Sol, Ermeni Meselesine Nasıl Bakıyor? (Derleme) -1

derleyen: İsmail Güney Yılmaz

(DHKP-C, PKK, Hikmet Kıvılcımlı, TKP-ML)

Türkiye (ve ondan doğan Kuzey Kürdistan) solunda Ermeni meselesi, çok yakın zamana dek, önemli bir tartışma konusu değildi. Bu mevzu, solu birbirinden ayıran, örgütleri tanımlamamızda bize yardımcı olacak bir gösterge ise -şimdiye kadar- hiç olmadı.

Sol içi ayrımlar geleneksel olarak; Türkiye’nin durumu (yarı sömürge? Yeni sömürge? vs. ), Türkiye devriminin yolu, silahlı mücadele/parlamentarizm, (eskimiş bir başlık olarak) dış sosyalist ülkeler değerlendirmesi, Kürt meselesine ve Kürdistan’ın statüsüne bakış (daha sonra bir alt başlık olarak PKK’ye bakış), Kemalizm ve Millî Mücadele üzerine savlar, “işçicilik”-”halkçılık” gibi konu başlıkları üzerinden ele alınır.

Biz, bugün Ermeni meselesinin de bu farklılık kodlamalarında “turnusol” rolü üstlenen mühim bir nokta hâline geldiğini düşünüyoruz -oldukça gecikmeli olarak da olsa-.

Dizinin ilk cüzüne, DHKP-C, PKK, Kıvılcımlı ve TKP-ML ile başladık. Açık konuşmak gerekirse bundan sonra da biraz “el yordamıyla” ilerleyerek bu derleme işini nihayetine erdireceğiz. Amacımız solun ve “sol” sayılan grupların Ermeni sorunu/soykırımı değerlendirmelerini bu dizi boyunca iyi bir özet hâlinde, örgütlerin kendi ağzından ilgili okura kolay erişilebilir, okunabilir bir kaynaktan sunabilmiş olmaktır.

Dizi boyunca “bu örgüt uzun, bu örgüt kısa olmuş” gibi eleştiriler gelebilir. Ancak, bulabildiğimiz ya da söylenmiş olan kadarının buraya yansıtıldığını göz önünde tutmanızı rica ediyorum.

Başlıyoruz…

1- DHKP-C

Ermeni ulusal hareketinin ilk oluşumu, her harekette görülebileceği gibi, önce Ermeni aydınlar çerçevesinde başlar. İlk ulusal şekillenme 1850’lerde başlasa da, Ermeni ulusal hareketinin çekirdeğini Avrupa’daki Ermeni aydınlarının 1887 yılında çıkardıkları ‘Hınçak’ gazetesi çevresindeki gruplaşma oluşturur. Bu aydın hareketi; ‘sosyalist Ermenistan’ hedeflemesine karşın, hareketin niteliği, burjuva ulusaldır. Hareketin sosyalizm kavrayışı çok yüzeysel olduğu gibi materyalist bakış açısından da oldukça uzaktır. Hınçak grubu dışında 1890 yılında Tiflis’te kurulan

‘Taşnakzutyun’da 1892’de yayınladığı programında ‘sosyalist’ bir Ermenistan hedeflediğini belirtiyordu. Fakat Taşnakzutyun’un sosyalizm kavrayışı da Hınçak gibi yüzeysel ve bulanıktır. Tek fark olarak Taşnakzutyun, Ermenistan’ın kurtuluşu için silahlı mücadele öneriyordu.” (…)

Ermeni ulusal hareketinin acımasızca ezilmesinin başlıca faktörlerini şöyle sıralayabiliriz: Birincisi, ulusal hareket, burjuva ulusal hareket döneminde şekillenmekle beraber, Ermeni büyük-burjuvazisi harekete önderlik edecek nitelikte değildir. Her ne kadar ‘büyük Ermenistan’ olarak biçimlenen kendi ”ulusal pazar”ının yaratılmasından yana olsa da Osmanlı Devleti’nde ticaret ve sermaye kanallarına sahip olması dolayısıyla doğacak bir çatışmada bu etkinliklerini kaybetme olasılığı ve Avrupa kapitalizmiyle ilişkilerin yeni statüden çok daha büyük engellerle karşılaşacağı vb. nedenlerden ötürü ileri fırlayacak cesareti gösterememiş, kendi devletine daha çok

statükoyu bozmayacak ve Rusya, İngiltere, Almanya gibi kapitalist devletlerin de desteğiyle barışçıl biçimde ulaşmayı hedeflemiştir.

Bundan dolayı Ermeni ulusal hareketi, ulusal burjuvazinin desteğini almakla birlikte, burjuvazinin etkin önderliğinden yoksun biçimlendi. İlk oluşumu kilise hiyerarşisi içinde sağlamakla birlikte, esas olarak bir radikal küçük-burjuva milliyetçi hareketi olarak şekillendi. Hareketin belli belirsiz sosyalist öğeler taşıması büyük-burjuvazinin desteğini tamamen çekmesine yol açarken, kiliseyi de arkasına alamadı ve Batı kapitalist devletlerince de mesafeli karşılandı. Ayrıca kendi içinde parçalanmış olması ve ulusal örgütlenmeyi, tam sağlayamamış olması da yenilgide önemli rol oynar.

Özellikle uluslaşmada önemli bir birleştirici öğe olan kilisenin desteğini tam alamamış olması, hareketi ulusun bütün kesimlerini yüksek düzeyde bir araya getirmesinde önemli bir dayanaktan yoksun bıraktı. İkincisi, ulusal hareketin, büyük Ermeni burjuvazisi gibi Batı kapitalist devletlerine önemli oranda bel bağlamasıdır. Hareket böyle bir düşünce temelinde şekillenirken, hareketin radikal ve ‘sosyalist’ öğeleri itici olmuş ve sonuçta umulan desteği bulamamış, dolayısıyla boşlukta kalmıştır. 26 Ağustos 1896’da İstanbul Osmanlı Bankası’nın Genel Merkezine yapılan saldırı ve işgal eylemi karşısında Avrupa devletlerinin gösterdikleri memnuniyetsizlik bunun en açık örneğidir. Kaldı ki, bir hareketin burjuva ulusal nitelikte de olsa büyük oranda kapitalist Batı

devletlerinin desteği üzerinde hareket etmesi başlı başına bir yanlıştır. Kapitalist Avrupa’nın sömürge amaçlı desteğinin sınırlı olacağı ve her an tersine dönüşebileceği baştan bilinmelidir.

