Medya ve Sol Medya Üzerine Bazı Değiniler

“Genel” medya üzerine biraz veri

Türkiye’de medyanın genel olarak büyük sorunlarla boğuştuğu mâlum, sırf ortaya çıkan tapelerden dâhi medyaya düzenin direkt baskısının nasıl akıl almaz boyutlara vardığı gözlemlenebiliyor. Kaldı ki medya çalışanları özelinde bakıldığında bir “çaresizlik sarmalı” boyutuna evrilmiş problemler “sansür”ün altına eklenebilecek bir iki maddeden de ibaret değil; düşük ücretler, güvencesiz/sendikasız çalışma, özellikle gazetelerde uzun süre yok parasına çalışıp, yaptığı haberlere adını dâhi yazdıramama, her daim olası olan işten çıkarılma riski, işini sokakta ya da savaş alanında yapan muhabirlerin genel can güvenliği sorunları, otosansür, makûl olandan çok daha uzun çalışma saatleri, görece daha güvenceli çalışma şartları sunan devlet kurumlarındaki makus torpil gerçekliği…

Makalemizin birincil konusu olan Türkiye’de sol medya meseline geçmeden önce hayli “zenginlik” ihtiva eden ülke medyasına dâir bir takım verileri paylaşmak istiyorum. Türkiye’de TÜİK’in 2011 verilerine göre 2905 gazete, 3873 dergi yayımlanıyor. Gazetelerin % 93,2’si, dergilerinse % 42.2’si yerel ya da bölgesel. İncelendiği vakit her geçen sene aşağıya doğru düştüğü gözlemlenen tirajlarda ise % 94’lük ezici pay gazetelerde, bunun da % 88,2’sini günlük gazeteler karşılıyor. Gazetelerin % 31’inin haftalık, % 14,2’sinin günlük yayın yaptığı görülürken, bu gazetelerin % 86,3’ünün de siyasi içerikli çıktığı bildiriliyor. Dergilerde ise şampiyon % 55,5’lik dilimle aylık olanlar, dergiler ilgi alanlarına göre sıralandığındaysa ipi en önde sektörel yayınlar göğüslüyor.

Yine 2011 verilerine göre ülkede 1.125 radyo ve televizyon var, bunların % 79,4’ü radyo ve radyo ile televizyonların % 88,9’u karasal ortamda yayınını sürdürüyor. Karasal ortamda yayın yapanların % 88’i yerel, % 7,3’ü bölgesel, yalnızca 4,7’si ulusal. Lâkin toplam istihdamın % 62’si karasal ortamlı ulusal kurumlarda ve ekmeğin % 84,8’i ise televizyondan. Radyo ve televizyonlarda açık ara en çok müzik yayını yapılırken, yayında en az pay haberlerde. Türkiye’deki haber ajansı sayısına gelirsek, o da 2008’de 24’müş.

Tüm bunların yanı sıra ülkede yine 2008’de 33 İletişim Fakültesi’nde 5 bin öğrenci okuyordu. İletişim mezunlarının müzmin problemi ise işsizlik, öyle ki mezunların işsizlikleri ya da kendi alanları dışında herhangi bir işte çalışıyor olmaları “olağan” durum olarak algılanıyor. Zaten, örneğin en iyi ihtimalle dizi setlerinde hiçbir garantisi/güvencesi olmayan işlerde çalışan RTS mezunu işçiler de “günde kırk sekiz saat” çalışmaktan muzdaripler.

Bilinir, Türkiye’de örgütlenme mevzuu zaten başlı başına problemli bir alandır, fakat bu, patronun

baskı yapabilme araçları daha çeşitli ve işlevli, işçinin direnme şansı ise daha kısıtlı olduğu basın sahasında daha yoğun müşkülatlı bir çerçeve sunuyor. Türkiye’de çoğu kaçak ve yoksulluk sınırının altında çalıştırılan gazetecilerin sadece % 1’i sendikalı. Üstelik memleket, AKP’nin ustalık dönemiyle birlikte görülmemiş gazeteci işten çıkarmalarının yaşandığı bu dönemde, CPJ listesine göre mahpus gazetici sayısında da İran ve Çin önünde hemen her yıl birinci!

Peki ya sol medya?

Nasıl ki Türkiye’de bir Kürt’ün, bir Alevi’nin ya da bir kadının, sıradan bir Türk-Sünni erkeğe göre düzence ezilmesi daha katmerliyse, ülkemizin sol medyası da medyanın problemlerini kuşkusuz ki daha ağır bir biçimde tecrübe ediyor. Üstelik burada çoğunlukla hiçbir biçimde para kazanılamayan, tersine işi yapabilmek için genelde kısıtlı imkânlarla cepteki paranın harcandığı ve yine ekseriyetle yapılan işin büyük ölçüde karşılıksız kalabildiği bir alandan da söz ediyoruz.

