Lazca medyaya yeni soluk: ‘Aktivizm yerine gazetecilik yapsak daha etkili olurduk’ (Journo röportaj)

Dünyanın ilk Lazca edebiyat dergisi, bu yıl başında Türkiye’de yayımlanmaya başladı. Ülkemizde Laz basınının dününü, bugününü ve geleceğini; Uncire adlı yeni derginin yazı kurulu üyesi İsmail Güney Yılmaz ve editörü İrfan Çağatay Aleksiva ile konuştuk. İki isim de çeyrek asırdır Türkiye’deki birçok Lazca yayın girişimine tanıklık etmişti.
Aleksiva’ya göre geçmişteki Lazca yayınların başarısızlığının birinci nedeni şu: Bu yayınları çıkaranlar, bu işi gazetecilik için değil, “Laz kültür aktivisti” kimlikleriyle yapıyorlardı. “Gerçekten gazetecilik yapmak isteyen bir kadromuz olsaydı bölgede bir haber ağı oluşturabilir ve daha etkili olabilirdik” diyor Aleksiva.

Lazca, Türkiye’de yaklaşık 250 bin kişinin konuştuğu, Güney Kafkas Dilleri ailesinden bir dil ve yok olma tehdidi altında. Bu tehdidi bertaraf etmek için Laz aydınları, sanatçıları, yazarları ve müzisyenleri çeşitli çalışmalar gerçekleştiriyorlar. Bu çalışmalar içerisinde basın-yayın faaliyetleri de önemli bir yer tutuyor hiç kuşkusuz.

Lazca medya açısından ilk kıpırdanma 2. Meşrutiyet döneminde Osmanlı topraklarında yaşanmıştı. 20. yüzyılın sonraki yıllarında Sovyetler Birliği’nde Mçita Murutsxi, Almanya’da Lazuri Ambarepe ve Parpali yayımlandı. Lazca yayınlar çeyrek asırdır Türkiye’de de yoğunlaştı. Son olarak üç ayda bir yayımlanan Uncire çıktı. Kış sayısının ardından tüm basılı yayınları zorlayan salgın başladı. Uncire’nin kurucu ekibinden olan ve son dönem Lazca yayın girişimlerinin birçoğuna tanıklık eden İsmail Güney Yılmaz’a kulak verelim önce…

Öncelikle Uncire hayırlı olsun diyelim. Uncire ne demek ve derginize bu ismi seçmenizin nedeni nedir?
Teşekkür ederiz. Uncire “uykusuz” demek. Türkçe bir mizah dergisiyle aynı anlama geliyor olması dolayısıyla da Lazlardan bir miktar eleştiri aldık. Hâlbuki tartışılması absürt bir şey. The Sun, Güneş gibi gazeteler olduğu gibi, Lazların da aynı anlama gelen Mjora diye bir dergisi vardı mesela. Neden bu ismi verdiğimiz hususuna gelirsek, bir dilin yaşatılması için gece gündüz çalışan insanların kolektifi olmaya bir vurgudur bu. Sembolü de yarasa (Lazca’sı burbu) olarak seçtik. Beri yandan edebiyat da, anlatmanın vecdiyle tutuşan uykusuzların işidir zaten.

Bir yandan baskı, bir yandan kendi dilini ‘ilkel’ görenler

Laz basını, Türkiye’de örneğin Kürt ve Ermeni basınına göre daha geç ortaya çıktı. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Aslında Meşrutiyet, hatta öncesinde istibdat döneminde bazı girişimler olduğunu biliyoruz. Lazca’nın ve Lazlar’ın asıl sorununu kadro eksikliği, istikrar zaafı ve Türkiye’de 90’lı yılların başına dek süren büyük boşluk olarak koymak gerek. Bunun başat sebebi elbette bilinç ve ilgi yoksunluğudur. Bu durumun görece toparlanmakla birlikte, olumlu yönde nitelikli bir değişim, dönüşüme uğradığı asla söylenemez. Buna baskı, bölücülükle suçlanma korkuları, bu sebeplerle doğrudan bağlantılı olan kendi dilini yetersiz, ilkel, gereksiz görme dürtüleri de eklenebilir. Buradan hareketle Lazların bir Nor Marmara, Agos, Welat, Apoyevmatini, İho yaratabilmesi beklenemezdi. Buna maddi, kadrosal, halk gerçeğimiz hâlâ da yetmez. Fakat iç ayrışmalar olmasaydı Jineps benzeri bir örnek sağlanabilirdi, o da olamadı.