Üçüncüsü, Ermeni ulusal hareketi, Osmanlı Devleti egemenliğindeki diğer ulusların destek ve

dayanışmasından yoksun kaldığı gibi, özellikle Hamidiye Alayları (1892) şeklinde örgütlendirilen Kürt aşiret milislerinin saldırısıyla karşılaşmıştır. Ermeni katliamlarında Hamidiye Alaylarının rolü büyük olmuştur. Ermeni hareketinin genel olarak Anadolu halkından destek yerine saldırı bulmuş olmasına, yerel egemen çevrelerin mülkiyet çelişkileri yanında yıllarca süren düşmanca propagandanın da rolü büyük olmuştur. İlk çatışmalar giderek birbirini beslemiş ve daha

sonraki katliamlara zemin hazırlamıştır. Halklar arası düşmanlığın derinleşmesinde Ermeni misillemelerinin payını da belirtmek gerekir.” (…)

Ermeni soykırımı olarak adlandırılan katliam ve sürgünler de esas olarak bu döneme denk düşer. Ermeni sorununun, kendisi için bir güçsüzlük ortamı yarattığının bilincinde olan İttihat ve Terakki paşaları sorunu kökten çözme kararı alırlar.

‘Bunun üzerine genel karargahta ‘Ermenilerin göç ettirilmesi’ hakkında bir kanun hazırlanarak nazırlar kuruluna sunuldu’ (Talat Paşa’nın Anıları, s. 81 ).

1915’deki ”tehcir” kanunu ile Ermeniler yurtlarından sürülür ve 1-1,5 milyon Ermeni katledilir. Tarihe büyük Ermeni soykırımı olarak geçen bu olay, bugün Türk şovenizmince reddedilse de bir gerçektir.” (…)

Osmanlı dönemi boyunca Ermeni ulusal hareketi haklı bir temeldeydi. Fakat, açıkladığımız nedenlerden ötürü başarıya ulaşamadı ve emperyalistlerin aracı durumuna geldi. Bütün hata ve eksikliklerine karşın bu hareket Marksist-Leninistler tarafından desteklenir nitelikte idi. Talepleri haklıydı. Ne adına olursa olsun, kendi devletini kurma istemlerine karşı tavır almak, Osmanlı paşalarının kanlı politikalarına ortak olmaktı. Sosyal-şovenist bir yaklaşımda kaynaklanan bu tür değerlendirmelere sahip olmak, bugünkü şovenizmi de desteklemeye götürür ki, proletarya

davasına ihanet etmek demektir bu tavrın anlamı.

Fakat Kurtuluş Savaşı sırasındaki tavırlarında haklılık payı bulunduğunu söylemek çok zordur…

Ermeni ulusal hareketi; kendi içinde, kaderini serbestçe tayin etme istemiyle haklı bir temele sahip olmakla beraber, yaşanan konjonktürde emperyalizmin işbirlikçisi durumundadır. Bu durum, emperyalistlerin ‘böl-yönet’ politikalarının bir yansıması olmakla beraber esas olarak Ermeni ulusal hareketlerinin ilk şekillenmeden itibaren Avrupa devletlerine dayanarak başarıya ulaşacakları gibi bir düşünceye ve bu yönde bir tutuma sahip olmalarından kaynaklanıyor. Yaşanan katliamlara karşın Ermeni ulusal hareketleri gerekli dersleri çıkaramamış ve emperyalizmin güdümünde bağımsız devlet olmayı hareket noktası yapmışlardır.

Anadolu’nun işgale uğramasında Ermeniler adeta öncü kuvvet rolü oynamışlardır. Özellikle İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin yönlendirmesinden kurtulamamışlar, birçok yerde (Örneğin, Maraş’ta) Fransız üniformalarıyla savaşmışlardır. Bu tavır Sovyet Ermenistanı’nda İngiliz işbirliği şeklinde kendini tekrarlar.

Bu tavrın tarihsel anlamı bellidir. Emperyalizm ve proleter devrimler çağında, emperyalizmi güçlendiren, dolayısıyla proletarya hareketini zayıflatan hareketler kendi içinde ne kadar haklı bir temele dayanırsa dayansın, objektif olarak gerici bir konumdadırlar. Ermenilerin durumu da farklı değildir. Kaldı ki bu tavır yalnızca, Kemalist hareketin mevcut konjonktürde taşıdığı içeriğin ilerici olmasından dolayı değil, emperyalizmle işbirliği yapması ile Sovyet Devrimi’ne karşı bir konum alması, emperyalizmin ulusal baskının yeni sosyal temeli olması olgusunu görememesi

yanıyla da gerici bir konumdadır. Ve Marksist-Leninistler tarafından desteklenmeleri sözkonusu olamaz.” (…)

Ermenilerin yurtlarından sürülmesi ve katliama uğramaları Kurtuluş Savaşı döneminde de sürer. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nde Ermeniler artık ulusal bir topluluk olmaktan uzaktırlar. ‘Tehcir ve katliam politikaları sonucu ulusal topluluk olma özelliklerini kaybetmiş, parçalanarak dünyanın çeşitli yerlerine dağılmışlardır. Büyük bölümü de Sovyet Ermenistanı’na göç etmiştir.” (…)

Ermeni milliyetçiliğinin istemlerini genel olarak şöyle sıralayabiliriz:

  • 1915 soykırımı başta olmak üzere Ermenilere yönelik katliamların sorumluluğunun TC devletince kabul edilmesi ve tazminat ödenmesi

  • Yurtdışındaki Ermenilerin topraklarına geri dönmelerine engel olunmaması

  • Anadolu’nun doğusunda bir Ermeni devletinin kurulması vb.

Bizim bu istemlere yaklaşımımız, tarihi materyalizmin ışığında olacaktır. Tarihsel olarak oluşmuş nesnel gerçeği değiştirme olarak biçimlenen Ermeni milliyetçiliğine karşı olduğumuz gibi, koyu bir şovenizmle tarihte yaşananları yok sayma tavrına da karşıyız.

