İzole/Yalıtık Dil Meselesine Bir Bakış

Dünyada, “lehçe/dil” tartışması bir yana 6.700 dil konuşuluyor. Bu dillerin 2.400‘ü ölüm tehdidiyle karşı karşıya. Dünya dillerinin % 96’sını konuşan insan sayısının dünya nüfusuna oranının sadece % 4 oluşu herhâlde durumu net biçimde özetliyor. Başka bir biçimde söylediğimizde dünya nüfusunun % 96’sı, 270 civarı “büyük” dili kullanıyor. Vahametin en kötü seviyesindeki rakamlarsa şöyle: 199 dili 10’dan az, 178 dili 10 ile 50 arasında insan konuşuyor. Yeryüzünde var olmuş son üç jenerasyonda tüm dünyada 231, Türkiye’de ise 3 dil yok oldu. Türkiye’de hâlihazırda ­UNESCO’ya göre­ 18 dil tehdit altında. ­Aslında bu sayı daha fazladır­. (*)

İzole dil?

“İzole dil” kavramı yerine göre farklı farklı anlamlarda kullanılabiliyor; fakat bu kümenin kapsadığı asıl diller, hiçbir dille akrabalık bağı kanıtlanamamış, herhangi bir dil ailesine bağlı olmayan dillerdir. Yine de “izole dil” denildiği vakit kast edilenin, bir dil ailesinin üyesi olmasına karşın yakın akrabası bulunmayan dillerin (Yunanca, Ermenice, Arnavutça gibi) ya da bir bölgedeki dil ailelerinden hiçbirine bağlı olmayıp, akrabaları uzaklarda olan dillerin (Macarca gibi) olabileceğini de söyleyelim.

Hatta bazen büyük dil ailelerine bağlı olmayan dil aileleri de “izole diller” olarak tasnif edilebilmektedir: Kafkas dilleri, Paleosibirya dilleri vesaire gibi. Biz bu makalede yeryüzünde yalnız kalmış, akrabasız dillere bakacağız.

Bu diller içinde ilk akla gelen Avrupa’da konuşuluyor olması sebebiyle tabiî ki Baskça.

İber yarımadasının yerlileri olan Baskların dili bir Hint­-Avrupa dili değildir, dahası hiçbir dille bir ilintisine de rastlanamamıştır. Kafkas dilleri içinde olabileceği yönündeki teorilerse bir mesnetten yoksundur.

Pakistan’ın kuzeyinde konuşulan Buruşaski, yani Hunza dili de Baskça ile benzer durumda. 2000 verilerine göre 87 bin konuşanı olan bu dilin de hiçbir akrabası yok. Japonca, Korece ve Japonya’da konuşulan Aynuca dilleri de izole diller. Yalnız bu dillere dâir “Altay dilleri” kuramının destekçileri bulunduğu için, söz konusu üç dil Baskça ve Buruşaski’nin yanına bazen konulmaz. Hâlbuki bırakın bu üç dilin “Altay dilleri”ne dâhil oluşunu, “Altay dilleri” teorisinin kendisi bile sağlam dayanaklardan yoksundur. Yani Türk dilleri ile Moğol/Mançu- Tunguz dilleri arasında coğrafî yakınlık ile açıklanabilecek bazı benzerlikler dışında kanıtlanmış hiçbir bağ mevcut değil.

Tıpkı Güney Kafkas dilleriyle, Kuzey Kafkas dillerinin birbirleriyle akrabalıklarının sağlam bir biçimde kanıtlanabilmiş olmaması gibi. Kaldı ki Kakfas dilleri meselesine dâir veriler “Altay dilleri”ne göre yine de daha güçlüdür.

Gelin görün ki Türk akademi ortamında “dilbilim” mevzuu bilhassa Türkçe/Türk dilleriyle ilgili olan meselelerde tam bir komedidir. Buranın “dilbilimcileri”nin çoğuna göre bırakın “Altay dilleri”ni, “Ural-­Altay dilleri” teorisi bile kesin bir biçimde doğrudur. Türk dilleri diye de bir şey yoktur, Türk şiveleri ve iki ya da üç Türk lehçesi mevzubahistir. ­Bilim camiası için gerçek bir skandal!­

Japonca, Korece ve Aynuca arasında ise bağlantı araştırılmaya devam ediliyor ancak kanıtlanabilmiş bir durum yok. Bugün bu diller, içlerindeki “dil” (?) ve lehçeleriyle birlikte genellikle; “Japonic languages” (**), “Ainu languages” ve “Koreanic languages”diye ayrı “dil aileleri” içinde değerlendiriliyor.

Saydıklarımız dışında, bugün konuşulmayan Sümerce, Hattice, Hurrice, Urartuca, Etrüsk dili de izole dillerdi ve bu beş dilin de tıpkı Baskça gibi Kafkas dilleriyle akraba olabileceği yönünde savlar olması enteresan. Kafkas yerli dillerinin özgün durumu, gramatik yapısı, kadim diller olmaları ve Ön Hint-­Avrupa diliyle olası tarihsel bağlarıyla birlikte, bu altı izole dille ilişkisi de dilbilim camiasında hep hakkında kafa yorulmaya değer konular oldu.

Dillere amatör ya da profesyonel olarak ilgi duyan insanlar için izole diller meselesi son derece spesifik bir nokta. Dünyada konuşulan binlerce dilin çok çok azının içinde bulunduğu bu durumun belirli iki nedeni var. Birisi söz konusu dillerin ada, dağlık alan/ dağların ardı gibi yalıtık alanlarda konuşuluyor olması, diğeri dilin konuşulduğu bölgede yeni fâtihlerin dilleri karşısında gerilemesi. Fakat bunların hiçbiri yeterli cevaplar değil, zira aynı durumda olan yığınla akrabalı dil var. Örneğin Anglo­-Saksonlar karşısında gerileyen Kelt dilleri, zayıf da olsa bugüne kalabildiler ve üstelik bu diller zaten Anglo­-Sakson diliyle (Hint­-Avrupa ailesi Germen öbeği) uzak akrabaydılar. İzole dillerin durumunu ve gelişimini ortaya çıkarabilecek yegane argüman, söz konusu dillerin konuşucularının tarihlerinin ve bu halkların tarihten silinmiş başka halklarla ilişkilerinin derinlemesine irdelenmesi olacaktır.

Zira bu diller için mantıklı olan tek açıklama; bu dillerin “artık diller” oluşudur. Öyleyse arta kalandan öncesine bir büyüteç tutmak gerekecek.

 


(*) Veriler için şu yazıdan yararlanıldı; http://www.jinepsgazetesi.com/dunya­dilleri­birer­birer-yok­oluyor­12812.html (01.07.15 tarihinde erişildi)

(**) Günümüzde bir grup dilbilimci ­Japoncanın lehçesi sayılan ancak bu dilbilimciler tarafından dil olarak kabul gören­ Ryukuan ve Okinawa dilleriyle birlikte Japoncanın, “Japonik diller” adı altında ayrı bir dil ailesi mensubu olduğunu savunuyor. Bu sebeple ­Türk dilleri, Moğol dilleri benzeri bir dil ailesi teşkil edilmiş olduğu için­ Japonca zaman zaman “izole diller” klasmanında değerlendirilmez.

→ Tüm izole diller ve “izole olması muhtemel” diller listesi için bkz.; https://en.wikipedia.org/wiki/Language_isolate (01.07.15 tarihinde erişildi)

bilimfili.com