Neler Oluyor ?

Aslanlar kendi kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız !

Aslanlar kendi kendi tarihlerini yazmadıkları sürece, avcı hikâyelerine inanmak zorundayız !

Yukarıdaki soruyu ne zamandır kendime soruyorum : Neler oluyor ? Toplumsal muhalefetin yükseldiği altmışlı yıllardan itibaren, bu “hoşnutsuzluk hareketinin” ve yeni bir ülke, yeni bir dünya özleminin öncü/ateşleyici gücü olan öğrenci gençliğe neler oluyor?Üniversite gençliğinin tepkisizliğinden anlaşıldığı kadarıyla, çok mutlu olduğu (!) okullarımızda neler oluyor ? Ama unutmayın ki bu “yaprak kımıldatmayan” dingin duyarsızlık havası,özelde üniversitelerde, geneldeyse tüm ülke çapında saldırıların daha da pervasızlaşmasına neden oluyor !Egemenler hiçbir zaman keyfî yaptırımlarına ve kişiliksizleştirme /yalnızlaştırma saldırılarında bu kadar da çirkefleşmemişlerdi gerçekten ! Ee ne diyelim, meydanı boş buldular istedikleri gibi at koşturuyorlar işte .

Sorunlarımıza önce Ankara Üniversitesi’nden başlayalım. İlk dönem coşa gelip, hiçbir yasal dayanağı olmaksızın öğrencilerden harç dışında fazladan altmış milyon (şu ne idüğü belirsiz “sosyal etkinliklere katılm” parası kılıfıyla) toplayan ve ikinci dönem iyice teşhir olduğu için bu uygulamadan çark etmek zorunda kaln rektör, şimdi de öğrenci işlerini, Tandoğan’daki merkez yerleşkeye taşıdı. Sebep ne ? Bilen yok … Böyle bir uygulamanın öğrencilere ne gibi pratik bir yararı var ? Anlayan yok !Sadece bu kadar mı peki ? Kocaman bir hayır ! Bakın DTCF’ye, bir hapishâneden ne farkı var ? Her yanınız baştan sona kamera, girişte x-ray cihazı, yine girişte kimlik gösterme zorunluluğu (bunu bir dış kapıda, bir de iç kapıda olmak üzere iki kere dayatabilirler size !)ve dışardaki hayattan tecrit edilmiş bir okul … Tüm bunlara bir de, Menderes hükümetini bile şaşırtacak soruşturmaları ve okulun mimarîsinden kaynaklı “kutu içinde sıkışmış olma hissi”ni ekleyin. F tipi üniversiteye hoş geldiniz !Peki ya Hacettepe’ye ne demeli ? “Sayın” rektör, Beytepe kampusundaki tüm kantinleri kapatıp, fakültelere hayli uzak bir yere kondurduğu BAM’dan (Beytepe Alışveriş Merkezi)yüksek oranlarda rant elde etme peşine düşmüş. Bu, Türk “bilim” hayatına pek yararlı ve”ulvî” çabasında da az zamanda çok ve büyük işler başarmış, kendisini kutluyoruz !.. Artık Beytepe’de öğrenciler ders aralarında bir çay bile içemeyecekler, “sosyal paylaşım ortamları” sıfıra indirilecek yani. Zaten yemekhânelerdeki çipli kart sistemi yüzünden ,arkadaşınıza yemek ısmarlamanız sebebiyle daha fazla para ödemekle cezalandırıldığınız bir okulda “sosyal”in “s”sini aramak bile tuhaf olur. Hele söz konusu kelimenin sonuna bir de “gayr-ı ihtiyarî” olarak “izm” ekini koyarsanız vay vay ! “Anayasanın şu maddesinin,bilmem kaçıncı bendinin, en absürd fıkrasına” dayanılarak lüks (!) F tiplerinde “misafir” edilmeniz olasılık dışı değildir .

Üniversitelerede sorunlar biter mi ? Bitmez ! Biz böyle “nâçar” bir hâlet – i ruhiyeyle, olan bitene seyirci kalmaya devam edersek de biteceğe benzemiyor. Hemen her üniversitenin medikoları kapatılıyor, özellikle Gazi ve Ankara üniversitelerinde faşist saldırılar bir durulup,bir yükseliyor. ODTÜ’de jandarma “rahat” dursa, rektör durmuyor, soruşturma yağdırıyor;rektör, insafa gelse (!), bu kez jandarma öğrenciye copu basıyor. Cebeci yerleşkesi önündeki çevik kuvvetlerse artık bizden biri (!) … Daha neler neler yaşıyoruz ve yaşayacağız … Hep mi izleyeceğiz, hep mi susacağız ? Yoksa, “ben solcu değilim, bana bir şey olmaz!” mı diyorsunuz,bu yüzden mi, muhalif olmadığınız için mi “YÖK’e Hayır!” diye haykırdığından coplanan, yerlerde sürüklenen, biber gazına boğulan yaşıtlarınızı sâdece izlemekle yetiniyorsunuz ?!. O da ancak aksiyondan hoşlanıyorsanız tabiî !.. Üniversite yönetimleri, yalnızca muhaliflerden harç, zorunlu bağış alıyor olmasın ?! Belki de medikolar da kapatılmıyordur, yalnızca kapılarına “anarşik, komünistler giremez” yazılı tabelalar asacaklardır … Öyle mi dersiniz ?!

Evet, hemen hepimiz üniversiteyi kazandığımızda sevinmişizdir değil mi ? Artık özgürdük, kimse bize karışamayacak, hiç kimse istemediğimiz bir şeye bizi zorlayamayacaktı. Ama geldik ve gördük ki kazın ayağı hiç de öyle değilmiş … Fakat, “geldik,gördük,yendik” demek hiç de hayal değil … Eğer bu bir hayal diyorsan, ders notlarını yazdığın defterinin sayfaları;vizelere, finallere hazırlanmak için çektirdiğin tomar tomar fotokopi kâğıtları, Danimarkalı şâir Eric Stinus’un sözüyle, “kötüye kullanılmış bir ağaç”tan başka bir şey olmayacaktır !..Kişiliğin, usun ve vicdanın akıntıya kapılmış bir kayıktır artık … Hayır, bu akıntıya kapılıp yok olmak istemiyor musun ? O zaman kendine gelmeli, silkinmeli ve sormalısın : Neler oluyor ?!.

Gerçeklerin dünyasında yanıtsız bir soru yoktur ve her sorun
çözümünü kendi içinde barındırır !

Ayrıkotu dergisi, sayı 1,Nisan 2007

Cebeci- Ankara