Suriye’de Türkiye’nin İç Savaşı

Suriye'deki savaş bir gün bitse bile bu savaşın etkileri Türkiye açısından uzun yıllar sürmeye devam edecek.

 

Türkiye’nin Gezi’yi kerteriz alarak başlatabileceğimiz bir iç savaş ihtimali tartışması var. Bu ihtimal ya da kaygı son dönemde daha yüksek sesle ve daha yoğun bir biçimde dillendiriliyor.

Nisan 2014’te sendika.org için yazdığım “Türkiye’nin Soğuk İç Savaşı Isınıyor mu?” başlıklı uzun ve biraz dağınık bir yazımda Türkiye’de 12 Eylül sonrası dönemden beri Belçika benzeri (Valon-Flaman) bir “Guerre civil froid” (soğuk iç savaş) yaşandığını fakat bunun sıcak bir savaşa evrilme olasılığını düşük bulduğumu belirtmiştim. (Burada iç savaştan kastımız 1984’ten beri süren PKK-T.C savaşı değil, ülkede topyekun bir sivil katılımlı iç savaş durumu).

Bugün de benim daha yakın olduğum taraf ülkedeki gerginliğin “kontrollü tansiyon” şeklinde sürdürüleceği ve bunun bir iç savaşa dönüşmeyeceği. Fakat bunun bir iç savaş ihtimalini tamamen yok saydığımız anlamına gelmediği de açıktır.

Kaldı ki iç savaşlar öyle çok ön görülebilir olaylar değildir ve iç savaşın zaten başlamış olduğu iç savaşın fark edilir düzeye gelmesinden çok sonra anlaşılır.

Ayrıca unutmamak gerekir ki 2011’den bugüne çok kanlı bir savaşın pençesinde can çekişen Suriye’de savaşın hemen öncesindeki durum, Türkiye’nin son birkaç yılından çok daha sakin ve “olağan” seyrindeydi.

Bu yazıda dikkat çekmeye çalışacağımız nokta da işte Suriye’deki bu iç savaş, daha doğrusu Suriye’nin iç savaşında ısınan Türkiye’nin iç savaşı.

Suriye’de Türkiyeli savaşçılar

Türkiye’nin iç savaşı son beş yıldır Suriye’de gözümüzün önünde sürüyor. Bununla sadece Türkiye’de iktidarın Suriye gündemiyle Türkiye’nin içini, kendi tabanını şekillendirme çabalarını kast etmiyoruz, demek istediğimiz çok daha fazlası.

Suriye’de Türkiye’nin olası iç savaşının tarafları zaten fiilen savaşıyorlar. Ve oradaki saflar da bize Türkiye’nin iç savaşının tahmin edildiği gibi Türk-Kürt, Alevi-Sünni ve en anlamsızı laik-anti-laik şeklinde değil, yine ’80’ öncesinde yaşanmış tek (düşük yoğunluklu) iç savaşta olduğu gibi kaba hatlarıyla sağ-sol çarpışması biçiminde olacağını gösteriyor.

Burada geçmişte de altını çizdiğim bir noktanın altını tekrar çizmem gerekiyor: Sosyalist solun, devrimci hareketin böyle bir ihtimali göğüsleyebilecek bir gücü de, hazırlığı da yoktur. Ve özellikle Kürt hareketinin iki taraftan biri değil de, bir üçüncü taraf olması takdirinde solun, Alevilerin ve dahi CHP’nin demokrat tabanının muhatap olacağı şey bir iç savaştan ziyade tek taraflı bir katliam olacaktır (1).

15 Temmuz’da görüldüğü gibi, darbeyle en ufak bir ilgisi olmayan Alevi mahallelerine saldırı, devrimcileri buradan silmek, İslamcıların da, ülkücülerin de, devletin de daima gündemindedir. 15 Temmuz’da buralara toptan bir saldırı olmaması, oradaki sınırlı gücün, oralara girilebilmesini önlemesini sağlasa da, bu gücün kuvvetli bir saldırı karşısında ne kadar ayakta kalabileceği tartışmalıdır (2).

Dönelim Suriye’deki Türkiyeli savaşçılar meselesine. Öncelikle belirtmek gerekir ki, bu mühim ve yakıcı gerçeğe dair pek bir veri yoktur. Sadece sol örgütlerin (MLKP, BÖG vs.) (3) (4) ve ülkücülerin kayıpları takip edilebilir durumdadır, fakat bunların da sayıları diğerleriyle karşılaştırılınca oldukça azdır (5).

ct195yjf_400x400PYD, çeşitli cihatçılar ve Suriye ordusu saflarında savaşanların ve ölenlerin toplamda binlerce olduğu açık. Sayıları tam bilmiyoruz.

