya ait bir savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi Türkiye-Rusya ilişkilerinde büyük bir diplomatik krize yol açtı. Peki bu diplomatik kriz Türkiye ve Ortadoğu için ne anlama geliyor? Putin’in sert açıklamalarının ve ABD ile NATO’dan gelen diğer açıklamaların karşılığı ne? Akademisyenlere, hukukçulara ve yazarlara sorduk, Foti Benlisoy, Erdal Doğan, Tuğçe Erçetin, Akın Olgun, Sezin Öney, Engin Sustam, Sarphan Uzunoğlu ve İsmail Güney Yılmaz yanıtladı.


Foti Benlisoy:

Türkiye “yeni” soğuk savaşta Rusya’nın bölgede artan ağırlığını dengeleyebilecek bir güç olarak sivrilerek bir “cephe ülkesi” konumu edinmeye çalışıyor olabilir.

FotiBenlisoy_200300Türkiye’nin sınır ihlali gerekçesiyle bir Rus savaş uçağını düşürmesi, akla Türkiye’nin NATO ile Rusya arasında zaten mevcut gerilimi iyiden iyiye tırmandırma gibi bir tercihte bulunup bulunmadığı sorusunu getirmektedir. Türkiye “yeni” soğuk savaşta Rusya’nın bölgede artan ağırlığını dengeleyebilecek bir güç olarak sivrilerek bir “cephe ülkesi” konumu edinmeye çalışıyor olabilir. İhtilafın tırmanmasının onun uluslararası plandaki pozisyonunu güçlendireceği, Batı açısından yeniden “olmazsa olmaz” bir ülke konumuna getireceği hesabı yapılıyor belki de. Türk hükümeti “yeni” soğuk savaşın Suriye cephesini hararetlendirerek, NATO’yu Suriye’de kaybettiği etki ve ağırlığı yeniden kazanmak (ve elbette Kürtlerin “yükselişini” de sınırlandırmak) için arkasına almanın hesabını yapıyor olabilir. Yani Türkiye bu oldu-bittiyle ve Rusya’nın reaksiyonu karşısında ABD ve NATO’yu kendi yanına çekmeye, kendi, lehine pozisyon almaya zorluyor denilebilir.

Rusya’nın gelişmeler karşısında başvurduğu sert retorik ne olursa olsun bu aşamada Türkiye karşısında yapabileceklerinin ciddi sınırları olduğunu atlamamak gerek. Her şeyden önce Rusya Batı’nın iktisadi yaptırımlarının da körüklediği bir iktisadi buhran içerisinde ve Suriye’ye dönük askeri harekat ülke ekonomisini zorluyor. Dahası Rusya, Suriye’de IŞİD karşıtı karta oynayarak Kırım ve Ukrayna’da yitirdiği uluslararası prestiji yeniden kazanmaya çalışıyor. Bu iki nedenle de Rusya’nın Türkiye’ye karşı vereceği diplomatik ya da ekonomik tepkilerin belli sınırları aşması, yani Batı ile zaten mevcut çelişkileri daha kışkırtacak bir mahiyete bürünmesi bu aşamada güç. Rusya’nın zamana yayılacak ve dolaylı “yanıtları” şu an söylenenlerden çok daha önemli olacaktır.

Burada kritik nokta, ABD’nin bu hamle karşısında nasıl bir tavır alacağıdır. ABD Rusya’nın Suriye’de yıpranması ve burnunun sürtünmesinden elbette belli bir memnuniyet duyacaktır. Ancak ABD’nin hele hele Suriye’ye dönük “Viyana mutabakatının” belli bir geçiş süreci öngördüğü, IŞİD karşıtı askeri eylemlerin öncelik taşıdığı bir devirde Suriye’de Rusya’yı açıkça karşısına alacak şekilde davranması beklenemez. Dolayısıyla ABD’nin resmi olarak NATO müttefikinin yanında yer alırken genel olarak “yatıştırıcı” bir tutum takınması söz konusu olacaktır. ABD’nin IŞİD’e odaklandığı ve Suriye’de bir geçiş sürecinin gündeme geldiği bir dönemde Türkiye’nin hamlesinden belli bir rahatsızlık duyması da mümkündür. Dolayısıyla perde gerisinde Türkiye’ye dönük sitemkar bir tutum alması dahi ihtimal dahilindedir.

