Laz Kültürel Rönesansı Mümkün mü?

90’ların ortalarında “devlete daha yakın olan” Lazların ayrı dernek kurmasını bir kenara koyarak söylersek, “gelenek” diye söz ettiğimiz grup da bugüne gelinceye dek çoğu kişisel kokan sebeplerden dağılıp, paramparça oldu ancak en azından Lazca ve Laz halkı için üretmek birbirine değmeden de olsa çaba sarf edilebilen ortak bir sorun ve sorumluluk olarak kalabildi.

Lazlar hakkında bir sözü olmayan yoktur, ne ki bunların çoğu onları tanımak ve anlamaktan uzak olsun. Fakat biz artık ilgili her yazının girizgahına “Lazlar aslında şudur, budur” diye dil dökerek başlamaktan yıldık, zaten kim olmadığımızı değil, kim olduğumuzu söylemek gerek, kim olduğumuzu hakikaten merak edenler de var olan yerli yabancı geniş külliyatı tarayabilir. Zira Lazlar antik çağdan bugüne ilgiyle takip edilmiş bir halktır, kafa karıştıracak çok noktayla karşılaşılacak olsa da doğru bilgiye ulaşmak hiç de zor değil. “Laz kültürel rönesansı”… Bu tip havalı sayılabilecek bir ifadeyi ilk kullanan, kendisi de bir Laz olan gazeteci yazar Ruşen Çakır olmuştu. Bundan tam yirmi bir yıl önce Cumhuriyet’in “Kitap” ekinin, 131. sayısında. “Laz Kültürel Rönesansının Eşiğinde” başlığıyla. Hemşehrimiz Çakır’ı rönesans eşiği “tespit”ine itense o dönem yayınlanan “Lazların Tarihi” adlı kitap ve bunun bir avuç Laz aydın üzerinde yarattığı etkiydi. Adını andığımız kitap her ne kadar Lazların Gürcü asıllı olduğunu yer yer laf kalabalığı da yaparak iddia eden bir propaganda kitabı olsa da, söz konusu eser ‘80 başlarından beri az çok örgütlü olan Almanya Laz çalışma grubunda ve birbirinden genel itibariyle habersiz olan özellikle İstanbul’da yerleşik Lazca için çalışmaya niyetli az sayıdaki insanda bir tepkinin derlenmesine yol vermiş oldu. İşte Türkiye’deki çok kendi içine kapanık olarak bazı kıpırdanmalar içinde olan Laz aydınları da bu kitabın neticesi olan tepkisellik sayesinde birbirlerini bulup küçük bir çalışma grubu oluşturarak ve Almanya’daki çevreyle de koordinasyonu sağlayarak “Ogni” (Duy) adlı dergiyi 1993’te çıkarmaya başladılar.

1993 gibi Kürdistan’da savaşın geriliminin her geçen gün arttığı ve ülkenin ruh halini olduğu gibi negatif yönde emdiği bir süreçte, etnik bir dergi olması bir yana bir de politik çıkışları olan Ogni, DGM’de süründürülüp, kendi iç anlaşmazlıkları nedeniyle de altı sayı çıkabilmiş olsa da etkisi şükür ki ömründen çok büyük oldu. O dönemden 2000’lerin başına kadar daha yumuşayarak da olsa süren devlet baskısı dönemi, çalışma grubunu terörize edip, destekçi olan geniş kesimi dağıtsa da Ogni bağrından bir Laz kimlik/kültür hareketini doğurmayı başardı. Aynı damardan Zuğaşi Berepe gibi ülke çapında ilgi gören bir müzik grubunun yanı sıra, trendi hızla yükselen bir Lazca/Türkçe kitap yayını geleneği beslenebildi. ‘90’ların ortalarında “devlete daha yakın olan” Lazların ayrı dernek kurmasını bir kenara koyarak söylersek, “gelenek” diye söz ettiğimiz grup da bugüne gelinceye dek çoğu kişisel kokan sebeplerden dağılıp, paramparça oldu ancak en azından Lazca ve Laz halkı için üretmek birbirine değmeden de olsa çaba sarf edilebilen ortak bir sorun ve sorumluluk olarak kalabildi.

Peki ya Rönesans?

Ben de Çakır’ın döneminde yaşasam yapılanlardan etkilenip belki de Lazlar adına bir kültürel rönesans ihtimali çıkarabilirdim. Zira o dönem ortaya çıkan kimlik/kültür hareketi zaman zaman gerçekten cüretli sözler sarf edebilen, dergisinde Lazlarla doğrudan ilgili olmayan ekonomi-politik uzun analiz yazılarına yer verebilen ve bünyesinden Zuğaşi Berepe gibi Lazca devrimci rock şarkıları söyleyen çok sıra dışı bir “propaganda kale”sini de çıkarabilmiş olan, bütünlüklü ve bugüne göre biraz daha fazla umut vaat eden bir hareketti.  Ancak o günlerden bugünlere gelinceye değişen çok şey oldu. Üretim ve bilgi donanımı anlamında kıymetli bir gelişme kaydedildiyse de Laz kimlik/kültür hareketini Laz halkına taşıyarak onu Türkiye’nin hak alma eksenli muhalefet hareketine bağlama noktasında sınıfta kalındı. Laz aydınlarının çoğu demokrat-enternasyonel duyarlılıklarını tümüyle kaybetmiş olmasalar da bu meziyetlerinde bazı erimeler yaşayarak biraz daha Laz(ca)-merkezleştiler. Önemli bölümü boşuna olan ayrılık, bölünme ve kırgınlıklarla değerli birikimin toplam olarak mücadele verebilmesinde iyileştirilemez yaralar açıldı. Samimiyetle üretmek, çalışmak isteyen özneler gördükleri tablo karşısında çoğu kez demoralize olup, bir kenara çekildiler.

Ve şimdi bir grup Laz genci “Ağani Murutsxi” (Yeni Yıldız) adını verdikleri Lazca gazete için kolları sıvayarak kendilerine, hem “geleneğin asırlık köklerine” dayanıp, hem de “geleneği” aşma iddiasıyla bir yol açmaya çalışıyorlar. Rönesans? Biz bir “rönesans” iddiasında ya da vaadinde değiliz. Belki de buradan da koca bir hayal kırıklığından başka bir şey çıkmayacak. Ama yolu yapmak için de bu elleri toprağa geçirmek gerek. Rönesans için de sadece Lazcayı, Lazları ya da Lazistanı değil, evimizi, yani mavi küreyi Lazlara Lazca anlatmak gerek. İşte biz de bunu başarabilme hülyasındayız. Çağrımız kalbi Lazca ve vatanımız yeryüzü için çarpan herkesin de “Ağani Murutsxi”ye omuz vermesinedir.

Özgür-Gündem.Com – 18.07.2013/Hasköy