Toplumdaki “Laz” algısı ne kadar gerçekçi?

Bu yazıda, Laz kimliği ve buna dışarıdan bakış ile bu bakışın hakikatle ilişkisine bir göz atmaya çalışacağız.

Bu yazıyı yazmaya beni motive eden şey, oldukça dolaylı bir itki oldu. Bir süredir Aleviler, Alevi yerleşimleri ve buraların etnik yapısı, Alevi hareketi meseleleri ilgimi epeyce cezbediyor. Bu konularla ilgili araştırma yaparken, kendi kimlik meseleme dair makale üretmeyi uzunca bir vakittir ihmal ettiğimi fark ettim.

İşte bu yazıda, Laz kimliği ve buna dışarıdan bakış ile bu bakışın hakikatle ilişkisine bir göz atmaya çalışacağız.

Lazlar kim?

Asıl meselemize girmeden önce bilmeyenler için Lazların bir halk olarak “gerçekte” kimler oldukları mevzuunu kısaca toparlayalım.

Lazlar, Güneybatı Kafkasya (ya da aynı anlamda Güneydoğu Karadeniz) kökenli, çok köklü ve ciddi ölçüde izlenebilir bir tarihe sahip olan, yaşadığı coğrafyanın yerlisi bir halk. Rize’nin Pazar, Ardeşen, Fındıklı, kısmen Çamlıhemşin, Artvin’in Arhavi, Hopa, kısmen Borçka ilçeleri bu kadim halkın asıl yerleşim alanıdır. Buraya Lazistan ya da bir tür Lazca neolojisiyle “Lazona” denir.

Laz halkının bu otokton coğrafya dışında ’93 Harbi göçmenlerinin iskân edildiği Doğu / Güney Marmara ve Batı Karadeniz’de de yoğun bir nüfusu bulunur. Türkiye dışındaki Laz nüfusuysa sayıca önemsizdir: Gürcistan, Rusya, Kırgızistan ve Kazakistan’da küçük Laz toplulukları görülüyor.

Lazların anadili Lazca, yerli bir (Güney) Kafkas dili ve bu grupta Gürcüce, Megrelce, Svancayla akraba. Lazcaya en yakın dil Gürcistan’ın batısında, yani antik Kolhis / Lazika’daki Megrelcedir. Öyle ki Megreller, “Hristiyan Laz” olarak da anılıyorlar (Lazlar da “Müslüman Megrel” diye anılıyor.) Burada son derece ilgi çekici olan husus Lazlar ve Megrellerin, ayrılıkları bin yıldan uzun sürmüş olmasına ve araya son dört yüz yılda bir de din farkı girmiş olmasına rağmen “öz kardeş”/ “aynı” oldukları bilincini hâlâ güçlü bir biçimde taşıyor olmalarıdır.

Lazcanın bağlı olduğu Güney Kafkas dilleri, herhangi bir dil ailesiyle (Hint-Avrupa, Türk vs.) akrabalığı bulunmayan izole bir dil ailesi. Bu dillerin kuzeydeki diğer yerli Kafkas dilleriyle (yani kuzeybatıdaki Çerkes, kuzeydoğudaki Nakh, Dağıstan dilleriyle) akrabalığınınsa henüz varsayımsal olduğu söylenebilir. Mezkur diller gramer yapısı, ön eklilik, sayma sistemi (20’lik sistem), konsonant bolluğu / vuayel kıtlığı açılarından örtüşse de, aynı kökten gelen kelimeler (Güney ile Kuzey arasında) çok az görünmektedir.

Lazlar ve muhafazakârlık (Ya da Lazlar ve AKP / Tayyip sevdası)

İşbu gerekli girizgâhı takiben artık esas derdimize dönebiliriz.

Türkiye’de AKP’li yıllarda şiddetlenen ve özgün bir çehreye bürünmüş olan gerici-piyasacı saldırının, yağmanın mesullerinden, suçlularından biri olarak Lazlar işaretlenmekte. Peki, Rize ve Trabzon kökenli bürokratik / siyasi / ekonomik ‘oligarşi’yi, bu illerin plaka kodlarıyla simgeleyen “53-61 rantiyeciliği” realitesidolayısıyla yaygınlaşan bu yargı hakikatin ne kadarını yakalayabiliyor?