Lazca basınının Türkiye’deki bilinirliği de görece düşük bir seviyede. Bu durum sizleri nasıl etkiliyor? Bilinirliği artırmak için neler yapılabilir?
Aslına bakarsanız Laz basınına, Lazlık çalışmalarına yönelik Lazlar özelinde de, basında da hep bir ilgi var. Nitelikli ilgiye dair bir sorun var. Bilinmeyle ilgili problem çok temel, öyle ki onca mücadeleye karşın hâlâ Lazlar’ın kim, Lazca’nın ne olduğu tam olarak bilinmiyor. Bu bilgi eksiğini aşmak yine çalışmakla, çalışmayı sürdürmekle mümkün. Başka reçete yok.

Ogni 1990’larda ilgi görmüştü

Lazca gazete, dergi ve benzeri yayınların Laz halkından hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünüyor musunuz? 
Pek gördüğü söylenemez genel olarak. İlgi görenler de oldu. Örneğin Ogni görmüştü 1993-1995’te. Mjora’nın 2000’de Pazar’da çok ilgi gördüğünü hatırlıyorum, aynı ilgiyi polisten de görmüştü. Bizim 2013’te çıkardığımız Lazca gazete Ağani Murutsxi’nin ilk sayısı çok sattı, sonra ilgi düştü fakat bölgede 500-600 adet satmaya devam etti. Ama sürdüremedik.

Nedeni?
“Genel olarak var” cevabı verdiğim ilgisizlik sıkıntısının tek bir sebebi yok. Laz Kültür Derneği ve Laz Enstitüsü’nün kurumsal varlığı da, çalışmaları da, ürünleri birkaç kişinin omuzları üzerinde yükseliyor. Yani yine kadro sorununa geliyoruz. Ayrıca ciddi bir dağıtım ağı eksiğimiz var. Örneğin Uncire’ye ve diğer dergimiz (yarı-akademik diyebileceğimiz) Ogni’ye erişim salt bir site üzerinden online olarak ya da bölgede kurabildiğimiz birkaç esnaf bağlantısı sayesinde mümkün. Bu da bir ilgi olsa bile, ilgiye karşılık vermeyi zorlaştırıyor zaten.

Kendi sorunlarımızın yanında bilinç eksikliğinin, Lazca’yı küçümsemenin ya da Lazca okuryazarlığın düşüklüğünün kitleselliğini sıralayabiliriz neden olarak.

İlginin nasıl kazanılabileceğinin ya da var olan ilginin nicel/nitel olarak nasıl sıçratılabileceğinin cevabı, bir önceki sorunun yanıtıyla aynıdır. Nitelikli ürünlerin artması, Lazca mesaisine halktan, coğrafyadan daha çok insanın katılması gerek. Uncire’de bunu deniyoruz. İlk sayıda 30’a yakın yazar Lazca edebiyat ürünüyle dergide yer aldı, mühim bir kafa sayısı bu. Derginin halktan gördüğü ilgi de fena sayılmaz.

‘Lazca çalışmaları üzerinde ciddi bir baskıdan söz edemeyiz’

Türkiye’de ilk Lazca dergi olan Ogni, 1993’te “bağımsız Lazistan” için propaganda yaptığı iddiasıyla yargılanmış ve dergiyi çıkaran ekibe dava açılmıştı. Aradan geçen çeyrek asırdan fazla zamanda devletin Laz basınına karşı tavrının değiştiğini düşünüyor musunuz?
Ogni, ayrılıkçılık iddiasıyla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) yargılandı. Hareketin elbette böyle bir iddiası yoktu. Dilini, kimliğini yaşatmak isteyen demokrat insanların bir ilk çabası, çıkışıydı bu dergi. Türkiye’nin zor olmayan yılları yoktur ama malum, o yıllar etnik faaliyetler açısından daha zor yıllardı. Yargılama döneminde hareketin arkasındaki kitle çekildi, gelen sert tazyiki karşılama işi bir avuç insana kaldı. Bu insanlardan, bugün de önemli figürler olan Mehmedali Barış Beşli, İsmail Avcı Bucaklişi henüz çok çok genç insanlardı. Ama zorluğu göğüsleyebildiler ve Lazca’yı yaşatma çabası bugünlere gelebildi. Bugün, bu açıdan daha rahatız. Milliyetçilik kanalıyla oluşan alışılageldik problemlerin dışında, Lazca çalışmaları üzerinde ciddi bir baskıdan söz edemeyiz.