Türkiye’de sol medyayı şöyle sınıflandırabiliriz; yazılı basın, televizyon, radyo ve internet siteleri. Solun radyodaki varlığı pek güçlü değil, Anadolu’nun Sesi Radyosu ve Özgür Radyo gibi bir siyasi hareketle bağlantılı olan benim bildiğim iki örnek dışında, daha çok özgün müzik ve Alevi hassasiyeti ağırlıklı radyolar söz konusu (Yön FM, Munzur, Barış vb.). O hâlde Rize-Pazar’dan yayın yapan Karadeniz Umut Radyo gibi çok az sayıda yerel sol radyo örneğini de atlamadan yazının bu durağını fazla irdelemeksizin geçebiliriz.

Mevzunun televizyon ayağına gelirsek Hayat TV ve  İMC var, bunlar da Hayat TV’de daha belirgin olmakla birlikte belli bir siyasi yapıyla ilişkili. Solcuların televizyon kanalı sayısındaki azlık, medyanın bu ayağının hem çok daha pahalı olması; hem de daha çok organize olmak gerektirmesi ile rahatlıkla açıklanabilir, mâlum solcuların parası yok. Bu iki kanal dışında daha çok Kürt halkı tarafından takip edilen, yurtdışından uydu üzerinden yayın yapan PKK destekli kanallar ile birlikte tabii Avrupa merkezli Alevi kanalları (Yol, Su,Dem) ve zaman zaman baktığımız ulusalcı ya da “sol Kemalist” Sokak TV, Halk TV’yi sayabiliriz. İP’in Ulusal Kanal’ına ise solun doğal olarak herhamgi bir şekilde teveccühü yok. Bir de yeni kurulan, çizgi olarak Sokak TV’ye daha yakın, fakat bilindik, tecrübeli gazetecilerle çalıştığı için daha bir “kanal” havası veren + 1 TV var az çok sola yakın.

Sol medyanın kalbinin attığı asıl yerler ise tabii ki dijital alan ve yazılı basın. Önce sol basına bakalım, burada BirGün, Evrensel, soL (*) ve Özgür Gündem ulusal ölçekte ve günlük yayın yapan dört gazete. Tirajları hayli düşük olan bu gazetelerin her biri bir partiyle ilişkili (sırasıyla ÖDP, EMEP, TKP ve BDP). Kendilerini “alternatif medya” diye koyan bu gazetelerin editoryal eksiklikleri ve solun klasik sloganik kalıplarını aşamayan zayıf habercilik anlayışları sebebiyle sürekli bir bunalım ve arayış hâlinde yayın hayatlarına devam ettiklerini üzülerek gözlemliyoruz.

Habercilik anlamında burjuva medyayla rekabeti imkânsızlaştıran zayıflığın elbette ki maddi olanaksızlıklarla da bağı göz ardı edilemez. Fakat burjuva medyayla açılmış olan bu farkı yazar kadrosuna sürekli popüler yazarlar -hele ki BirGün’ün yaptığı gibi çoğu aslında “hiçbir şey söylemeyen” ve basit esprilerle yazılarını dolduran twitter troll’lerini- eklemeye çabalayarak kapatmaya çalışmak da sol basındaki “ne yapacağını şaşırmış umarsızlığı” bize özetliyor. Bir yandan da elinde sonsuz olanak bulunan ve bir şekilde sola hitap eden Radikal’in bile tirajlarındaki düşüklüğü görünce, sol yazılı basındaki “kadersizlik” daha bir belirginleşiyor gibi.

Burada çarpıcı olan nokta az satan sol günlük gazetelerin facebook ve twitter sayfalarındaki takipçi sayılarının tirajlarıyla mukayese kaldırmaz şekilde farklı olması. Aşağıda gazetelerin sırasıyla tiraj, facebook beğeni ve twitter takipçi sayılarını sunduğumuz veriler bize sol okurun büyük ölçüde matbudan, sanala yöneldiğini sârih bir biçimde gösteriyor sanırım:

10.02.2014-16.02.2014 arası ortalama gazete tirajı ve 20.02.2014 sosyal medya bilgileri

soL 15.527 301.972 74.000

BirGün 12.100 61.291 173.000

Evrensel 7.395 50.187 77.000

Farkın dramatik olduğu görülüyor. Diyebilirsiniz ki “ne var bunda canım bilişim çağı, her şey dijitale kayıyor”. Aslında o kadar basit değil, isterseniz gelin bu rakamları burjuva ve sağ medyadan birkaç örnekle de karşılaştıralım. Örneğin 480 bin küsür satan Posta’nın, facebook’ta 172 bin, twiter’da 40 bin takipçisi var. Aynı rakamlar sırasyla Zaman’da 1.156.012/300 bin/625 bin; Sabah’ta 329.825/8.700/294 bin; Türkiye’de 184.224/80 bin/86 bin; Milli Gazete’de 24.123/17 bin/29 bin. Görüldüğü üzere hâkim ya da sağ medyada durum sol medyayla aynı değil -fakat benzer örneklerin de olduğunu belirtelim-.