Önce Lazlar ve din meselesine eğilmek lâzım. Hemen söyleyelim, Lazlar yaygın kanının aksine dindar / dinci bir toplum değil. Evvelden beri dindar olan ve çoğunlukla “marjinal” addedilen belli adalar hariç Lazların dini yaşayışı oldukça “light” ve bu olguya bakışı olabildiğince “özgürlükçü”. Türkiye toplumu tarafından “yobaz” diye addedilen Lazların, batıdaki komşularınca “komünist”, “solcu”, “dinle araları yok” şeklinde açıklandıklarını belirtmek “açı”ya dair sanırım yeterli malumatı verecektir.

Hatta kendisi de bir “Batı Rizeli” olan Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz yıllarda Pazar’da gerçekleştirilen taş ocağı karşıtı eylemlerle ilgili olarak sarf ettiği “bunlar komünist!” ifadesi de hemşehrilerinin stereotip tanımlarının bir tekrarıydı.

Elbette ki Rizelilerin bu genellemeleri de, Türkiye’deki birçok genelleme gibi yanlışlar içeriyor.

Zira Lazların dini daha “rahat” yaşıyor olmaları onların İslâm’ı önemsemedikleri anlamına gelmemektedir. Bilakis, İslâm Laz kimliği açısından öyle veya böyle bir yapışkan, Laz kültürü, sosyolojisi için de mühim bir unsurdur. Çevrenin aksine Lazlarda ‒hor görülen marjinaller dışında‒ tarikat, cemaat, şeyh, evliya, türbe yoktur, vakit namazlarına çoğunluk riayet etmez, oruç tutmayan kabarık nüfusa kimse karışmaz ama cuma ve bayram namazları ile Ramazan ayının / oruç tutmanın Lazların ciddi bir bölümünce önemsendiği de yadsınamaz.

Şunu da altını çizerek ifade edelim, son yıllarda Türkiye genelinde “samimi” olarak olsun, çıkar hesaplı olsun yayılan dinselleşme elbette Lazları da çokça etkilemiştir. Öyle ki bugün, sadece Ardeşen’de değil, Pazar’da “bile”, oruç tutmayan insanların artık eskisi kadar “huzurlu” olamadıkları bilinen bir gerçektir.

Buradan Lazlar ve AKP özeline dönelim. Lazlarda AKP, 2018 seçimlerinde Pazar ve Ardeşen’de sağlanan konsolidasyon sebebiyle artık Türkiye ortalamasının üstünde oy alıyor ‒eski Millî Görüş partileri ortalamanın altında alırdı. Sol için özel bir “hayal kırıklığı” olarak kodlanabilecek Pazar’la birlikte Ardeşen AKP’nin Türkiye genelindeki düşüş trendinden etkilenmemiş, bilakis batıdaki ilçelere daha da fazla benzeme eğilimine girmiş görünmektedir.

Son yerel seçimde Laz nüfuslu ilçelerinin üçünü CHP’nin (Fındıklı, Arhavi, Hopa), ikisini AKP’nin (Pazar, Ardeşen) alması gözlemci için yanıltıcı olabilirse de köylerle birlikte ele alındığında AKP epey bir farkla Lazların birinci partisidir. Pazar ve Ardeşen’de CHP oyu Rize ve Trabzon’la mukayese edilemeyecek kadar yüksektir.

Buradaki AKP oyları mevcut İslamî tabanla ve ondan daha fazla eski ANAP, DYP oylarının ve on sekiz yıllık iktidarla gelen yeni katılımların bileşimi. Bırakalım dinciyi, çoğunluk olarak dindar bir kitle oldukları dahi söylenemez.

Bir ara not: “Laz müteahhitler”

Yine “53-61” fenomeni dolayımıyla yerleşen bir nefret objesi olarak “Laz müteahhitler” meselesi var. Bu, “Laz” iş adamları ve siyasetçiler olarak da genişletilebilir. Bu durum, ülkeyi Lazların yönettiği biçiminde bir halüsinasyona yol açmıştır.