Neticede Türkiye uluslararası sistemin sınırlarını zorlayan bir kumar oynamış, NATO ile Rusya arasında bir çatışma ihtimalini dahi doğurabilecek bir adım atmıştır. Türkiye’nin bu hamleden arzu ettiği sonucu tam olarak alması zor gözükse de Suriye krizinde onca geri adımdan sonra “ben de varım” demiştir. Bize kalansa “maceracılık” ve çılgınlık sınırlarını zorlayan siyasi oportünizmde, ancak Birinci Dünya Savaşı öncesindeki İttihat ve Terakki liderliğiyle kıyaslanabilecek bir siyasal iktidara sahip olduğumuz. Bu sonuncusu her şeyden ürkütücü…


Erdal Doğan:

Cihadistlerle etkili biçimde savaşacak bir Rusya’nın dünyadaki yeri daha belirgenleşecektir.

ErdalDoğan_200300Ortadoğu’da Suriye, İran, Lübnan, Irak Şii güçleri ile birlikte Rusya, Çin ile ABD, İngiltere, İsrail, Fransa, Türkiye, Suudlar ve haliyle NATO arasında siyasi ve ekonomik çıkar çatışmaları biliniyor. Petrol ve doğalgaz ile tarihi, askeri ve coğrafi nedenlerden dolayı. Bu nedenle son aylarda Rusya’nın bölgede aktifleşmesi, İran ve Esad’ınsa aktörleşmesi karşı cephede yer alanları giderek rahatsız ediyor. Son intihar bombalı katliamlar, özellikle de Paris’teki katliam, Rusya’ya ve Esad’a sempatiyi ve desteği dünya ölçeğinde artırmış görünüyor.

Ben IŞİD’in en az on yıllık bir planlama sonucu yaratıldığını düşünenlerdenim. Bu konuda da yapımcıları arasında başta NATO üyeleri olmak üzere bölge devletleri olduğunu görülüyor. Çünkü bu grubun IŞİD’le mücadelesi hiçbir zaman etkili ve sonuç alıcı da olmadı, hatta IŞİD’i bölgede ve dünyada kendi çıkarları için kullanıyorlar.

Rus uçağının düşürülmesinden sonra ABD ve NATO’nun açıklamalarıyla Türkiye’nin panik halindeki ve hatalı açıklamalarına bakıldığında, Türkiye’nin burada NATO tarafından kullanıldığı ya da organize hareket edildiği izlenimi doğuyor. Rus uçağının düşürülmesi sonrası Rusların tüm bunları not ettiğini düşünüyorum.

Bunun Rusya-Türkiye ilişkilerini çok derinden etkileyeceği malum. Rusya’nın Ortadoğu’da Kürt siyasi aktörleri ile daha çok organik ve siyasi ilişki gerçekleştireceğini tahmin ediyorum; özellikle PYD ve PKK ile. Uluslararası platformda PYD ve PKK’nin daha çok hukuki ve siyasi meşruluk zeminini oluşturmasına çabalayacak ve bu gruplara her türlü yardımı yapabilecek.

Dahası, Türkiye’nin IŞİD ile ilişkilerini ortaya çıkarmak için hem dünyada hem de BM’de daha somut belgelerle ve girişimlerle Erdoğan ve kabinesini itibarsızlaştırmaya yöneleceklerdir; ki zaten ilk açıklamalar bu yöndeydi. Suriye’de daha da aktif ve daha sert biçimde IŞİD ve benzer rejim muhaliflerine müdahalede bulunacaktır; Bayırbucak Türkmenleri arasında örgütlenen cihadistler de dahil olmak üzere. Cihadistlerle etkili biçimde savaşacak bir Rusya’nın dünyadaki yeri daha belirgenleşecektir.


Tuğçe Erçetin: 

Diplomasi titiz yürütülmezse Putin liderliğinde Rusya hiçbir şekilde geri adım atmaz.

TuğçeErçetin_200300Büyük ihtimalle genel endişe askeri bir bir karşılığın (veya misilleme diyelim) olup olmayacağı ile ilgili ki bunu sabahtan beri bindiğim taksinin şoföründen ailemle telefonla konuşmamdan da görebildim. Ben bunun gerçekleşeceğini düşünmüyorum, ama Erdoğan’ın egosu nedeniyle, ki bunun ne kadar beceriksiz be başarısız politikalara yol açtığını da uzun zamandır görüyoruz, “hiç olmaz” demek de zor.