Ermenilerin Osmanlı döneminde katliamlara uğradıkları, yurtlarından sürüldükleri doğrudur. Katliamlar insanlık dışıdır ve lanetlenmelidir. Bu katliamların sorumlusu Osmanlı imparatorluğu olduğu kadar, politikanın sürdürücüsü Türkiye Cumhuriyeti’dir de. Bunu söylemek, bu yönde davranmak her şeyden önce halklar arasındaki düşmanlığın ortadan kaldırılması ve gerekli güvenin sağlanması için de gereklidir. Egemen sınıfların suçlarını örtbas etmek, hiçbir zaman Marksist-Leninistlerin işi olmamıştır. Tersini ileri süren koyu bir sosyal-şovendir. Diğer yandan

Ermenilerin topraklarına dönme hakları vardır. İstedikleri taktirde geri dönebilirler; fakat bu hiçbir zaman Anadolu’da suni bir Ermeni ulusal topluluğu yaratma amaçlı olamaz. Geri dönecek olan Ermeniler, tam eşitlik koşullarında Türkiye halklarıyla bir arada yaşayacaklardır, kardeşce.

Bunu, Anadolu’da bir ‘Ermeni Devleti’ kurmaya kadar vardırmak, gerçekçi olmadığı gibi, tarihi yeniden yapmaya kalkışmak olur ki, Marksist-Leninistlerın işi tarihi haksızlıkları düzeltmek değildir. Tarihsel haksızlığı belirtmek ve bin kez lanetlemek gerekir, ama bu, tarihsel olarak oluşmuş gerçekliği yeni baştan yaratmaya çalışmak anlamına gelmez. Ayrıca tarihi haksızlıkları düzeltmeye kalkmak, yeni haksızlıklar yaratmayacak mıdır? Bugün Ermenilerin

‘yurt’ olarak ileri sürdükleri yerlerde artık başka bir ulus (Kürtler) yaşıyor. Bu topraklarda bir Ermeni Devleti yaratmak bu kez Kürtlerin topraksız kalmalarına yol açmayacak mıdır? Marksist-Leninistlerin amacı yeni ulusal çatışmalar yaratmak değildir, ulusal çatışmaları yok etmektir. Kaldı ki Ermeniler yaşadıkları ülkelerdeki ekonomik ve sosyal yapıyla kaynaşmışlardır. Bunların Anadolu’ya gelmelerini istemek ne ölçüde gerçekçi olacaktır?

Kısacası bugün Marksist-Leninistler için, Ermenilerin tarihte karşılaştıkları haksızlıkları düzeltmek diye bir sorun olamaz. Böyle bir istem tarihsel gelişime ters düşeceği gibi, aynı zamanda milliyetçilikten kaynaklanan gerici bir istemdir. Bu nedenle bugün Türkiye’de Ermeni sorunu Ermenilerin yüzyıl önce yaşadıkları topraklara geri dönmeleri ve burada bir Ermeni Devleti kurmaları değil, Türkiye’deki Ermeni azınlığin üzerindeki baskıların yok edilmesidir.

Bugün Marksist-Leninistler için mücadele edilmesi gereken sorun azınlıklar üzerindeki her türlü baskıya son vermek, özel olarak sürdürülen Ermeni düşmaniığını kökünden kazımak, halklar arasında tam bir eşitlik koşullarını yaratmaktır. Bu ise, ancak her türden ulusal baskının uygulayıcısı emperyalizm ve oligarşinin alaşağı edilmesiyle gerçekleşecek ve devrimci halk iktidarında gerçeklik kazanacaktır. Anti-Emperyalist, Anti-Oligarşik Halk Devrimi, Kürt

ulusal sorununda olduğu gibi azınlıklar sorununda da çözüm platformudur. “

der.: Karataş, Dursun; “Ermeni Tarihi Bir Yönüyle Soykırıma Uğrama Tarihidir” ve “Ülkemizde Azınlıklar Sorununun Çözümü Anti-Emperyalist Anti-Oligarşik Halk Devrimindedir”; Haklıyız Kazanacağız (İkinci Cilt); Halk Kurtuluş Yayınları; 1989

2- PKK

19.yüzyıldan itibaren Kürt tarihi ve toplumu yeni bir aşamaya girer. Osmanlıyla bozulan ilişkiler isyanlara yol açarken, İngiliz ve Fransız misyonerler, Ermeni ve Süryani kiliselerini ayrılıkçılık yönünden etkilerken karmaşık bir duruma yol açarlar. Ermeniler, Asuriler ve Kürtler arasındaki ilişkiler de bozulur. Hepsinin hem kendi aralarındaki, hem de Osmanlı yönetimine karşı ilişkilerinin bozulması, tarihlerindeki en acılı bir döneme girmelerine yol açar. Bu süreç 1918 Birinci Dünya Savaşı sonrasında bin yıllık kültürlerin sahibi olan Ermeniler ve Süryanilerin büyük oranda fiziki ve kültürel tasfiyesiyle sonuçlanır. Kürtlerle Türklerin kavimsel ilişkileri ciddi zedelenmelere rağmen Ermeni ve Süryani boyutunda bir kopmaya yol açmamıştır.” (…)

Ermeniler akıllı oldukları için fiziksel soykırıma tâbi tutuldular. Kürtleri ise insan ile hayvan arası yaşam koşullarına terk etmişler. Kürtler çok dağınık yaşadıkları için fiziksel imhaya gelmiyorlar. Onları da kimlik soykırımına, kültür soykırımına tâbi tutuyorlar; bunu hergün yapıyorlar.” (…)

Şimdi soykırımla ilgili de bir şeyler söylemek istiyorum. Eğer Japonya Almanya’ya destek vermemiş olsaydı Yahudi soykırımı yapılamazdı. Aynı şekilde Almanya Osmanlı’ya destek vermeseydi Ermeni Soykırımı gerçekleşmezdi. Ermeniler ve Yahudiler oldukça bilinçliydiler, bu nedenle soykırımları ancak fiziki şekilde olabilirdi. Türkiye de İran’la anlaşarak Kürt Soykırımını gerçekleştirmeye çalışıyor. Oysa Kürtlerin durumu fiziki soykırıma fazla uygun olmadığından, kültürel soykırıma daha müsait olduğundan bu uygulanmıştır.” (…)

Ermeniler katliam ve kırıma uğradılar. Ermenilerin bugünkü durumda olmalarının nedeni dar Ermeni milliyetçiliğidir; Ermeni milliyetçiliğinin durumudur. Dar Ermeni milliyetçiliğinin bu durumundan da İngiltere sorumludur. Ermenilerin bugünkü sorunlarını aşabilmeleri için dar milliyetçilikten, dini milliyetçilikten, Hıristiyanlığa dayalı dini milliyetçilikten de vazgeçmeleri gerekir. Bu, onlara kaybettirdi.” (…)

Ben Ermeni milliyetçiliğinin, soykırıma zemin oluşturduğunu söylüyorum. Onu da İttihat Terakki milliyetçiliği kadar tehlikeli buluyorum. Ermeni milliyetçiliğinde Kilise etkisini ve Hıristiyan milliyetçiliğini tehlikeli buluyorum. Etnik milliyetçiliği doğru bulmuyorum. Kendi milliyetçilikleriyle, tarihleriyle ilgili özeleştirel bir yaklaşım geliştirebilirler. Ben böyle yaptım.”