Ve yanılgı salt Türkiye’yle sınırlı değil, Ermenice Vikipedi’de dahi Erdoğan’ın Laz olduğu yazıyor. Hâlbuki Erdoğan’ın ailesi Laz değil, yöredeki Batı Rize kültürüne asimile olmuş Gürcü’dür. Batı Rize, Trabzon’un doğusu gibi Rumcadan da çok sayıda kelime ihtiva eden bir Türkçeden başka dil bilinmeyen bir coğrafyadır. Trabzon’da Çaykara, Dernekpazarı, Köprübaşı, Of, Maçka, Tonya’da hâlâ Pontos Rumcası (Romeyika) konuşan Müslüman bir nüfus mevcuttur.

Bu yanlışın sebebi elbette bütün Doğu Karadeniz’i Laz olarak bilmekten kaynaklanıyor. Yani bu bir bilgisizlik meselesi. Lâkin bu yaygın yanlışın tarihsel bir arka planı da var. Bölgenin bir bütün olarak “Laz” olarak adlandırılmasının Helen ve Romalı kökleri mevcut. Ve hatta kimi görüşlere göre Trabzon doğusu ve Rize batısı antik kökenler bağlamında gerçekten de Laz.

Kimine göre ise daha da geniş bir saha… Örneğin “Canik”, Ermenice Lazistan demektir. Lazların orijinal etnik ismi Ç’ani, Tsan, Tzan, Zan’dır. Laz adı işgalci Romalılarca muhtemelen “Lazan” (Laz yurdu) adının yanlış bölünmesiyle 1. yüzyıldan itibaren verildi. Lazlara Hemşinliler hâlâ Con, Gürcülerse Ç’ani diyor. Ermeniler eskiden Tsen derlerdi. Svanlar ise Megrellere “Mezan” (Zanlı) diyor. Bugün bile Yunanistan’daki Pontoslu Rumlar kendilerine lakap olarak Laz demekte bir sakınca görmüyorlar. Aynı vaziyet Karadenizli olan ve Laz’ın etnik manada neyi ifade ettiğini bilen Türkler için de geçerli.

Özetle söylemek gerekirse “Laz oligarşisi”nin Lazlarla pek bir ilgisi yok. Tıpkı “Laz mafyası”nın da Lazlarla hemen hemen hiçbir ilişiğinin olmaması gibi. Mafyalık mevzuu, müteahhit çeteleri mevzuundansa Lazlarla daha çok ilgilidir. Ancak bilinen “büyük” Karadeniz mafyalarının hiçbiri Laz değildir.

Öte yandan Lazlar, ilgili rant ehlinin hükümetin çay tarımı ve çevre politikaları sebebiyle doğrudan mağdurudur da. Buna bağlı olarak Lazlar arasında kuvvetli bir ekolojist halk hareketinin olduğu da bilinen bir gerçek.

Lazlar ve CHP: Güçlü “laik” damarın adresi

Lazlarda CHP’nin oyunun % 30’un üzerinde olduğunu söylemekle başlayalım. Bu oran görüldüğü gibi sadece Karadeniz’in değil, Türkiye ortalamasının da üstünde. Ve bu durum CHP’nin en güçlü dönemi olan ’70’lerde de böyleydi.

Nüfusu da görece yüksek olan Ardeşen ve Pazar, CHP’nin Lazistan’daki toplam oy oranını aşağıya çekmektedir. Rize özelinde aynı iki ilçe Fındıklı’yla birlikte CHP oylarını arttırıyor. Artvin Lazlarında ise CHP oyu Artvin ortalamasının bir miktar üstünde çıkardı, fakat son dönem seçimlerinde ÖDP, HDP gibi partilerin Hopa’da yüksek oy alması bu durumu biraz değiştirmiştir.

Lazlarda CHP oylarının önemli bir bileşeni “eski devrimci” oylarıdır. Bu açıdan bakıldığında “Laz CHP”sinin daha solda durduğu söylenebilir. Örnek olarak (ÖDP’li etkisi de olan) Fındıklı Belediyesine bakılabilir. Hatta Pazar’da yakın zamana dek bile ilçe başkanlığı seçimlerinde adaylar Devrimci Yol ve Halkın Kurtuluşu eskileri biçiminde kutuplaşmaktaydı.