Burada titiz bir diplomasinin yürütülmesi en iyi yöntem olacaktır. Diplomasi titiz yürütülmezse Putin liderliğinde Rusya hiçbir şekilde geri adım atmaz, karşılık verme konusunda çok tutarlı bir politikacı çünkü. Büyükelçinin “sabrımızı test etmeyin” gibi tehditkar olduğu sanılan söylemler ise sadece kışkırtıcı ve “komşularla sıfır sorun politikası” kadar da başarısızlık nedeni olur.


Akın Olgun:

Türkiye’nin kontra milliyetçileri silahlandırıp bölgeye aktararak, Bayırbucak Türkmenleri “hassasiyeti” üzerinden tekrar oyuna dahil olma planı artık devrede.

AkınOlgun_200300Türkiye, saldırganlık politikası ile yeniden Ortadoğu ve özelinde Suriye politikasında rol kapmak istiyor. IŞID’i destekleyip, onun üzerinden yürüttüğü politika, IŞİD’in kısa sürede teşhir olup “tehdit” olarak görülmesi, Rusya’nın Suriye’ye ağırlığını koyması ve en önemlisi Kürtlerin bölgede önemli bir aktör hale gelmesi ile çöktü. Türkiye’deki kontra milliyetçileri silahlandırıp bölgeye aktararak, Bayırbucak Türkmenleri “hassasiyeti” üzerinden, tekrar oyuna dahil olma planı artık devrede.

Bunun yolunun, saldırgan bir stratejiden geçtiğini düşünüyor. “Gönderirim, birkaç füze attırırım” anlayışının farklı kompozisyonları var önümüzde. Türkmenler üzerinden, Suriye sahasında ilerleyerek, fiili bir “güvenlik ve dokunulmazlık” alanı yaratma isteğinin çatışmalarına tanıklık edeceğimiz günler kapıda. Bu politikaya uygun, “Soydaş” söylemi üzerinden yaratılacak kamuoyu ve “toplumsal” milliyetçi destek ise hali hazırda organize ediliyor. Kendisi ile Rusya arasına koyduğu NATO ile bu politikasını sürdürülebilir kılmayı hedeflediğini söyleyebiliriz. Rusya ile yaşanan krizin önüne konulacak olan Türkmen kozunun, ne kadar etkili olacağı ise tartışmalı. Çünkü sürdürebilirlik, bölgede karşılığı olan bir güce sahip olmanızla doğrudan ilgilidir ve henüz Rusya elindeki kozların hepsini sahaya sürmüş değil.


Sezin Öney:

Türkiye’de Erdoğan’a ve hükümete karşı olan eleştirel düşüncenin “Putin ve Kremlin sevdasına” dönüşmesi büyük bir talihsizlik olur. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığından kaçınılmalı.

SezinÖney_200300Rusya’nın savaş uçağının düşürülmesi, gündem için sarsıcı oldu ama çok da şaşırtıcı değil.

Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Erdoğan-AKP hükümeti ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin PKK ile savaş, Türkiye’nin sınırlarında tehdit olarak gördükleri taraflara müsamaha gösterilmemesi gibi konularda aynı yaklaşımı paylaştıklarını biliyoruz. Türkiye’nin güçlü ve sözü dinlenen bir devlet olarak uluslararası ilişkilerde ağırlığını koyması ve “iç-dış düşman” olarak gördüklerine karşı sert tavır benimsemesi de, bu asker-sivil koalisyonu, ortaklığının hedeflediklerinden. Bu koalisyonun penceresinden bakılırsa, Türkiye devleti zaten, Rusya’ya gerekli uyarıları yaptı ve Moskova’nın hava sahası ihlali konusunda tavır değişikliğine gitmemesi üzerine de, “madem öyle, işte böyle” diye sert tavrını ortaya koydu.

Ankara, son dönemde hem AKP’nin net seçim zaferi dolayısıyla, hem de G-20 Zirvesi’nde de açıkça gözlendiği gibi uluslararası ilişkilerde yeniden AKP’nin ortak olarak görüldüğünü, “vazgeçilmezliğini” ortaya koyduğunu düşündüğü için, kendine oldukça güvenli. Yeni Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın, NATO ile diyaloğu iyi ve sıkı olan bir askeri figür olarak ön planda olması da önemli; ayrıca, Akar, kararlı ve “şahin” bir isim.