Sol yazılı basında günlük gazeteler haricinde oldukça geniş ve geleneksel olarak mühim bir alanı ise haftalık, aylık ya da başka periyotlarla yayımlanan dergi ve gazetler tutuyor. Sol medyanın bu bölüğü iki ana parçada rahatlıkla tasnif edilebilir; örgütlü yayın organları (Yürüyüş, Atılım, Kızıl Bayrak, Mücadele Birliği, Alınteri, Barikat… sayısız yayın) ve herhangi bir örgütle bağı olmayan periyodikler (bu satırları okuduğunuz Spot, Praksis, Express, Mesele, Teori ve Politika, Red…). Örgütlerin yayın organları, eğer örgüt illegalse illegal merkezi organ, “popüler” yayın, teorik yayın kültür-sanat, kadın yayını olmak üzere belli alanlara ayrılmakta -bir iki bilim dergisi ve Kürdistan’a yönelik dergi de var-. Örgütsel bağı olmayan ve genellikle aylık, üç aylık gibi aralıklarla yayımlanan dergilerin çoğu ise haber-yorum-tartışma tarzında ortalama uzunlukta

makâleler barındıran yayınlar. Fakat elbette ki bu çalışma alanında da teorikten, kültür-sanata kadar tematik alanlara yönelik emekler de mevcut.

Tüm bunların yanı sıra, Türkiye’de edebiyat dergiciliği de sol ve muhafazakâr olmak üzere iki büyük kümeye kesin olarak ayrılıyor fakat bu edebiyat dergilerini “sol medya” içinde değerlendirmek abes olacaktır, tıpkı solcu akademisyenlerin yürüttüğü birkaç sinema dergisini buraya atmakla olacağı gibi.

Sol haftalık, aylık, iki-üç aylık dergi ve gazetelere yeniden dönecek olursak, örgütlü olan yayınlar örgütleri için “propaganda kaleleri” olarak çok büyük bir öneme sâhip. Bu dergilerle ilgili bir tiraj/satış yoklaması yapmaya çalıştığımı; fakat verilere ulaşmak -matbaa matbaa dolaşmak ya da tek tek onlarca insanla iletişim kurmak gerektirdiğinden- daha çok zaman ve uğraşı istediği için bunda muvaffak olamadığımı üzülerek belirtmek isterim. Fakat haftalık Yürüyüş  dergisiyle ilgili olarak bir yayıncı arkadaşımdan derginin 2012’deki satış rakamının 10 bin olduğu bilgisini alabildim -2004-2008 arasında bu derginin satışının “20 bin bandında” olduğu söylenirdi-. Yine de elimizde somut veriler olmasa da Yürüyüş’ün her iki rakamının da diğer sol yayınların tiraj ve satışlarından epey yüksek olduğunu tahmin edebiliriz. Zira rakamlar her zaman doğal olarak ilgili örgütlerin hacimleriyle doğru orantılı olacaktır, meseleye bu açıdan bakıldığında da muhtemelen Atılım dışındaki periyodiklerin tirajlarının üç aşağı beş yukarı birbirleriyle aynı olacağı tahmin edilebilir, bu sayı da genel olarak 1000 ve biraz üstüdür (örneğin Mesele ve Proleter Devrimci Duruş’un tirajlarının 1000 olduğunu biliyorum. Tavır dergisinin 2012 için tirajıysa yine aynı yayıncı arkadaştan öğrenebildiğim kadarıyla 2600).

Yazının son durağında sol internet sitelerine geçebiliriz. Bugün artık bu alan sol okurun da okuma tercihlerindeki genel eğilim eğrisinin yüksek ölçüde bu yana kaymasıyla sol medyanın behemehal en önemli mevzii. Solun tartıştığı, kavga yaptığı, kendini ve meseleleri anlattığı, eski tüfek, yeni kuşak, popüler, az bilinen, her eğilimden yazarın arz-ı endam ettiği ve “solun matbusunu bitireceği/hatta bitirmesi gerektiği” bile tartışılan bu dijital dünya, solun ses alıp, ses verdiği başat karargâhtır. Günlük gazetelerin web adreslerini bir kenara koyarsak burada çok sayıda site var ama öne çıkan, solun genelince bilinirliği olan yalnızca birkaç mecradan söz edilebilir: sendika.org, bianet.org, fraksiyon.org, jiyan.org ve demokrathaber.net ve yayın hayatına yeni başlayan gezite.org, siyasol.org.