Bugün, andığımız sol mirasın CHP’de bir tesiri mevcutsa da, CHP’nin Lazistan’da Atatürkçülüğü, seküler / “modern” yaşamı temsil ettiği söylenebilir. Kaldı ki, ‒özellikle öteden beri sağ Kemalist diri bir damarın bulunduğu en homojen Laz ilçesi Arhavi’de‒ AKP döneminde DYP, ANAP tabanlarından da CHP’ye taraftar akışı olmuştur.

CHP faslını bitirirken, Lazlığa dair bilinç canlanmasının yaşandığı yörede CHP’li belediyelerden Fındıklı Belediyesinin Lazcaya elle tutulur bir ilgisi ve katkısı olduğunu da söyleyelim. Arhavi’nin eski AKP’li belediye başkanı da meseleye ilgiliydi. Saadet Partisi, en güçlü olduğu yer olan Ardeşen’de Lazca seçim şarkısı ve propaganda yapmıştır. Yine Ardeşen’de Erdoğan AKP teşkilatı tarafından Lazca bir pankartla karşılandı. HDP, Hopa’da Lazca seçim broşürü dağıttı, pankart astı. ÖDP’yle ilişkili bir kurum Pazar’da Lazca kursu veriyor.

Lazlar ve milliyetçilik / MHP

Devrimciler tarafından tamamen bastırıldığı 1975-’76 yıllarından 2000’lerin başına dek MHP yörede marjinal ve sinmiş bir hareketti. Aldığı toplam oy % 1 veya biraz üzeriydi. Fakat MHP’nin, Türkiye’de medyanın da pompalamasıyla “normalleşme” süreci Lazistan’da biraz gecikmeli olarak da olsa meyvelerini verdi. Bugün bölgede MHP, Türkiye ortalamasının biraz altında oy alıyor ve yöre siyasetinin artık etkin bir parçası.

MHP’nin Lazlarda evvelden beri ciddiye alınabilir bir taban tutturabildiği tek saha Borçka’dır. ’90’lardan itibaren Arhavi ve Ardeşen, takiben diğer ilçelerde de gelişme kaydetti. MHP’nin Hopa’da aldığı ciddi oyların kaynağıysa esas olarak ilçedeki Rizeliler ile dört Hemşinli köyüdür. Batı Ermenicesi’nin bir lehçesi olan Hemşince konuşan Hopa Hemşinlileri aynı zamanda Hopa’daki ‒yöre için‒ “şoke edici” yüksek HDP oylarının da membaıdır. Rize Hemşinlilerinin Hemşince bilmediğini, Ermenice kelimeler de barındıran bir Türkçeyle konuştuklarını belirtelim.

Lazistan’da “mafyacılık”, kavgada arka olma gibi motivasyonlarla da bilhassa gençler arasında karşılık bulan MHP, son yıllarda ‒Hopa dışında‒ böyle işlerle ilgisiz gibi görünmektedir. Hopa’da zaman zaman meydana gelen sağ-sol gerginlikleriyse sadece yerli faşistlerle değil, Rize’den, Trabzon’dan ara sıra Hopa’yı “işgal”e gelen serseri takımıyla da ilişkili olabilmektedir.

MHP’den kopan İYİP’in de yörede hemen hemen MHP kadar oy alabildiği görüldü. Bu oyun kaynağı sadece MHP’den kayanlar değil, aynı zamanda CHP’den kopanlardır. Hopa’daki son yerel seçimde İYİP’in aldığı % 22’lik muazzam oysa ‒garip gelebilir ama‒ aday dolayısıyla “Laz milliyetçiliği”ne bağlanıyor.

Elbette ki Lazların milliyetçilikle ilişkisi salt MHP üzerinden okunamaz. Türkiye’ye tamamen entegre olmuş, devletle bir sorunu olmayan Laz halkı Türk milliyetçiliğinden çeşitli biçim ve dozlarda etkilenmiştir. Fakat bu yadsınamaz milliyetçi varlığın “ülkücülük”le ilişkisi azdır.

Ayrıca bir ara Lazların Türklüğüne dair safsatalar içeren devlet destekli kitapların Lazlarca hiç teveccüh görmediğini de söyleyelim. Aynı “Türklük” çizgisi Rize’deki Hemşinliler ve Artvin’de ise coşkuyla kabul gördü. Oğuz olmayı her nedense tatmin edici bulmayan Artvin Türk nüfusu, bu “çalışma”lardaki uydurma Kıpçaklığa aşkla sarıldı.