Rusya ile olan kapışmanın ardında da, elbette Kürt Sorusu da var: Rusya’nın, genelde Suriye Kürtlerine, ama özellikle PKK ve YPG’ye siyasi ve hatta askeri yakınlık göstermesi, Türkiye’deki asker-sivil koalisyonunda ciddi bir alerjiye sebep olmuştur diye öngörüyorum. Türkiye, sadece Rusya ile zıtlaşması değil; Kürt Sorusunda da güvensizlik dinamiklerinin tavan yapması ile çok zor bir döneme girmişti zaten, şimdi bu kriz, tüm “Bayırbucak Türkmenleri” olayı ile daha da derinleşiyor.

Kremlin’in penceresinden bakarsak, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in kaybedeceği bir şey yok; tersine, bu olaya sevindiğini bile tahmin ediyorum. Şeytanlaştırabileceği bir ülke, bir “düşman” daha olması, Putin için tam bir avantaj. Kremlin’in doğrudan güdümünde olan devlet medyası ve büyük ölçüde kontrolü altında olan Rusya medyasının geri kalanı, şimdi 24 saat Türkiye aleyhine propagandaya başlayacaktır. Putin’in kendisi de, bu konuda gayet hevesli gözüküyor. “Tüm Türkiye’nin, IŞİD’i destekleyen bir ordu” olduğu yolundaki açıklaması örneğinde olduğu gibi.

Mesele şu ki; Rusya yönetimi, haklar ve özgürlüklerin dostu kesinlikle değil. Türkiye’de de, Erdoğan ve hükümete karşı olan eleştirel düşüncenin, “Putin ve Kremlin sevdasına” dönüşmesi büyük bir talihsizlik olur. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” mantığından kaçınılması gerek.


Engin Sustam:

Ulusların savaşından daha çok küresel egemenlik savaşının kapıda olduğu yeni bir ulus-aşırı şiddet sarmalı gelişebilir.

EnginSustam_200300Bana göre bu kriz yeni bir savaş siyaseti geliştiren Türkiye’nin NATO’da nabız yoklamak için daha öncesinde yapmak istediği ama seçimle bazı kozları eline alarak devam ettiği bir yönetim anlayışını ele veriyor. Siyasal açıdan Ortadoğu’da Türkiye, Kürt güçlerinin kazandığı itibarı ABD’nin ve Rusya’nın desteğini kırmak yönü başka bir yere çekmek istiyor. Rusya ise Türkiye’yi Ortadoğu alanında sınamak ve hesaplaşmak istiyor olabilir, G20 toplantısında Türkiye’nin bazı selefist grupları desteklediğine dair itimatlar vardı. Türkmen köylerinde ise Türkmen kalmadığı, Daeş ve cihatçı grupların alanı haline geldiği de biliniyor.

Şu an konuşmak için çok erken, Putin sert adamı oynuyor olabilir; Rusya’nın Türkiye ile belirli ekonomik pazar anlaşmaları var, bunların hemen silinebileceğini sanmıyorum ama uzun vadede Türkiye-Rusya ilişkilerinin alt üst olma şansı yüksek görünüyor.

Rusya için Suriye ikinci Afganistan mahiyetinde ve 1979’da kaybedilen işgalin bir daha tekrarlamasını da sanırım istememektedir. Türkiye içinse bu kriz sadece diplomatik kalmayacaktır, çünkü içeride Kürt sorununu çözmekten aciz durumda bir hükümetin dışarıda başarılı olup olamayacağı büyük bir soru işareti.

Türkiye’nin eskisi gibi rahat olamayacağı kesin, 40 kilometrelik sınır alanına yayılma meselesi bu olaydan sonra çok zor. Ayrıca Rusya’nın dahil olması ve Kürt güçlerinin alan kazanmasıyla Daeş eskisi gibi sınırda cirit atamamakta.

Ciddi bir savaş tehlikesi kapıda mı sorusu gereksiz keza zaten çoktan savaşın içindeyiz içeride ve dışarıda. Sanırım bayağı sıkıntılı günler Türkiye’yi ve herkesi bekliyor. Ulusların savaşından daha çok küresel egemenlik savaşının kapıda olduğu yeni bir ulus-aşırı soykırım siyaseti ya da şiddet sarmalı gelişebilir. Artık sanal krizden diplomatik krize doğru küresel göstergelerin rol oynadığı yeni bir savaş sahnesi var.


Sarphan Uzunoğlu:

Türkiye’nin böylesine gergin bir dönemde böyle bir krize sebebiyet vermesinin anlaşılır bir tarafı yok.

