Yıllardır seçimle alamadıkları yerler: Bazı meslek odaları, birlikleri, barolar, üniversiteler… OHAL’le, KHK maymuncuğuyla bunları da hallediyorlar, halletmeye çalışmaya devam edecekler. Yani “sandık iradesi bana kadar var” diyorlar.

Tıpkı kendilerinde kaşıntı yapan gazeteleri, televizyonları, dergileri, dernekleri “hallettikleri” ve “halledecekleri” gibi… Durmayacaklar, dokunacaklarını düşündüğümüz, tahmin ettiğimiz her yere de dokunacaklar. Dinlemeyecekler. Yüzünüze karşı tam tersini yüksek sesle bağırırken, sessiz bir onayla sana “evet kardeşim senin ‘adalet yok’ feryadın haklı fakat güçlü olan biziz, dolayısıyla hukuk da biziz” diyecekler.

Sabah Twitter’da bir AK Troll’ün paylaştığı bir video gördüm. Bayağı paylaşılmış. Birkaç yıl önce Boğaziçi’nde bir salonda Grup Yorum’un “Dersim’de Doğan Güneş” şarkısı çalıyor, öğrenciler de ayakta şarkıya eşlik ediyor. AK Troll, bu videoyu “işte Boğaziçi’nin ‘yırtılıyordu sessizlik gerillanın mermisiyle’ diyen akademisyenleri” diye paylaşmış. Altında da  “oraya atom bombası atılsın” minvalinde bir sürü yorum…

Bunu Erdoğan’ın Boğaziçi’ne seçime bile girmemiş birini (AKP’li bir vekilin de kardeşiymiş) kafasına göre rektör atamasını kendilerince meşrulaştırmak için paylaşmışlar tabii. Tüm bunların Boğaziçi’ne % 86 oyla seçilen Gülay Barbarosoğlu’yla ne gibi bir ilgisi var, belli değil. Zaten onlar da bilme’yle değil, algıyla, bir algı yaratma işiyle ilgileniyorlar.

Daha mahkemesi süren insanları “tutuklandı” diye troll hesaplardan saatler önce duyurmaları gibi bir algı oyunu.

Dertleri belli; yaratamıyorlar, üretemiyorlar. O kadar adamla bir “kültür iktidarı”, hegemoni kuramıyorlar.

Bu yüzden siz de hiç “politik doğruculuk”larla falan filanla kaygılanmayın ve onları aşağılayın.

Evet, Boğaziçi’ni, ODTÜ’yü, Hacettepe’yi solcular kadar kazanamıyorlar, nitelikli akademisyenleri yok. Grup Yorum gibi iyi, güzel şarkı yapanları da yok. Hekim, mühendis, avukat oda ve birliklerini kazanamıyorlar. Tiyatrodan, sinemadan, sanattan, mizahtan, mimariden anlamıyor, üstelik bunları aşağılıyorlar.

Bu cehalet ve lümpenliğin iktidarıdır.

Eskiden bir konuda cehaleti olan “biz bilmeyiz” derdi, şimdi cahil, bilene “sen bilmiyorsun, ben biliyorum” der oldu.

Yahut bilmemeyi yüceltiyor, okumuşu terör, tehlike ve tehditle etiketliyorlar.

Cehalet… Makbul ve iktidar oldular.

Burada “daha ne istiyorsunuz? İşte halkın iktidarı!” diye istihza edenler olabilir.

Bu da, AKP’nin Başkanlık rejimiyle YÖK’ü kaldırmayı gündeme getirmesine “bakın işte YÖK’e karşısınız, biz de YÖK’ü kaldırıyoruz, bizi destekleyin” demeye benziyor. Evet doğru, bir 12 Eylül faşizmi kurumu olan YÖK’ e karşıyız. Ama “YÖK kalkacak, polis gidecek, üniversiteler bizimle özgürleşecek!” diyorduk. “YÖK kalkacak, rektörü Başkan atayacak” değil.

Öğrenci hakları ve akademik özerklik çerçevesinde yeni bir üniversite talebinden söz ediyoruz. Gelin görün ki bizim “demokrasi âşıkları”nın hedefi, 12 Eylül’ün bile budamakla yetindiği özgürlükleri tamamen ortadan kaldırmak.

İşte “halkın iktidarı” talebi de böyle. Kafa karışıklığına hiç ama hiç yer yok. “Halkın iktidarı” denilirken kast edilen alelade bir toplamın tahakkümü değil, sınıf bilincine sahip, dönüştürülmüş kolektif bir ezilenler küme’sinin iktidarıdır.

Ki hâl-i hazırda da zaten bir tür “halk” iktidarı söz konusu değil elbette. Ortada olan sadece küçük ve büyük ortakları olan bir rant müştereki ve “benzeyenlerin iktidarı”. Yoksul ve orta direk daha da fakirleşirken, daha büyüyen klasik, “laik” tekelci burjuvazinin yanına yerleşen yeni bir tespihli burjuvazi, dolar ve türbe yeşilli bir iktidar ve bu yeni burjuvazi ile Yeni Türkiye’den yardımlarla ya da belediyelerde işe yerleştirilerek nasiplenen yığınlar…

“Özet nedir?” derseniz;  “millî irade”, “ulusal egemenlik”, “halkın iktidarı” denilirken, herkesin milleti, ulusu, halkı kendi ideolojisinden mücessemdir.

İsmail Güney Yılmaz