Milliyetçilik durağımızı Lazlarda inkâr edilemeyecek bir görünürlükte “politik” olmayan bir Laz milliyetçiliğinin de mevzubahis olduğu hakikatiyle noktalayalım. Politik olmayan bir biçimde tarif edersek, bu, Laz olma kibridir.

Lazlar ve sosyalist sol: Zayıfladı ama bitmedi

12 Eylül askerî faşist cuntası öncesi Laz nüfuslu ilçeler Pazar, Ardeşen, Fındıklı ve Hopa devrimcilerin “hâkimiyet” alanıydı. Bugün yöreyi bilenler için Ardeşen şaşırtıcı olabilir ama durum bu şekildeydi. Pazar-Çayeli sınırı sadece Laz ve “Türk” sınırını değil, sağ ve solun da keskin sınırını belirliyordu. Örneğin, o yıllarda Türkeş’in Laz bölgesine girme inadı büyük olaylara sebep olmuştu.

Arhavi’de ise elbette devrimcilerin de belli bir etkinliği bulunmakla birlikte temel belirleyen “merkez sol” ve “merkez sağ”dı.

Laz coğrafyasında etkin olan örgütlerse şunlardı: Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu, Halkın Yolu, Halkın Birliği ve HDÖ (Ardeşen). Karadeniz’de güçlü olan Kurtuluş’un Lazistan’daki gücü diğer yerlere göre nedense daha geriydi. Kuruluşundan itibaren Lazlar arasında dar örgütlenmeleri olan TKP’yle, 1976 öncesinde özellikle öğretmenler içinde örgütlü olan TİP, devrimci yükselişten sonra etkinlik yitirdiler.

Saydığımız devrimci yapılar “Lazlık / Lazca meselesi”yle hiçbir biçimde ilgilenmediler. Fakat ’80’lerde Almanya’da, ’90’larda Türkiye’de ortaya çıkan Laz kimlik / kültür hareketinin öncüleri solcu Lazlardır. İlk dönem işlerindenOgni dergisi ve Zuğaşi Berepe bu konuda bir fikir verebilir. 1929’da Sovyet Abhazya’da çıkan ilk Lazca gazete Mç’ita Murutsxi de Bolşevik bir yayındı. Lazların en büyük iki şairi Helimişi Xasani ve Nurdoğan Demir Abaşişi de komünisttir. Yani, Laz kimlik hareketi ve solculuk arasında bir bağ, zaman içinde zayıflamak ve liberalleşmekle birlikte vardır.

Devrimci Sol’un Lazlardan gözle görülür biçimde taraftar ve kadro kazanmasıysa ’90’lardan sonradır. Fakat ’80 öncesinde Devrimci Sol’un (ve diğer yapıların da) aktif olduğu İstanbul’daki Hasköy-Halıcıoğlu çevresinin ağırlıkla Laz nüfuslu olduğunu belirtelim. Benzer biçimde Akçakoca’nın solcu mahallesi de Laz nüfusluydu. (Bu, benim 1877-78 muhaciri “Laz diasporası”nda bildiğim tek örnektir. Muhacir Lazlar, anayurttaki Lazlara göre genel olarak daha muhafazakârdır.)

Darbe, pek tabiî tüm Türkiye’de olduğu gibi, yörede de devrimci odakları kolayca dağıttı. Geriye artık silinmekte olan duvar yazıları, efsaneleşen anlatılar ve darbe sonrası “Devrimci Yol gerillaları”na dair menkıbeler kaldı. (Teknik, biçim, teçhizat açısından gerilla sayılamazlardı. Lazlar “dağdakiler”e yaptıkları yardımları ve “içlerinden hiç muhbir çıkmaması”nı hâlâ övünerek anlatıyorlar.)