SarphanUzunoğlu_200300Teknik açıdan bakarak başlamak lazım. Saldırının hemen akşamına Wikileaks’te yayınlanan Türkiye’nin verdiği bilgiye dayanan raporda 17 saniyelik bir işgalden bahsediliyor. Türkiye kamuoyuna yansıtılandan ve aksiyon gerektirenden çok daha kısa bir süre. Dahası Türkiye’nin böylesine gergin bir dönemde böyle bir krize sebebiyet vermesinin anlaşılır bir tarafı yok. Rus tarafının sınır ihlalleri Türkiye tarafından uluslararası arenada kendi avantajına dahi kullanılabilecekken bugün bir anda Rusya gibi bir ülkeyi karşısında bulan taraf oldu Türkiye.

NATO ve ABD’den gelen açıklamalar bu “sıradışı” durumun içerisine “şimdilik” girmek istemeyecekleri izlenimini uyandırsa da Lavrov’un ve Moskova’daki diğer kaynakların yaptığı çağrılar Türkiye ile Rusya arasında uzun sürebilecek bir krizin sinyallerini veriyor. Türkiye Ortadoğu’daki düşmanları yetmezmiş gibi şimdi de küresel bir gücün sürekli baskısı altında olacak. Özellikle kaçak petrol ticaretiyle ilgili ithamlar uluslararası arenada artık “dedikodu” dışında bir statüde değerlendirilecek.

“Sırtımızdan vurulduk” ifadesi özenle seçilmiş bir ifade. Putin’in döneminde Erdoğan Türkiye’si ile kurulan ilişkilerin tamamıyla gözden geçirileceği, iyi niyet temelli birçok meselenin farklı şekillerde ele alınabileceği ortada. Çeçenistan’ın, Kadirov’un açıklamalarını dışarıdan bir ses olarak duyanlar da büyük hata yapar. İstanbul’da son birkaç yılda işlenen bir dizi muhalif cinayetini anımsatmak şart. Söz konusu Rusya ise hiçbir şey “steril” biçimde hallolmaz.


İsmail Güney Yılmaz:

Türkiye iç politikasını hamasetle, dış politikasını kompleksle yürütüyor.

İsmailGüneyYılmaz_200300Türk hükümetinin günlerdir “Türkmenler”e yönelik hassasiyetleri üzerinden sürdürdüğü açık cihatçı propagandasının üzerine uçağın düşürülmesi durumun vahametini şiddetlendiriyor. Adı anılan “Türkmen” unsurların Nusra ve benzeri örgütlerin saflarında yer alan cihatçılar olduğu zaten biliniyordu. Düşürülen uçağın pilotunun bu gruplarca ölü ele geçirilmesi, Türkmen liderlerin paraşütle kurtulmaya çalışan pilotları kendilerinin vurduklarını açıklamaları da Türk hükümetinin cihatçılara desteğine dair kanaatleri dünya genelinde yaygınlaştıracaktır; Davutoğlu geçtiğimiz günlerde “orada tek bir terörist yok, hepsi sivil Türkmenler” gibi bir açıklama da yapmıştı hatırlanacağı üzere. Topluca “sivil” adıyla anılanların içinde Nusra gibi gruplardan cihatçı çeteler olduğu tartışmasız açıktı. Türk televizyonlarında ise (“yandaş olmayan” kanallar da dahil) cihatçı propagandası ivme kazanarak sürüyor.

Türkiye’ye yönelik hiçbir tehdit taşımayan “dost bir güç”ün uçağı “sınır ihlali” gerekçesiyle vuruldu, ve bu, uçaklar o coğrafyada cihatçı güçlere karşı savaşırken gerçekleşti; bütün dünya cihatçılara karşı ortak bir tepki verirken ve Rusya’ya karşı -bu operasyonlar özelinde- açık ya da kapalı bir sempati gelişmişken.

Rusya, “Türkiye’nin cihatçılara desteği” üstünden bazı hırpalayıcı hamlelere muhakkak girişecektir, gelen sert açıklamalar da bunun göstergesi. Kaldı ki, Rusya’nın Türkiye’ye karşı bu yaklaşımının izleri, en yakındaki G-20 Zirvesi’nden itibaren takip edilebilir. Bu olay Rusya’nın elini güçlendirebilecek bir enstrüman vermiş oldu.

Türkiye iç politikasını hamasetle, dış politikasını kompleksle yürütüyor. Fazla abartılı sayılabilecek sonuçlar öngörmek için henüz çok erken ama bu olayın Türkiye için siyasi ve ekonomik açıdan zorlayıcı sonuçları muhakkak olacaktır.

jiyan.us