Abdullah Öcalan http://www.agos.com.tr/tr/yazi/6343/ocalanin-agzindan-ermeni-meselesi (01.09.2015 tarihinde erişildi.

İşte, Ermeni halkına yönelik geçen yüzyılın başında uygulamaya konulan soykırım planı da bu iğrenç politikaların en zalim olanlarındandır. Ermeni halkının içine düşürüldüğü durum tam bir soykırım gerçeğidir. Bu soykırıma rağmen Ermeni halkının trajedisiyle birlikte kendini bugüne taşıyabilmiş olması büyük bir mucizedir. Bu mucize, hiç şüphesiz mazlum Ermeni halkının büyük emekleri ve mücadelesi sonucu gerçekleşmiştir.

Günümüzde Ermeni halkının yaşadığı tarihsel gerçekle bütün dünyanın yüzleşmesi ve Ermeni halkının acısını paylaşarak yasını tutmalarının önünü açması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin de bu olgunlukla meseleye yaklaşması ve bu acılı tarihle yüzleşmesi kaçınılmazdır.

Ermeni halkının ise ırkçı-milliyetçi tuzaklara düşmeden, halklarımızı daha yüzyıllar boyunca çatıştırmayı hedefleyen uluslararası sermaye güçlerinin ve lobilerinin sinsi amaçlarından uzak durarak mücadelesini sürdürmesi naçizane önerim olabilir ancak. Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile Ermeni halkının acılarının sağaltılması, eşit haklara sahip yurttaşlar olarak bu topraklarda yaşama mücadelesi iç içe geçmiştir. Demokrasiyle taçlandırılmış bir cumhuriyet hem geçmişiyle hesaplaşmış hem de farklı bütün kimliklerin özgürce yaşadığı bir cumhuriyet olacaktır.

Bizler, bu çerçeveden bakıldığında sadece Kürt halkının değil; bu kadim coğrafyanın bütün halklarının ve inançlarının özgürlüğü için mücadele ediyoruz, diyebiliriz.”

Öcalan’ın Ermeni Halkına yazdığı mektuptan http://www.evrensel.net/haber/77397/ocalandan-ermeni-halkina-mektup

3- Hikmet Kıvılcımlı

Doğu illerinin evvel ezel iki adı vardı: Ermenistan-Kürdistan (…)

(Ermenilik) Genellikle burjuvalaşan ve İstanbul, Trabzon gibi önemli ticaret merkezlerindeki kodaman sermaye ırktaşları ile sıkı sıkıya bağlı, İngiliz metalarını İran yaylasından İç Asya’ya taşımakla görevli bir küçük burjuva çoğunluğu üzerine kurulmuş bezirganlık manzumesi”

Siyasal egemenliği elinde tutan Türk burjuvazisi, ekonomik olarak geri bir klan sistemi, Kürt aşiret ve beyleriyle el ele vererek, daha yüksek bir ekonomik gelişimi temsil eden Ermeniliğin hemen hemen Türkiye’deki kökünü kazıyabilmiştir.”

Meşrutiyet burjuvazisi ‘Şark Meselesi’nin tedhişi altında, ilk ve büyük tehlike olarak gördüğü Ermeniliğe çullandı; birçok sahalarda olduğu gibi, Ermeni milliyetçiliğine karşı da Kürt derebeyliğiyle el ele verdi. (…) Türklükle Kürtlük, Ermenileri dünyada nadir görülmüş sinsi bir vahşet içinde katliama uğrattı. Fakat bu katliamdan Türk meşrutiyet burjuvazisi kadar ve belki ondan çok daha fazlasıyla istifade edenler Kürt derebeyleri oldu. Ve Kürdistan’da derebeylik biraz daha rakipsiz, çapul ettiği Ermeni mallarıyla biraz daha şişman oldu. (…)

Genel olarak komünizm ve özel olarak Sovyet Devrimi, bütün uluslar davası gibi Ermenilik sorununu da fiilen çözmüş durumdadır (…) devamla (*) “Bir defa sayıca Ermenilerin dörtte üçünden fazlası (%77,9) Ermenistan Sovyet Cumhuriyetine girmiştir. Böylece dünyada biricik işçi ve köylü devleti, Ermenilerin yurt sorununu kökünden çözmüş bulunuyor. Fakat Cumhuriyet burjuvazisinin Sovyet devrimine yalnız bu sorunda borçlu olduğu huzur, bundan ibaret değildir. Sovyetler devrimi, emperyalizmi sevindiren, komünizme ve Türkiye’nin başına bela olabilecek bir Ermeni sorununu tamamen tasfiye etme yolunda bulunuyor.”

Kıvılcımlı’nın “İhtiyat Kuvvet: Milliyet (Şark) [1933] kitabından pasajlar. Yararlanılan kaynak:

http://hayastaninfo.net/recep-marasli/5033-kivilcimli-dogu-sorunu-ermeni-kurt-sorunu-ve-kemalizim.html?start=1

(*) devamı, şuradan; http://www.suvaridergi.org/content/view/1410/2/

4- TKP-ML/TİKKO

Türkiye sınırları içindeki diğer milliyetler meta üretiminin ve kapitalizmin gelişmesi ölçüsünde Türkiye’den koparak ayrı milli devletler içinde (veya çok milletli devletler içinde) örgütlenmişlerdir. 1915’de ve 1919-20’de kitle halinde katledilen ve topraklarından sürülen Ermenilerin hareketi müstesna.” (…)

İttihat ve Terakki döneminde olduğu gibi, Cumhuriyet döneminde de, Kurtuluş Savaşına katılan orta burjuvazinin bir kesimi, ele geçirdiği devlet gücünü, zenginleşmek için bir kaldıraç gibi kullanarak, … Türkiye’yi terkeden ve katledilen Ermeni ve Rum kapitalistlerinin mallarına, mülklerine el koyarak iyice zenginleştiler…”

İbrahim Kaypakkaya. aktaran: Garbis Altınoğlu http://www.teorivepolitika.net/index.php/kitaplar/item/210-bir-ibrahim-kaypakkaya-degerlendirmesi

24 Nisan insanlık tarihinin yaşadığı en büyük trajedidir!

Ermeni Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız!