Şimdi de İrfan Çağatay Aleksiva’yı dinleyelim.

Lazca basının Türkiye’de görece geç ortaya çıkışını siz neye bağlıyorsunuz?
Türkiye’de Lazca basının bu denli geç ortaya çıkmasını, Lazlar’ın kültürel uyanışlarının gecikmesiyle doğru orantılı olarak düşünebiliriz. Laz olmanın, Kürt olmanın vs. çok makbul kabul edilmediği koşullarda, Lazlar’ın çok küçük bir çevre olmasının da etkisiyle kendi kimliklerini yeterince sahiplenmemelerinin payı çok büyük bu durumda. Aslında Osmanlı döneminde, yanılmıyorsam 1916’da İstanbul merkezli bir Lazistan gazetesi girişimi olmuş, ama bu girişim sonuçlanmamış. Ondan sonraki yedi yıllık süreçte çeşitli Laz örgütlenmeleri ve birkaç Lazca yayın girişimi gerçekleşse de başarılı olamamış. Zaten 1923 itibariyle bu girişimleri yapan kadrolar dağılmış. Ondan sonra yaşanan birkaç deneyim var, ama onlar da hep Türkiye dışında gerçekleşmiş deneyimler.

Tabii Türkiye dışında yaşanan deneyimler Türkiye’yi de etkiliyor. 80’li yıllarda Almanya’da yayınlanan Lazca yayınlar, Türkiye’deki, daha doğrusu İstanbul’daki Lazlar’ı da bir şekilde etkiliyor. Türkiye’deki ilk Lazca dergi olan Ogni’nin ortaya çıkışında bu etkinin payı var.

‘Ogni’nin solcu bir dergi olarak görülmesi, bugün bile tartışma konusu’

Bugüne kadar Lazca yayınların ömrü çok uzun olmadı. Bu kısa ömürlü yayınlara sizin de içinde yer aldığınız Ağani Murutsxi gazetesi dâhil. Sizce bunun nedeni nedir?
Bu konuda “İnsanlar çok fazla Lazca okumuyorlar, o yüzden bu yayınlar uzun ömürlü olamadı” diye bir yanılgı var ama bu doğru değil. Bugüne kadar çıkan Lazca yayınlardan Ogni 6, Mjora 2, Tanura 3, Skani Nena yanılmıyorsam 4 sayı çıktı ve bunların çok küçük bir kısmı Lazca idi. Ağani Muruntsxi ise tamamı Lazca olan ilk yayındı. Mesele sadece insanların Lazca okumaması olsaydı bu yayınlar daha uzun ömürlü olurdu. Bana göre bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanmasındaki birinci neden, bu yayınları çıkaran insanların bu işi gazetecilik için değil de, kültürel bir aksiyon için yapmaları ve “Laz kültür aktivisti” kimlikleriyle ön plana çıkmaları…

Yani bu işin halka mal olmayıp da sınırlı bir aydın çevresi içerisinde kaldığını söyleyebilir miyiz?
Evet, aynen öyle. Sınırlı bir aydın çevresi bu işin organizasyonunu yapıyordu ve çok az sayıda dergi, Lazlar’ın yaşadığı ilçelere gidiyordu ve çok az sayıda dağıtılıyordu. Bu yayınlar halktan da gereken desteği göremedi. Özellikle Ogni’nin solcu bir dergi olarak görülmesi, bugün bile tartışma konusudur.