Gerçek şu ki, şaşırtıcı olan asıl şey, Lazlar gibi Türkiye’ye tam entegre olmuş, özel bir baskıya maruz kalmamış, Hanefî-Sünnî bir toplumun sağcı değil de solcu olmuş olmasıydı. Bilhassa 1930’lar ve ’40’lar boyunca Laz yerleşimlerindeki okullarda Lazcayla mücadele kolları vardı ve Lazca konuşan çocuklar dayakla cezalandırılıyorlardı. Laz çocukları ’70-’80’lerden itibaren artık Lazca konuşamadıkları için böyle bir uygulamaya da gerek kalmamıştır. Kaldı ki bu baskı Lazlarda bir tepkiye değil, aksine otoasimilasyonun hızlanmasına sebep olmuştu. Günümüzde ilköğretim okullarında Lazca seçmeli dersi var. Fakat Lazların bir diğer talebi olan tv yayını, anlaşılması güç bir inatla, karşılanmamıştır.

Lazlar, Türkiye halkına göre daha yoksul da değildiler. Hatta çayla birlikte Lazların belli bir “refah” düzeyini yakaladıkları açıktır. Lazlarda toprak ağalığı da olmadığı için bu görece “zenginlik” olabildiğince eşit biçimde dağılmıştır.

Lazlarda feodalizm Osmanlı tarafından aşamalı olarak dağıtıldı. Önce Hristiyanlık döneminden kalma eski ağalar, 19. yüzyılda da onların yerine geçirilen aslen Laz olmayıp Lazlaşan ağalar tasfiye edildi. Fakat bu ağa soylarının günümüze dek bürokraside etkinliklerini, siyasette, toplumda ağırlıklarını ve kısmen zenginliklerini muhafaza ettikleri de söylenmeli. Lazistan’da feodalitenin tasfiyesi Tuzcuoğlu isyanlarıyla çok sert bir yanıt almıştı. Zalimlikleriyle de anılan bu ağaların Lazların asimilasyonunu hızlandırdıkları yargısıysa tam olarak doğru değildir. Bir kere Lazların süratle Müslümanlaşmaya başladığı dönemde ağalar, yani baştina sahipleri hâlâ Hristiyan’dır. Öte yandan Lazların kılıç zoruyla Müslüman yapıldıkları inancı da hakikati tam yansıtmıyor. Lazlar Osmanlı işgalinden çok sonra kitlesel olarak Müslümanlaşmaya başladılar. Bu aşamalı evrim batıdan doğuya gelişti. 1550’lerden itibaren birden artıp, 1600’lerde hızlanarak 1700’lere dek sürdü. 1650’lerde artık Lazların ezici ekseriyeti Müslüman’dı. Hristiyan ve Müslüman Lazlar yabancı gezginlerin aktarımına göre bu yıllarda barış içinde yaşadılar. Bu dönemde Lazistan’ın nüfusunun % 20 oranında azalmasıysa katliamla değil de, İslam’ın politik baskısı sebebiyle gerçekleşen göçlere bağlı olarak daha açıklanabilir gibi duruyor. Ayrıca İstibdat, Meşrutiyet ve Mütareke dönemlerinde ortaya çıkan zayıf Laz milliyetçiliğinin de ağa soyları kaynaklı olduğunu belirtelim.

İlginç bir koşutluktur ki yine Lazlar, Hamit’in İstibdat döneminde de “silme” İttihatçıydılar. İTC’nin 1908 Devrimi’ni takip eden diktatörlük dönemindeyse İTC’ye muhalefet yaygınlaştı.

Kurtuluş Savaşı’na da Lazistan işgal altında olmamasına karşın Sovyetlerden mühimmatı kaçak olarak taşıyarak katkı sundular. Lazistan’da aynı yıllarda cılız da olsa adem-î merkeziyetçi, Laz milliyetçisi, Lazcı/Bolşevik, Gürcü Menşevik hükümeti yanlısı hareketler de vardı.

Buna karşılık, Topal Osman ve Giresun Gönüllü Laz Müfrezeleri Laz değildir. Dolayısıyla Lazların Rum ve Kürt-Alevi katliamlarıyla da bir ilişkisi yoktur. Tabiî Lazların “sütten çıkmış ak kaşık” olduklarını söylemiyoruz. Lazların da çeşitli dönemlerde, çeşitli çeteci faaliyetleri oldu. Özellikle muhacir Lazların batıdaki çeteleri, zamanında yerli halkı canından bezdirmiştir. Fakat, gayri Müslimlere karşı bir Laz mezaliminden bahsedilemez, zira o yıllarda Lazistan’da elle tutulur bir gayri Müslim nüfus yoktur.