24 Nisan 2015 yılı, mazlum Ermeni halkının acı ve yıkımlarla dolu yaşadığı büyük trajedinin yüzüncü yılıdır. İnsanlık tarihine Jenosid (soykırım) olarak geçen bu insanlık suçu, aynı zamanda TC faşizminin barbarlığının da lanetlenmesi ve yargılanması gereken bir tarihtir.

Binlerce yıllık uygarlığı biriktirip yaratan emekçi, yaratıcı, zanaatkar bir halkın kanla, zorbalıkla kendi topraklarından koparılıp sürgün yollarında, dipsiz uçurumlarda, susuz çöllerde acımasızca katledildiği bir tarihtir. Yüzyılın bu utanç dolu tarihi “uygar” dünyanın gözleri önünde yaşandı. Soykırım suçu Alman emperyalistlerinin onay ve rızasıyla işlendi. Bu utanç dolu zulüm tarihinin planlayıcısı, uygulayıcısı olan İttihat ve Terakki Partisi aynı zamanda faşist Kemalist iktidarın doğup, büyüdüğü, beslendiği ilk Türkçü-Turancı partidir. Onun ilk örgütlenme çekirdeğidir. Dolayısıyla faşist TC devleti Ermeni Soykırımı’ndan kendisini muaf tutamaz. “Yeni” Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri Ermeni halkının sayısız canı ve kanı üzerinde inşa edildi.

TC faşizmi kan ve gözyaşı üzerine kurduğu ulus-devletini Ermeni Soykırımı ile sonlandırıp sınırlandırmadı. Aynı tarihlerde Asuri (Süryani), Keldani, Rum halkı da tıpkı Ermeni halkı gibi büyük bir acıyı yaşadı. Devamında Kürt halkı Ağrı, Koçgiri, Dersim’de sayısız katliamlara uğratıldı. TC devleti tarihi boyunca katliamlarına hiç ara vermeden sayısız katliam suçları işlemeye devam etti. TC devleti bütün katliamların planlayıcısı ve uygulayıcısı bir suç örgütüdür. Bir soykırım ve katliamlar devletidir. Türk egemenleri olan komprador burjuvazisinin ve toprak ağalarının sermayesi kanlıdır. Yüz binlerce Ermeni kadın ve çocuğun katliamı üzerine kuruludur.

Ermeni, Asuri, Keldani, Rum Soykırımı, Kürt katliam suçlarını sayısız kez işleyen faşist TC Devleti aynı zamanda aldatma ve kandırma üzerine kurduğu sahte özgürlük ve demokrasi politikalarıyla tanınması ve yargılanması gereken ikiyüzlü bir devlettir. Tarihin her sayfasında ve adımında katliam ve işkence suçu işlemekten bir an olsun geri durmayan bu devlet entrika, yalan, darbe, hile ve iğrenç komplolarıyla da işlediği suçları gerçekleştirdiği katliam ve soykırımları gizlemeye saklamaya inkar etmesiyle de ünlüdür. Uygarlığa ve insanlığa ait hiçbir değere ve mirasa sahip olmayan katliam ve insanlık suçu işlemekten başka övünülecek hiçbir şeyi olmayan TC devleti geçmişte ve bugün yaptıklarının hesabını vermekten kurtulamayacaktır. Sivas, Çorum, Maraş, Roboski, Lice, Soma, Cizre katliamlarının hesabını vermekten kurtulamayacaktır.

Suç ve ikiyüzlülük dosyası oldukça kabarık olan faşist TC devleti ancak özgürlük ve demokrasi düşmanı ülkeler ve yönetimler tarafından örnek alınmakta model olmaktadır. Gerici, feodal faşist devletler ve yönetimler tarafından sahiplenilmektedir. Bugün TC devletinin en büyük destekçisi ve sahibi ABD emperyalistleridir. En büyük suç ortakları dün Alman emperyalistleriydi. Bugün ise ABD emperyalistleridir. Ermeni Soykırımı suçunu kabul etmekten kaçınan, Kürt katliamlarının hesabını vermekten uzak duran TC devleti ikiyüzlü politikası daha fazla sürdüremez. Bugün Kürt halkını, Alevi inancından emekçileri sahte açılım ve çözüm politikalarıyla oyalamaya çalışanlar, aynı şekilde Ermeni Soykırımı suçunu da işlemediğine dair olmadık yalan ve düzmece tarih senaryoları yazmaktadırlar. Ancak nafile! Suç ve katliam örgütü olan TC devleti mazlum ve masum halkların adalet ve vicdan arayışlarında yargılanarak hak ettiği cezayı alacaktır!

Hiçbir inkar ve öne sürülmeye çalışılan sahte suçsuzluk senaryoları, hiçbir ikiyüzlülük dolu yalanlar ne Ermeni Soykırımı’nın ne Asuri, Rum, Keldani katliamlarının ne de Kürt, Alevi katliamlarının gerçekliğini örtbas edebilir. Toprak ve su kadar gerçek olan taşlara, kayalara, uçurumlara derin izler bırakarak anıları bugüne kadar silinmeyecek kadar taze olan soykırımın hesabını faşist TC devleti verecektir. TC devleti tarih önünde ve ezilen dünya halklarının vicdanında soykırımcı, katliamcı, suç örgütü olma suçundan yargılanmaktan kurtulamayacaktır!

Ermeni Soykırımı’nı unutmadık, unutturmayacağız!

Kahrolsun soykırımcı, katliamcı faşist TC devleti!”

TKP/ML Ortadoğu Bölge Komitesi – 2015

100. Yılında Ermeni Soykırımını Lanetliyor, Komünizmin Bayrağını Dalgalandıran Partimizin 43. Kuruluş Yıldönümünü Kutluyoruz!

Dünya ve Türkiye- Kuzey Kürdistan Devrimci Kamuoyuna!

Farklı Ulus ve Azınlıklardan Türkiye-Kuzey Kürdistan Proletaryası ve Emekçi Halklarına!