Genel kanıya göre en çok takip edilen sol site sendika.org, bu site, Halkevleri’yle bağı mâlum olmasına karşın -bir forum olmasa da- farklı geleneklerden yazarlara da açık. Bianet’le ilgili edindiğim izlenim ise eskisi kadar takip edilmediğinin düşünüldüğü yönünde, fakat bu “bağımsız ağ”ın hâlâ popüler bir site olduğu da açık. Bu iki siteyle ilgili elimizde tıklanma verileri ne yazık ki yok. Fraksiyon.org ve jiyan.org ise  genç yazarların yürüttüğü iki site, jiyan’ın HDP’ye yakınlığı belliyken, fraksiyon’un bu tip bir örgütsel ilintisi bulunmuyor. Sol siteler içinde “popüler”

sayılabilir iki site de yandex.metrica verilerine göre genel sıralamada 200’lü sıralarda birbirlerine yakın günlük tıklanma sayılarına sahipler. İki siteyi haber siteleri klasmanında değerlendirdiğimizde ise jiyan.org 34. fraksiyon.org 40. çıkıyor. Ancak pek çok sayfanın değerlendirme dışı olduğu bu listelerin ne kadar güvenilir olduğunu bilemediğimi de belirtmeliyim.

Adını andığımız dört sitenin twitter takipçi sayılarını art arda koyarsak muhtemelen daha işlevsel veriler elde etmiş oluruz: sendika.org 85 bin, bianet.org 79 bin, fraksiyon.org 15.243, jiyan.org 3.843.

Bu iki site dışında SYKP/HDP çizgisinde siyasihaber.org, yine HDP hattından turnusol.biz  ile özellikle de yeni bir yazar kolektifi olan baslangicdergi.com’un da önemli oranda tâkip edilen mecralar olduğunu söyleyebilirim. Çeşitli siyasetlerin sesi olan ya da bağımsız birçok site dışında baskahaber.com, dagmedya.net, yuksekovahaber.com, otekilerinpostasi.org gibi önemli sol haber sitelerini ve son dönemde “yaptığı haberlerle” epey gündem olan Etkin Haber Ajansı-ETHA’nın da adını anmadan geçmeyelim.

Böylece çeşitli sorunlarla boğuşarak çetin bir varlık mücadelesi veren sol medyanın genel ahvâlini bu şekil özetleyebilmiş olduk gibi. Teşhir ve fenomen heyulasının öğütücü sarmalında kendine yer arayan sosyalist genç yazarlar için durumun pek de iç açıcı olduğu söylenemez. Özellikle sol günlük gazetelerin burjuva medya alışkanlıklarının kötü bir tekrarıyla ilerleyişi, dergilerin az satması ve üstelik içlerine doğru cemaatsel kapalılıkları, internet sitelerinde ise hitap edilen kesimin eninde sonunda belli bir cenâh olması… Ve bununla birlikte, yapılan işin kalıcılığına ve sanal ortamın gerçekleri sebebiyle “ciddiyeti”ne hiçbir biçimde güvenilmezlikten mütevellit bu ülkede gerilla yazarlık sanatını sürdürmek, buna motive olabilmek oldukça güç. Bir de dışarıda yaşam kavgasını, “gerçek hayat”ı sürdürmeye çalışırken, yani çalışma odanda ya da şezlong üzerinde değil, onca işin gücün arasında veya işsizliğin buhranında yazmaya çabalamak… zor.

Son söz: Kolay gelsin…

Yazıya destek notları: Reklam yapıyormuşuz gibi algılanmasın lâkin bu yazının “‘Gerilla Yazarlık’ Üzerine Birikmiş Notlar” yazımız ve bilhassa buradaki meselelerimizle ilgili tablolar sunduğumuz “Türkiye Gazete Envanteri” ve “‘Sol’ Okura Hitap Eden Sayfaların Kaç Takipçisi Var?” başlıklı basit fakat işlevsel olduğunu düşündüğümüz çalışmalarımızla birlikte okunması tavsiye edilir, zira o tabloları alan darlığından buraya koyamazdık. Son iki listeye fikirkarargahi.com’dan, “Gerilla Yazarlık”a ise ister Fikir Karargahı’ndan; ister Bianet’ten bakılabilir. Bir de  Türkiye’de genel medya ve sol medya üzerine ilgili olan okurlarımıza hocamızın gulserenadakli.wordpress.com adresini de önerelim.

(*) Yazıyı soL kapanmadan önce yazmıştım. Spot’un çıkacağı bugünlere göre yeniden rotuşlamaları yaparken soL’u bilerek kaldırmadım, zira sol basının ne gibi zorluklarla boğuştuğunu en iyi gösteren delillerden biri soL örnek olayı olsa gerek.

97168141_tn30_0Spot sayı: 9 kasım-aralık ’14