Halk ilgi göstermiyorsa çözüm olarak ne öneriyorsunuz?
Aslında bu yayınların bir ilgiyi hak edip etmediğini sorgulamak gerekiyor. Ben bir ilgiyi hak ettiğinden emin değilim. “Gerçekten güzel işler yaptık mı” diye düşünüyorum. Ama elimizden geleni yaptığımızı söyleyebilirim. Gerçekten gazetecilik yapmak isteyen bir kadromuz olmadı. Böyle bir kadromuz olsaydı bölgede bir haber ağı oluşturabilir ve daha etkili olabilirdik. Ama biz böyle bir şey yapmadık. Biz daha çok var olan haberleri tercüme edip yayımlama yoluna gittik. O da ilgiyi düşürdü tabii.

‘Bizimki habercilikten ziyade Lazca’yı yaşatma misyonuydu’

Bir başka handikapımız da şive ve Lazca okuryazarlık sorunu oldu. Okullarda bunun eğitimini almadıkları için ellerine Lazca bir metin aldıklarında garipsiyorlar ve okuyamıyorlar. Bu sadece Lazlar için değil, bütün toplumlar için geçerli bir sorun aslında. İnsanların bunları öğrenmesi, eğitim alması gerekiyor.

Onun haricinde insanlar zaten günlük haberleri Türkçe olarak daha rahat bir şekilde alıyorlar. O yüzden de Lazca’ya ihtiyaç duymuyorlar. Bizim yaptığımız habercilikten ziyade idealist bir yaklaşımla ve Lazca’yı yaşatma misyonuyla yapılan bir çalışmaydı. Bilhassa Ağani Muruntsxi girişimi öyleydi, ki onun da tamamı Lazca idi zaten.

Diğer yayınların da bir kısmı Lazca idi ve bu Türkiye tarihinde çok sık karşılaşılan bir durum değil. Hele ki günümüzde bile Lazca’yı Rize ve Trabzon ağzıyla konuşulan Türkçe zanneden çok sayıda insan varken…
Biz Lazca’nın ne olduğunu bilen insanlara hitap ediyorduk. Ama burada da karşımıza demin bahsettiğim Lazca okuryazarlık ve şive sorunları çıkıyordu. Şive de önemli bir sorundu. Zira Lazca’nın birden fazla şivesi var ve gazetenin bazı okurları, farklı bir Lazca ile karşılaştıklarında bocalıyorlardı.

Örneğin, Hopa Lazcası ile yazılan bir metni Fındıklılı bir Laz anlamakta zorlanabiliyor. Çünkü kendi konuştuğu Lazca’dan çok farklı bir Lazca vardı orada ve o da bunun gerçek Lazca olup olmadığı konusunda tereddüt yaşıyordu. Bu da Lazca basının gelişimine olumsuz bir etki yaratıyor maalesef. Kendi konuştuğu Lazca’dan farklı bir Lazca görünce “Bu gerçek Lazca değil” gibi bir sonuç çıkarıyorlar.

Ogni’nin DGM’de yargılandığı yılları düşününce, aradan geçen çeyrek asırlık zamanda siz devletin Laz basınına karşı tutumunun değiştiğini söyleyebiliyor musunuz?
Aslında bu ilk ve tek olaydı. Devlet bu davadan sonra hiçbir Laz dergi veya gazetesine dava açmaya bile tenezzül etmedi. “Bunlardan hiçbir şey olmaz, bize tehdit oluşturmazlar” gibi bir düşünce içine girdiler. Ama bu demek değildir ki Laz basınını hiç takip etmediler.

Editörlük meşakkatli bir çaba gerektiriyordu

Ağani Muruntsxi’den bugüne dek Lazca basın-yayın faaliyetlerinin aktif bir şekilde içindesiniz. Geriye dönüp baktığınızda başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Burada başarının kriteri çok önemli. Bu konuda yapılan her çalışmayı başarı sayıyorum. Bu çalışmaların daha kısa ya da daha uzun ömürlü olması bir şeyi değiştirmiyor. Tabii gönül isterdi ki bu çalışmalar daha uzun ömürlü olsun.

Biz insanlardan yazı istiyorduk, ama gelen yazılar dilin ve alfabenin kullanılması noktasında sıkıntılıydı. Bunların düzenlenmesi oldukça meşakkatli bir çabayı gerektiriyordu.