Batı Ermenistan, Anadolu ve Mezopotamya, Türkiye-Kuzey Kürdistan’ın kadim halklarının her bir tarihsel süreci özel öneme sahip bir nitelik göstermiştir. Büyük trajedi ve acılar ihtiva eden her tarihsel süreç, aynı zamanda hemen bütün halkların küllerinden yeniden doğarak ayağa dikilmenin anlamlı miraslarıyla da doludur.

Söz konusu coğrafyalar, harcı kanla yoğrulan imparatorlukların önemli ve stratejik egemenlik odağı olarak geçmişten bugüne varlığını sürdürmektedir. Kadim halklar bu egemenlik odakları tarafından bir yandan teorik ve pratik tüm tarihsel kökleriyle fiziki ve kültürel topyekün yok edip çökertme ve göçertme operasyonlarına tabi tutulurken diğer yandan ise bin bir türlü emekle yaratılan zenginlikleri de talan edilmiş ya da zorla gasp edilmişlerdir.

Ulusal bilinci ilk gelişen halklardan biri de Ermeni ulusudur. Ancak o verili koşullardaki egemenlik odağı emperyalist kapitalizme yarı- bağımlılık ilişkisine girmiş feodal despotik Osmanlı devleti emperyalist efendilerinden aldıkları güç ve referanslarla da gayrı-Müslimler olarak Asuri, Süryani, Ermeni, Yahudi, Rum, Pontus vb ulusal toplulukların kendi kaderlerini tayin etme hakkına kayıtsız şartsız karşı gelirken ulus-devlet konseptli ekonomik politik gerekçelerle de onları topyekun ortadan kaldırma yönelimine girmiştir. Diğer uluslar gibi Ermeniler de kendi kaderlerini tayin etmek için silahlı mücadele vermeye başlarlar. Barbar ve ceberut Osmanlı devleti 1789’dan itibaren işkenceci, katliamcı ve soykırımcı ünüyle tanınan Teşkilat-ı Mahsusa önderliğindeki Hamidiye Alayları’yla Asuri, Süryani, Ermeni, Rum, Yahudi uluslarına her türlü vahşeti uygular. Van, Erzincan vd bölge ve alanları kapsayan Batı Ermenistan olarak bilinen coğrafyalarda yüz binlerce Ermeni vd topluluklar alçakça ve hunharca katledilirken birikimleri de aynı tekçi zihniyetle talan edilir. 24 Nisan 1915 itibariyle bugün 100. yılına giren Asuri- Süryani/Ermenilere uygulanan soykırımının miladı da bu şekilde başlamıştır. Hiç şüphe yoktur ki daha önceki süreçlerde de inkar ve imha operasyonları söz konusudur ancak böylesi bir süreçte fiziksel ve kültürel jenosidin çok daha sistematik, kapsamlı ve stratejik bir çizgi ve konsept ile ele alınıp icra edildiği tartışma götürmez bir gerçekliktir. Kuşkusuz bu durum söz konusu sorunun aynı zamanda yapısal ve oldukça derin mahiyetini de doğrudan ortaya çıkarmaktadır. İşte böylesi bir stratejik soykırım planıyla ve yönelimiyle birlikte Türk komprador bürokratik burjuvazisi ve büyük toprak ağaları sınıfının gayrı Müslümlerin bütün mal varlıklarını zorla gasp ederek palazlanmalarının yolu da bu şekilde döşeniyordu. Bu anlamda TC’nin kuruluş sürecindeki Türk komprador burjuvazisi ve büyük toprak ağaları sınıfının mazisi de tamamen İttihat- Terakki Cemiyetine dayanmaktadır.  

Asuri- Süryani/Ermeni Soykırımıyla yaklaşık 1,5 milyon Ermeni ve yüz binlerce Asuri- Süryani, Rum canımız kıyımdan geçirilirken bir o kadarı da yaşadıkları topraklarından tehcir, sürgün vb politikalarla yurtlarından aynı stratejik konseptin ürünü olarak zorla göçertilmiştir.  

Jön Türk”  saray darbesini gerçekleştirenler kuşkusuz İttihat-i Terakkici kadrolardır. Bu soykırımcı kadro aynı zamanda faşist Türk devletinin de kadrolarıdır. İsmi geçen kadro Osmanlı’nın soykırımcı katliamlarını kesintisiz biçimde her fırsatta daha acımasızca uygulayarak bugünlere gelmişlerdir. Başını M. Kemal’in çektiği bu faşist Kemalist kadro, Asuri-Süryani/Ermeni ve Rumlara uyguladığı soykırımın aynısını Kürt ulusuna ve halkına yönelik de gerçekleştirmiştir. İnkâr ve yok etme siyaseti üzerinde biçimlenen bu vahşi siyaset, hızından ve yoğunluğundan görece belli farklılıklar olsa da bu güne kadar özü ve niteliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir.

Asuriler, Süryaniler, Ezidiler, Ermeniler, Rumlar, Pontuslar, Lazlar, Çerkesler, Araplar, Kürtler vb vd ulus ve milliyetlerin yanısıra Aleviler başta olmak üzere diğer inançlara mensup kesimlere uygulanan baskı ve şiddet, asimilasyon, inkar ve imha, katliam ve soykırımlar feodal despotik Osmanlı egemenlik sisteminden TC’ye ve bugünlere uzanan ırkçı faşist devletin niteliğidir. Türk hakim sınıflarının tekçi Sünni Türk İslam sentezli faşist niteliği diğer ulus, azınlık milliyetler ve inançlara baskı, inkar ve imha çizgisi ve yönelimine bugün de devam etmektedir.      

Asuri- Süryani/Ermenilere yönelik gerçekleştirilen bu kapsamlı kültürel ve fiziki soykırımda, emperyalizmin payı büyüktür. İşlenen bu suça onlar da şu ya bu düzeyde uşaklarıyla birlikte ortaktırlar. Her ne kadar faşist Türk devletinden belli tavizler koparmak için Ermeni ulusuna ve halkına yönelik yapılan bu soykırımı belli dönemlerde dillendiriyor olsalar da yaptıkları bu sahtekarlık onları aklamaya yetmez. Emperyalist-kapitalist devletlerce ortaya konulan tutumlar Ermeni soykırımını teşhir etmek değil bilakis kendi ekonomik-politik çıkarları için kullanmaktır. Asuri-Süryani/Ermeni halkları ve uluslarının soykırımdan geçirilmesinde şu veya bu düzeyde payı olan emperyalist haydutlar timsah gözyaşları dökerek ‘’soykırımı kınadığını” söyleyip ne kadar da üzüldükleri yönlü sahtekarlıklarını devam ettirmektedirler. Oysa bilinmeli ki ezilen-sömürülen dünya halklarına ve ezilen uluslarına yönelik uygulanan ve geçmişten bugüne kadar gerçekleştirilen tüm soykırımların birinci derecede uygulayıcıları emperyalist haydutlar ve onların suç ortakları uşak rejimler olmuştur. Ezen-sömüren tiranlar tarafından ezilen-sömürülen halklara karşı uygulanan sadece ama sadece kanlı gelenek olmuştur.

