İsyan, İsyanın Matematiği, ODTÜ

Buradaki asıl mesele ODTÜ’de gerçekleşen direniş. İnsanoğlunun, insanın insana esaretinin imal edildiği günden beri keşfedip hürriyet için can pahasına, bugüne taşıdığı isyan ve bu kızılca kıyametin ODTÜ’deki güncel halkası.

“Devler devliklerini ancak suç işleyerek sürdürebilir, zayıflar ise devlerin gözünde zayıflıkları ölçüsünde erdemli kabul edilirler.” – Bakunin

İnsan hayatı bilinebildiği kadarıyla yaklaşık iki milyon yıldır, insanın doğaya ve insanın insana karşı mücadelesi biçiminde sürüp gidiyor. Bu açıdan bakıldığında mücadele bir tercih olarak değil, bir zorunluluk olarak karşımıza çıkar. Başta, tanımadığı ve korktuğu doğaya rağmen yaşamak için araçlar ve yöntemler arayan insan, gelişip doğaya az çok hâkim oldukça, bu kez kendi içinde bir saflaşma sürecine girdi. Zira doğaya karşı savaşta yaşamını görece daha sorunsuz bir biçimde sürdürebilir duruma gelen insanoğlu, bu gelişimden mütevellit yeni düşmanları da kendi içinden çıkardı. Artık, komünal hayattan ayrılan insan topluluklarında güç ve olanakların paylaşımı eşitsizleşmiş, adaletsizliğin dayatılması için iktidar ve ona hizmetkâr “adalet” gibi yeni kavramlar icat edilmişti.

Yeni “rol bölüşümünde” sınıf ve katmanlara ayrılan insanlarda “ezen” ve “ezilen” olmak üzere iki karşıt cephe meydana geldi. Bilindiği gibi bundan sonraki insanlık tarihi sınıfların uzun savaşından ibarettir. Bir taraf tabiiyetinde olan kesimin mutlak itaatini fermanlarken, öteki kesimse kendi içinde yine iki faklı eğilime ayrıldı; boyun eğenler ve kurtuluş için yol arayanlar. İktidarı elinde tutanlarsa doğal olarak susan mazlumu örnek vatandaş olarak pazarlarken, baş kaldıran mazluma karşı tüm silahlarını kuşanıp ona dünyayı dar etmek için her türlü olanağını kullandı, kullanıyor: İktidarın “meşru” zor araçları, hapishane, öldürme,  yaralama, işkence, mahkeme, şantaj, açlıkla terbiye, medya…

18 Aralık’ta Başbakan’ın Göktürk-2 adlı uydunun Çin’den uzaya fırlatılmasını izlemek için devasa bir polis ordusuyla ODTÜ’ye gelmesiyle başlayan ve harareti hâlen dinmeyen protesto eylemleri sonrası duyup, gördüklerimiz yahut yaşadıklarımız da uzun yıllardır süren bu zalim-mazlum kavgasının bir örnek olayı. Başbakan’ın “yazarlar utanmadan, sıkılmadan ‘polisler biber gazı sıktı’ yazıyor. Polis biber gazı sıktı, ee ne yapacaktı!” gibi alışılagelmiş, açıkça devletin vatandaşlar üzerindeki zor kullanma meşruiyeti retoriğini yeniden üreten söylemleri ya da “Şimdi ben merak ediyorum. Bu okulun yöneticileri, akademisyenleri bu öğrencilere o işleri mi öğrettiler? Araba lastikleri nasıl yakılır, molotof nasıl yapılır? Bunları öğrettiler bunlara” gibi kahve muhabbeti tadında olan ve bütünüyle bir okulu hedef gösteren, kin kusan açıklamaları da hükümdarların isyana dair ezelî ve ezbere sözlerinin bir özeti.

Başbakan bir de öğrencilerin kullandığı sapan gibi aparatların “en ilkel saldırı araçları” olmasına -aslında en ilkel saldırı silâhı taştır- kafayı takıyor ve bununla “polisimize” demir leblebi atılmasından dert yanıyor. Yani oraya Başbakan’ın son derece modern donanımlı bir orduyla gelmesi ve o modern ordunun polislerinin çok sayıda öğrenciyi hedef gözeterek yaralaması ve bu fütuhat motivasyonundaki orduyla yerleşkenin terörize edilmesi mühim değil. Varsa yoksa Erdoğan’ın kasklı, çelik yelekli kıymetli  “robocop”ları!

Başbakan’ın kendisi gibi düşünmeyen herkese düşmanlığı ve düşmanlığını kontrolsüz bir üslupla sıkça dillendirmesine ve hakaretamiz saldırganlığına alışkınız. Erdoğan için aslında çok fazla şey söylemeye de lüzum yok. Onun için katledilen Metin Lokumcu değil, hızla ilerleyen otobüsün üzerinden dengesini kaybederek düşüp yaralanan polis önemli. Onun için ODTÜ’de polisin ağır yaraladığı öğrenci değil, burnu dahi kanamayan çevik kuvvet gündem. Tıpkı onun nezdinde, polisçe ağır şekilde darp edilmiş kadının yaralarının değil, “kızlığının” yani bekâretinin merak konusu olması gibi.

Buradaki asıl mesele ODTÜ’de gerçekleşen direniş. İnsanoğlunun, insanın insana esaretinin imal edildiği günden beri keşfedip hürriyet için can pahasına, bugüne taşıdığı isyan ve bu kızılca kıyametin ODTÜ’deki güncel halkası.

Başbakan bilmiyor ya da belki de unutmuş olabilir ama eğer ki bir yerde zulüm varsa, mazluma da âsî olmak “mubah” ve şarttır. Bu, ekonomik, politik, askerî ve sosyal güce göre aşağı ve yukarı gruplara ayrışan beşeriyet tarihinin “a maddesi”dir. Bu matematiktir, isyanın
matematiği: Baskı, karşı koymayı doğurur ya da yoklanma + yoksulluk = isyan.

Bu tarih bu şekilde sürdükçe daha çok “polis orduları”, o “ODTÜ’lere” girecek ve daha çok “ODTÜ” diriliş için direnecek. Bu mecburî bir işleyiş ve açık ki bu işleyişi ayaklar değil, baş olmuş olanlar dayattı.

Size kötü haber Sayın Başbakan. İki kutbun amansız kavgası mecburen sürecek.

Tâ ki…

İşte ben de oraya tıpkı sizin gibi üç nokta koyuyorum

 

Sendika.Org – 27.12.2012/Okmeydanı