Bu tarihsel zeminden yola çıkarak, Lazlardaki sola meyyali belki, eğitimli olmalarıyla ve geçmişteki “isyancı” karakterlerinin bir bakiyesi diye açıklayabiliriz.

Lazların sağcılaşması ’90’larda hızlandı. Hatta bu yıllarda ‒’80’lerde hâlâ güçlü olan‒ “merkez sol” da iyice zayıfladı. 2003’ten itibaren biteviye yükselen AKP karşısında CHP’yi silinmekten daha önce de belirttiğimiz gibi biraz da “merkez sağ”dan kayan oylar kurtardı.

Devrimcilik / sosyalist sol ise azalmakla birlikte her daim var olabilmeyi başardı. Bir dönem ÖDP’nin (Halkevleri ve ESP’nin de desteğiyle) belediyeyi de aldığı Hopa’nın durumu diğerlerine göre farklıdır. Devrimcilikle daha çok anılan Hopa’da sosyalistlik günümüzde daha ziyade Hemşinlilerle ilişkilidir. Hopa’da ciddi bir güce sahip olan Halkevleri’nin tabanı neredeyse tamamen Hemşinli’dir. Bu, ilçedeki diğer örgütler için de geçerlidir. Sadece ÖDP’de belli bir Laz kesimin olduğu söylenebilir.

ÖDP demişken, bu partinin Fındıklı ve Pazar’da da “özgül bir ağırlığa” sahip olduğu söylenebilir.

Lazistan’da günümüzde kurumlarıyla faal olan sosyalist örgütleri sayalım. ÖDP (Pazar, Fındıklı, Hopa, Kemalpaşa), Halkevleri (ÖDP’yle aynı ilçelerde), ESP (Fındıklı, Hopa), EMEP (Fındıklı), Komite (Hopa), SYKP (Hopa), YSGP (Hopa). Partizan’ın da Hopa ve Fındıklı’da belli bir etkinliği vardır. HDP de Hopa ve Fındıklı’da teşkilatlanmıştır. HDP, 7 Haziran 2015’te Hopa’da % 7,3, Fındıklı’da % 3,5, Pazar’da % 1,6 oy almıştır. 2014 yerel seçimlerinde Hopa’da ÖDP % 7,4, HDP % 5,5’ti.

Yakın zamana dek Hopa ve Fındıklı’da çalışması olan Halk Cephesi’ninse artık kurumları yok. Bu örgüt, Fındıklı’da ESP’yle beraber yıllar sonra 2006’da 1 Mayıs örgütlemişti. Grup Yorum’un yörede verdiği son konserse 2004’te Pazar’dadır.

Sonuç

Haklarında geleneksel olarak zaten ön yargılar ve yanlış bilgiler yaygın olan Lazlar, yeni rejimin “53-61” oligarşisi sebebiyle şimdi birkaç kat daha fazla ön yargılı kabullerin hedefi olmuş durumda. “Lazlar”ı aşağılamanın, solu da bir ölçüde kapsayarak “normalleştiği”ni görüyoruz.

Yukarıda Laz halk gerçeğini anlatmaya çalıştık. Bu gerçeğin, imal edilmiş “gerçek”ten uzak olduğu sarihtir. Elbette “Lazların solcu olduğu” gibi tersinden bir rüya da görmüyoruz. Kaldı ki ideolojik yapımız gereği herhangi bir halka özcü yaklaşmıyor, hiçbir durumu ezele ve ebede mühürlemiyoruz.

Halklarımız arasında umut ettiğimiz kardeşliğin hayalî, menkul olmayan bir hakikatten değil, birbirini tanımaktan, dayanışmaktan geçtiğini biliyoruz. Bu birliği sağlayabilecek tek yapışkansa sınıf bilinci, sınıf mücadelesidir. Elbette kimliği dışlamadan. Yani “ya kimlik; ya sınıf” değil, “hem kimlik; hem sınıf” diyerek. Sınıfsal olanın, kimliğe de içkin olabileceği bilinciyle.

İsmail Güney Yılmaz

Teori ve Politika