Bütün bu soykırımda payı olan başta İttihat-i Terakkiciler ve onun bugüne kadar ki devamcıları da dahil olmak üzere buna seyirci kalan veya destekleyen tüm emperyalist-kapitalist haydutlar çetesini nefretle kınıyoruz. Dahası Maoist bilinçle tarih karşısındaki yükümlülüklerimizi yerine getirmeye çalışırken hem onları yaptıklarıyla tarih karşısında yargılamayı hem de bu karanlık sahiplerini hak ettikleri yere göndermeyi kendimize görev ve sorumluluk biliyoruz. Bu bilinçle Ermeni ulusunun ve halkının acısını en içten duygularımızla paylaşıyor ve sorumluları da yine aynı bilinç ışığında nefretle kınadığımızı ifade etmek istiyoruz.

Dünün emperyalist efendileri ve işbirlikçi faşist rejimleri, bugün de Hrant Dink, İmam Boztaş, Manuel Demir, Nubar Yalım, Armenak Bakırcıyan, Kürt ulusu ve diğer azınlık milliyetlere yönelik inkâr, imha ve katliamlarıyla kapsamlı stratejik saldırılarını devam ettirmektedirler. Bu bilinçle ezilen ulus ve azınlık milliyetler mozaiği coğrafyamızı gerçekten yaşanabilir hale getirerek bağımsız ve özgür kılmak için tüm ezilenleri Sosyalist Halk Savaşı siperlerinde kardeşleşme ve militanlaşmaya çağırıyoruz.

Tarihin iki zıt kutbu olarak 24 Nisan 1915 Asuri- Süryani/Ermeni Soykırımından 24 Nisan 1972’de Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde yoldaşlarıyla kurulan Maoist hareketimizden bahsetmemek düşünülemez.

Bir halklar ve kadim medeniyetler bahçesi olan Batı Ermenistan, Anadolu ve Mezopotamya, Türkiye- Kuzey Kürdistan topraklarının soykırım ve katliamlarla çoraklaştırılması ve tam bir halklar hapishanesine dönüştürülmesi, proletarya ve emekçiler için bir mengeneye çevrilmesine karşı Kaypakkaya önderliğindeki Komünist Partimizin kuruluşu büyük bir nitel çığırdır.

Kaypakkaya önderliğinde devrimci metotla 24 Nisan 1972’de nitel olarak kaldırılan komünizm bayrağıyla on yıllardır süregelen karanlık reformist ve revizyonist tezlere karşı da bir zihniyet devriminin yolu yeniden açıldı. Bundandır ki Maoist hareketimiz, Asuri, Süryani, Ermeni, Rum, Pontus, Laz, Çerkes, Kürt, Dersim vd katliam ve soykırımlara karşı çıkmış, Jön Türkçü, İttihat Terakkici ve Kemalist cumhuriyetçi mirası kökleriyle reddetmiştir. Pir Sultanlar, Şeyh Bedreddinler, Babailer, Ermeniler, Süryaniler, Lazlar, Rumlar, Ezidiler, Kürtler vb lerinin son derece haklı ve meşru isyanları, onların ilerici, kahraman, demokratik ve devrimci miraslarına sahip çıkmış, çıkmaya da devam etmektedir.

Komünizmin devrimci yöntemiyle ulaşılan bilimsel gerçeklik, dünya ve Türkiye- Kuzey Kürdistan’da yeni nitel bir tarih bilinci ve tarihsel doğruluştur. Bu devrimci komünist doğruluşun ve Maoist hareketimizin önderi Komünist Kaypakkaya’ya selam olsun. Bu bilinçle Komünist önder Kaypakkaya yoldaş, burjuva medeniyetçi- uygarlıkçı, Avrupa merkeziyetçi, üretici güçler temelli kalkınmacı ve ikameci, reçeteci tüm paradigmalara ve onların gerici tarih anlayışı, çizgisi, felsefesi, ideolojisi ve tüm zihniyetine devrimci metotla karşı gelerek stratejik olarak komünizmin bayrağını yükseklerde dalgalandırmıştır. Maoist Partimizin kurucusu komünist önder Kaypakkaya yoldaşın lafzına değil de özüne ve siyasetine sarılan hareketimiz onun çizgisi, tezleri ve perspektifiyle bugün de üzerinden yükselmemiz gereken doğru ve bilimsel bir temel ve devrimci yöntem olarak yolumuzu aydınlatmaya devam etmektedir.

Kaypakkaya yoldaş önderliğinde gerçekleştirilen bu nitel çıkış çok geçmeden Maoist Komünist gelenekte Armenak Bakırcıyan, Nubar Yalım, Manuel Demir, Hrant Dink, İmam Boztaş ve ismini sayamadığımız Ermeni yoldaşlarla buluşmuştur. Bu temelde komünistler, tarihin devrimci mücadelede bir silah haline getirilmesini öngörmüş ve bu bilinçten hareketledir ki ezilen ve sömürülenlerin tarihinin ilerici yönlerini de kendilerine referans almıştır. Bu perspektifle yol üstünde kadavralara karşı genetik kodlarımızdan aldığımız güçle günümüz mücadelesini de güncelleştirmişlerdir. Buradan hareketle tarihin ve insanlığın başına gelmiş en büyük felaketlerden biri olarak Asuri- Süryani/Ermeni soykırımını lanetlerken Ermeniler ve diğer bütün ulus, azınlık milliyet ve ezilen inanç kesimlerine yönelik tarihi haksızlıkları tekrardan kınarken, somut ve güncel haklı talepleri ve en demokratik meşru haklarının savunucuları olarak mücadelemizin birer parçaları olarak görüyoruz. 24 Nisan 1972 Nisan Güneşi, Anadolu ve Mezopotamya, Batı Ermenistan, Türkiye- Kuzey Kürdistan’daki kadim halkların gerçek kurtuluş geleceklerini muştulayan bir ışıktır. Bu doğan güneşi komünist coşku ile kutluyor ve selamlıyoruz.