Cihatçılarla ilgili birkaç veri vermeye çalışırsak, Vikipedi’nin İngilizce sürümünde kaynağı pek anlaşılmayan bir sayı olarak Suriye’de ölen Türkiyeli 90 “yabancı savaşçı”dan söz ediliyor (6). Burada kast edilen İslamcı militanlardır ancak verilen kaynaklar sıkıntılı ve belirsiz.

İlgili sayının gerçeğin çok altında olduğu açıktır.

147132

Şimdi vereceğimiz çarpıcı rakam aynı zamanda katılım ve ölüm rakamlarının ne kadar yüksek olabileceğine de bir delalet: Koyu dindar (ve Zaza) kimliğiyle bilinen Bingöl’den IŞİD, Nusra vb.’ne katılım 2015’teki bir tahmine göre 600 ve bazı Bingöllüler gerçek sayının bunun çok üstünde olduğunu tahmin ediyorlar! (7)

Sınırdan rahatça geçişler, ölen İslamcı militanların genellikle sessiz sedasız gömülmesi hakikate ulaşma önündeki en büyük engel (8).

ekran_resmi_2015-07-22_16-40-31

Fakat bu konuyla ilgili önemli bir veri, yine 2015’te Serhat Erkmen’den geldi (9). Erkmen’in verdiği rakamlara göre Türkiye’den Suriye ve Irak’a (IŞİD’e hicret edenlerle, yani ailesiyle birlikte İslam Devleti’ne yerleşenlerle beraber) gidenlerin sayısı son dört yılda 10 bine yakındır. Erkmen’in tuttuğu arşive göreyse ölen Türkiyeli İslamcıların “verili” sayısı 203, gerçek sayısıysa 900’e yakındır!

page_iside-katilan-turk-militanlardan-videolu-mesaj-oldugunuz-yerde-kiyama-kalkin_376612414görsel: IŞİD’li Türkler

İslamcılarla ilgili en azından doğruluk payı yüksek rakamlara ulaşabildik. PYD’ye Türkiye’den katılım ve PYD-YPG cephesinde yaşamını yitiren Türkiyeli savaşçı sayısı hakkında da bildiğimiz Türkiye Kürdistanı’ndan ve Türkiye üniversitelerinden binlerce Kürt ve Türkiye solundan devrimci gencin savaşmak için Rojava’ya gittiği, gitmekte olduğudur.

2015’te çıkan bir habere göre Türkiye’den YPG’ye katılan kişi sayısı 4.500, Rojava’da yaşamını yitirip Türkiye’de defnedilenlerin sayısıysa 173’müş. Yine Türkiye Kürdistanı’ndan 670 savaşçı Rojava’da yaralanmış. Rojava’ya “PKK’nin dağ kadrolar”ındansa 4 bin kişi geçmiş. Twitter’da bir Kürt kaynağına ya da iddiasına (?) göreyse “7 bin Rojava şehidinin 4 bini Türkiye Kürdistanı’ndan” (10).

Suriye’de Türkiyelilerin savaştığı bir başka cephe ise Suriye ordusu mevzileri. Aslında haklarında en az bilgi sahibi olunanlar ve en çok speküle edilenler de bu savaşçılar. Daha çok THKP-C/Acilciler (11) adlı örgütün eski liderlerinden ve bir hayli “medyatik” olan Mihraç Ural’ın komutanlığını yaptığı Mukaveme Suriyyi (Suriye Direnişi) üzerinden biliniyorlar. Ancak 2 bin savaşçısı olduğu söylenen Mukaveme Suriyyi tamamen Türkiyeli Arap Alevilerden oluşan bir birlik değil ve bu yapılanmanın saflarında hayatını kaybeden 86 savaşçının (12) ne kadarı Türkiyelidir bilemiyoruz.

1d1

Ayrıca Esad’ın zaferi için savaşan Türkiyelilerin Mukaveme Suriyyi’li gönüllü askerlerden ibaret olmadığını da söylemeliyiz (13).

Sonuç

Suriye’de savaşan Türkiyeli savaşçı sayısı hakkında net bir veri olmasa da, yukarıda ortaya koymaya çalıştığımız tablonun Türkiye açısından anlamı nettir. Bu tablo Türkiye’de gerçekleşebilecek bir iç savaş için de son derece açık çıkarımlar yapabilmemizi sağlıyor. Suriye’deki savaş bir gün bitse bile bu savaşın etkileri Türkiye açısından uzun yıllar sürmeye devam edecek. Türkiye’de bugün başka bir ülkede savaşmış ve hiçbir hukuki takibata uğramamış bir yığın İslamcı, milliyetçi militan var ve bu sayı daha da artacak.