İkinci bir sebep olarak ise bu çalışmaların az sayıda insanın çabalarıyla yürümesi vardır. Başlangıçta pek çok insan büyük bir hevesle bu çalışmalara katılım gösterirken, zamanla bütün yük iki üç kişinin sırtına bindi. Bu da işleri zorlaştırdı tabii. Ağani Muruntsxi’nin kapanmasının nedeni budur. Laz aydınlarından gerekli desteği görmedi maalesef. Yoksa devam ettirebilirdik. Hâlen bu konuda hevesli olan bazı arkadaşlar var, ama ben yanaşmıyorum. Zira hem devletle, hem yazarlarla olan ilişkilerin düzenlenmesinde oldukça yıprandım.

‘Ağani Murutsxi, en çok Laz’a ulaşan Lazca yayındır’

Devletle olan ilişkilerden kast ettiğiniz nedir?
Devletle kayda değer bir sorun yaşamadık, ama aldığımız birkaç telefon oldu. “Ben Pazarlı bir polisim, siz bu gazeteyi çıkarıyorsunuz, arkanızda kim var” türünden birkaç telefonla karşılaştık. Bunlar tabii bizi yıldırmadı.

Sizi yıldıran, aydın çevrelerin ve halkın ilgisizliği oldu anladığım kadarıyla.
İlgisizlik demeyelim de yüklenebileceklerinden daha fazla yük yüklendiler sırtlarına. Sonuçta onların da ellerinden gelen bu kadardı. Daha eğitimli ve profesyonel bir kadromuz olsaydı bu işleri devam ettirebilirdik, lakin bu da çok para isteyen bir şey. Yine de arkadaşlarımızın özverili çalışmaları oldu. Bazı arkadaşlarımızın kendi paralarıyla gazete alıp memleketlerinde dağıttığını biliyorum. Bu yüzden diyebilirim ki Ağani Murutsxi, en çok Laz’a ulaşan Lazca yayındır.

Lazca basının geleceğine dair ne düşünüyorsunuz? Lazca basının gelişmesi için neler yapılabilir?
Şu son süreçler gösterdi ki Lazca’yı redakte edebilecek insan sayısı çok az. Bu yüzden Lazca yayını çok zor görüyorum. Hele hele, Lazca’yı iyi konuşan insanların yaşlandığını, daha genç kuşakların ise Lazca’yı iyi bilmediğini düşünürsek durumun vahameti anlaşılabilir. Bunların Lazca’yı iyi yazabilmeleri neredeyse imkansız. O yüzden Lazca basının geleceğini çok karanlık görüyorum. Lazca’yı iyi bilen yaşlılar var, onlar da okuryazarlık konusunda yetersizler.

‘Lazca lehine pozitif ayrımcılık uygulanmazsa işimiz zor’

Eğer bir müdahale olmazsa ve Lazca lehine pozitif ayrımcılık uygulanmazsa işimiz zor. Bu konuda da devletin bir duyarlılık göstermesi gerekiyor. Hiç değilse Lazca okuryazarlık dersinin okutulması sağlanabilir. Bölgede verilen seçmeli Lazca dersleri de bu manada çok yetersiz. Onun dışında vergi mükelleflerinin de bu konuda çaba göstermeleri gerekiyor. Halk eğitim merkezlerinde yetişkinler için Lazca okuryazarlık dersleri de verilmeli. Onun haricinde zor. Ama işin kötü tarafı, bu konuda kayda değer bir talep de yok.

Diğer Lazca yayınlarla kıyaslarsak, Uncire’ye ilginin daha fazla olduğunu söyleyebilir miyiz?
Aslına bakarsanız Ağani Muruntsxi’ye ilgi daha fazlaydı. Ama Uncire’nin daha işlevsel olduğunu söyleyebiliriz. Uncire edebi metinleri (şiir, hikaye vb.) içeren bir dergi. Biz Ağani Muruntsxi’yi çıkarırken gazeteciliğin kendine has jargonunu alıp gazeteye uyarlamaya çalıştık ve bu da metinlerin anlaşılırlığını zorlaştırdı. Ama Uncire’de böyle bir şey söz konusu değil. Uncire’de metinler günlük konuşma diline yakın olduğu için insanlar daha kolay anlıyorlar. İnsanlar Lazca şiir yazmayı seviyorlar. Biz de bunları redakte ederek yayımlıyoruz. Umarım faydalı olur.