Tarih okumasını zamanın ruhuna ve özüne uygun olarak sürekli doğru yere oturtma çabası içerisindeyiz. Bu bilinçle Türkiye- Kuzey Kürdistan’da komünist fikirlerin savunusu ve tabi ki Komünist Manifesto’nun Ermeni sosyalist devrimcileri tarafından ilk olarak çevrilerek yayılma gerçekliği de görülmek durumundadır. Türkiye- Kuzey Kürdistan’da Komünist Parti Manifestosu’nu ilk çeviren Ermeni sosyalistlerine, 15 Haziran 1915’de İstanbul’da asılan Ermeni sosyalisti ’Paramaz’ Sarksiyan ile 19 yoldaşına ve yasaklı Türkiye Komünist Partisi’nin Ermeni üyelerine, TKP(ML)’den Maoist Komünist Partisi’ne Bu Tarih Bizim! diyerek Komünizmin bayrağını nitel olarak ilerletmede öne atılan önder Kaypakkaya yoldaşın ardılları Armenak Bakırcıyan, Nubar Yalım, Manuel Demir, Hrant Dink, İmam Boztaşlarla yükseklerde dalgalandıran Ermeni komünist önder ve savaşçı yoldaşlarımızın da devrimci anısı önünde bir kere daha eğilirken tüm inkar, imha, katliam ve soykırımların hesabını sorma bilinciyle devrim, sosyalizm ve komünizm mücadelesini sürdürme kararlılığımızın da altını çizmek isteriz. Diğer bütün milliyetlere mensup parti ve devrim şehitlerimiz gibi Ermeni kökenli komünist yoldaşlarımız da kavga bayraklarımızda yaşamaktadır.

Partimiz kurulduğu günden itibaren düşmanın şiddetli saldırılarına maruz kaldı. Hakim sınıflar partimizin programatik görüşlerini ”İhtilalci komünizmin en tehlikeli görüşleri” olarak hedef belirledikleri için, ilk elden yok edilmesi gerektiği görevini önüne koyarak azgınca saldırır. Ancak, Maoist bayrak Kaypakkaya sonrası TKP(ML)’den MKP’ ye dalgalandırılmaya devam ediyor.

Komünizme kadar komünist ısrar, doğru ve bilimsel gerçeklikleri egemen kılıp zafere ulaşana kadar mücadelede ısrarı emrediyor ve Maoist Partimiz tüm hataları ve doğruları ile bu ısrarını sürdürmektedir. Bizler asla kuru, şekilsel ve yüzeysel, zamanı ve tarihi dondurup belli kalıplarda sıkışıp kalan, dogmatik ısrarcılar topluluğu değiliz. Tabi ki oldukça hatalarımız oldu. Ne var ki, önemli olan hatalarına takılıp kalan değil, doğru ve bilimsel cüret ve ısrarla devrimci temelde onları aşma iradesini ortaya koyabilmektir. Yaptığımız hatalardan doğru dersler çıkararak, geleceğe emin adımlarla yürümenin bilincini kuşanıp yarınları adımlamaya çalışıyoruz. Kendiliğindencilik teorisini kesinkes reddediyor ve sınıflar mücadelesine devrimci bilinçle müdahil olarak görev ve sorumluluklarımıza sahip çıkıyoruz.

Hiçbir şey mükemmel değildir ve arı- saf halinde de olamaz. Birçok yanılma-isabet, başarı-başarısızlık, utku ve yenilgilerin iç içeliğine koşut olarak yürüyüşümüz yaşamsallaştırıldı-yaşamsallaştırılıyor. Doğa ve toplumdaki tüm olay, olgu ve gelişmelerde bunların olumlu ve olumsuz yanları çok rahatlıkla görülebilir. Yanılsama-olumlama, olmadan gelişme olmaz. Bundandır ki geçmiş pratikler doğru ve bütünlüklü bir muhasebe bilinci ile değerlendirilip doğrular açığa çıkarılmalıdır. Parti 1. Kongremiz bilimsel ve gerçekçi temelde bütünlüklü bir muhasebe ruhu ve bilinciyle geçmişini tüm kamuoyuna açıkça deklere etti. Yanlışlarından korkmadan ve inkâr etmeden, onları bilimsel sorgulayıcı tutumla ele alarak, Maoist ayrıcalığını ortaya koydu.

Tarihini devrimci eleştiriye tabi tutarak kitleler karşısında açık olmayan ve ondan öğrenme prensibiyle geleceğini inşa etmeyenlerin, yarınlar adına hüküm- ahkâm kesmeleri kuşkusuz ki yeteri kadar anlamlı değildir. Bu bilinçle komünist bilimimizin özüne ve ruhuna sarılarak Parti 3. Kongremiz Marksizm- Leninizm- Maoizm’in bir eylem kılavuzu olduğu perspektifiyle onun yaşayan canlı ruhu olan somut koşulların somut tahlili prensibinden hareket ederek hemen bütün yönleriyle teorik ve pratik görevlerini somutlama ve güncelleme çizgisi ve kavrayışına ulaşmıştır.

Maoist Komünist Partisi bu bilinç ve geleneğini, her mücadele kesitinde olduğu gibi bundan sonra da ısrar ve inatla sürdürme kararlılığındadır.

Kuruluşunun 43. yılında, tarihsel ve bilimsel haklılığından aldığı güç ve yüzlerce şehidinin yanılmaz tanıklıkları ile perçinleyerek kanıtladığı tarihsel yürüyüşünü aynı doğrultu ve kararlılıkla daha fazla bedel ödeme-ödettirme pahasına da olsa ilerleteceğini beyan eder.

24 Nisan 1972 sınıfsal, ulusal, cinsel vd tüm eşitsizliklere karşı temsili parlamenterist bürokratik burjuva sistemi ve salt demokratik bir ufuk, resmi bir tarih, reformcu bir ilerleyiş, özel bir imtiyaz, tekçi ve ötekileştirici bir zihniyet ve konsept, bireyci ve özel mülkiyetçi hegemonik bir paradigma, ekolojiyi kökten tarumar eden bir çizgi ve yönelim, dünden bugüne kadar ki ataerkil erkek egemen geleneksel sistemin bir düzenlenmesi değil, tarihsel köklü ve bütünlüklü stratejik olarak nitel bir kopuşla ilerleyerek komünist bir dünya geleceğine çağrıdır.”

Maoist Komünist Partisi – 2015

Karaşınlar