El Nusra’yı, Ahrar-uş Şam’ı, ÖSO’yu desteklememenin adeta “anayasal bir suç” hâline getirildiği Türkiye’de cihatçı savaşçıların etkisinin sadece aile ve yakın çevreleriyle sınırlı kalacağını düşünmek safdillik olur.

Cihatçıların Halep’teki yenilgisine İslamcısıyla, milliyetçisiyle, liberaliyle, tuzluklu sosyal demokratıyla ağlaşılan bir ortamda gelecek günlerin muhalefet açısından daha da karanlık olacağını söylemek için fal bakmaya gerek yok. Çoğu yalan olan “belge”lerle tüm burjuva medyadan da pompalanan cihatçı yamyam duyarının amacı, iktidarın Halep’teki/Suriye’deki (cihatçılara “ihanet”i de saklayarak!) yenilgisi üzerinden Türkiye’de -İslamcıların alışılageldik karakterleri icabı- bir pseudo-mazlumiyet havası yaratıp buradaki “iç savaş”ı ısıtmaktır.

Bu iktidarı ve “yaprak kımıldamayan” lehine siyasi iklimi tahkim hedefiyle yapılıyor. Zira bugün zorla, baskıyla yürütülen ve lehine görünen mafya düzeni, aleyhine bir fırtınayı da alttan alta biriktiriyor, o bunu görüyor.

Elinde demir yumruğundan başka bir şey kalmadığını görüyor.

Sola düşen de, mezhep, milliyet dairesine çekilmeye çalışılan bu çarpışmayı yoksulları dincilerin, milliyetçilerin elinden geri alarak düzenin yönetememe krizini derinleştirmeye doğru bükmek oluyor.

Solun bu cendereden sağ salim çıkarabilmesi için başka da bir yol yok.

İsmail Güney Yılmaz

  1. Bir iç savaş fragmanı görünümünde yaşanan 6-8 Ekim olaylarında Kürt hareketi ve devrimciler; ülkücülerle de Türk-Kürt İslamcılar birlikteydi.
  2. http://www.haksozhaber.net/dhkp-c-tarafindan-sehid-edilen-ramazan-mese-defnediliyor-80020h.htm
  3. Rojava’da savaşan sol örgütler: MLKP, TKP-ML/TİKKO, MKP, TKEP/L, THKP-C/MLSPB, Devrimci Karargah, TKP Kıvılcım, TDP, PDKÖ (son ikisi birleşip DKP oldu).BÖG (Birleşik Özgürlük Güçleri), DKP ve MLSPB’den oluşuyor. Sosyal İsyan Cephesi adlı Türkiyeli eko-anarşist grupsa bu birlikten ayrılmıştır.

Aşağıdaki grafikte bu Marksist örgütlerin az sayıdaki Batılı (örneğin İspanyalı) Marksistle birlikte 200 kişi oldukları tahmin ediliyor. Birkaç yıl önce web’de gördüğüm fakat şimdi bulamadığım ve “MİT’in sayıları” olduğu söylenen bir haberde bu sayı daha azdı. Burada en kalabalık MLKP’lilerdi (sanırım 40 kişi), onları da yine sanırım Kurtuluş’çular (PDKÖ) takip ediyordu. Örgütlerin militan sayıları çift haneli bile olmayan rakamlardı. Ancak listede DHKP-C’den bile 2 savaşçı gösterilmesi, listenin ne derecede ciddiye alınabilir olduğunu anlatıyor olsa gerek.

Marksist örgütlerin Rojava’da verdikleri toplam kayıp sayıları internet sitelerinde görebildiğim kadarıyla 10 civarı olmalı (MLKP, MLSPB ve Kurtuluş’tan. Bir de bir EMEP üyesi var).

Rojava’da en çok öne çıkan sol örgüt olan MLKP, yakın zamanda bölgede ikinci taburunu da kurduğunu açıklamıştı. Ancak bu tabur kavramı elbette TSK’dan bildiğimiz çapta bir taburu işaretlemiyor (300-1300 asker).

  1. Yukarıdaki notun bir devamı olarak DHKP-C’nin Rojava’da bir varlığı olmasının mümkün olmadığını söyleyelim. DHKP-C, Rojava deneyimini hem bir devrim olarak görmemekte; hem Amerikan desteğini sert bir şekilde eleştirmektedir. DHKP-C’nin Esad’a desteğiyse siyasi destek sınırlarındadır. Bilinebildiği kadarıyla bu örgütün Suriye’de bir savaşçısı yoktur. Örgütün ’80’ öncesinden beri Suriye’de (Lübnan’da) süren varlığı günümüzde sadece siyasidir.
  2. Türkmenler’e yardım” için Suriye’ye gidip, burada ölen ülkücüler de var. Aralarında parti yöneticilerinin de olduğu ve hem MHP, hem de medya tarafından “şehit” olarak sahiplenilen Suriye’de ölen ülkücülerin sayısı çok fazla değildir. Merak edenler arama motoruna “Suriye’de ülkücü şehitler” yazıp fikir edinebilirler. Ancak MHP’nin Suriye’deki savaşla aktif olarak ilgilendiği, devletle koordineli şekilde buraya militan gönderdiği ve Türkmenlerin burada organize olmasına katkı sağladığı açıktır. Ülkücüler her ne kadar bu desteklerini “esir Türkler” soslu bir romantizmle de açıklasa, bu Türkmen grupların Türkmenleri korumak için oluşturulmuş otonom gruplar olmadıkları, cihatçı örgütlerin doğrudan parçası oldukları açıktır… MHP dışında BBP ve İBDA’cıların da Suriye savaşına karşı yoğun bir ilgileri var.
  3. https://en.wikipedia.org/wiki/Casualties_of_the_Syrian_Civil_War
  4. http://appsaljazeera.com/interactive/isid_dosya/bingol.html
  5. Burada, Özgür-Der çevresinin yayın organı olan Haksöz’de bir “şehit düşen Türkiyeli mücahitler” arşivi var. Buradaki haber sayısı tabii ki çok az ve Haksöz, IŞİD’le olan mesafesi sebebiyle -muhtemelen- sadece IŞİD dışındaki militanların haber olabilenlerini vermiş http://www.haksozhaber.net/t%C3%BCrkiyeli%20%C5%9Fehit-haberleri.htm
  6. http://www.aljazeera.com.tr/gorus/suriye-ve-irakta-savasan-turkiyeli-mucahitler
  7. Hürriyet’te çıkan haber için: http://www.hurriyet.com.tr/turkiye-den-ypg-ye-8-bin-500-militan-29372989 Wikipedi rakamlarına göre YPG’nin 50-60 bin militanı var. Rojava’da yaşamını yitiren militan sayısıysa 3 binden fazla   https://en.wikipedia.org/wiki/People%27s_Protection_Units https://en.wikipedia.org/wiki/Syrian_Civil_War
  8. Acilciler örgütü 88’de fiilen dağıldı. Legal alandaki takipçileriyse dergi, kurumlar aracılığıyla devam etmeye çalıştı. Mukaveme Suriyyi’nin bayrağı ve lideri dışında Acilciler’le doğrudan hiçbir bağı yok. Bu örgütün Türkiye’de Hatay Kurtuluş Ordusu/ Örgütü adıyla faaliyet gösterdiği iddiasıysa tam bir komedi. Zira hedefi “Hatay’ı kurtarmak” olan bir örgüt uydurma bir isim olan Hatay adını kullanmaz.

Küçük bir ek bilgi olarak “Acilciler” adının aslında 1976’da kurulan THKP-C/HDÖ’ye kuruluş bildirisi başlığına atıfla verilen bir nâm olduğunu söyleyelim. HDÖ, 1979’da büyük bir bölünme yaşadı ve ayrılanlar (Güney örgütlenmesini neredeyse tamamen kopardılar) THKP-C/Acilciler adını aldılar. HDÖ ise hâlen özellikle yurt dışında olmak üzere dar bir çevre olarak varlığını sürdürüyor.

  1. https://twitter.com/mihracural2/status/724706349788106752
  2. Dersimli Ali Mazlum Suriye ordusu saflarında hayatını kaybetti”:

http://m.ilerihaber.org/dersimli-ali-mazlum-suriye-ordusu-saflarinda-hayatini-kaybetti/25453/

 

—-> Fırat Kalkanı Operasyonu’nda ölen Türk askeri sayısı 20’dir. IŞİD’in attığı roketler sonucu Kilis’te ölen insanların sayısı Mayıs ayında en az 21’di. IŞİD’in gerçekleştirdiği iddia edilen canlı bomba saldırılarında da Türkiye’de yüzlerce insan öldü.