İskoçya’da Bağımsızlık Referandumu: Ya Sonra?

İskoçya'daki bağımsızlık referandumunda sonuç ne olursa olsun özellikle Katalonya, Bask Ülkesi, Korsika, Venedik ya da Güney Tirol için önemli bir dönemeç, örnek ve tartışma objesi olacağı kesin.

“Sizce İskoçya Bağımsız Bir Ülke Olmalı mıdır?”

Yukarıdaki soru, 18 Eylül günü İskoçya halkına sorulacak. Sonuç “evet” ya da “hayır”, her ne çıkarsa çıksın, 18 Eylül; İskoçya, Birleşik Krallık ve Avrupa tarihi için olacağı kadar, yeryüzündeki tüm ulusal kurtuluş mücadeleleri için de önemli bir gün olarak anılacak.

İç içe geçmiş olaylar silsilesi olan karmaşık Britanya tarihini birkaç paragrafta özetlemek gerçekten oldukça güç. Adanın İngilizlerden önceki yerlileri, İskoçların, İrlandalıların, Gallilerin, Kerneveklerin, Manlıların ve Bretonların ortak ataları olan Keltlerdir (Latince; Briton/Gal). İngilizlerin ataları olan Germen kabilelerinin adaya ilk ayak basışıysa, Roma’nın çekilmesinden sonra 400 yılına rastlıyor. İskoçya Krallığı ise, 843 yılında, Piktlerin (*) de krallığı olarak kurulacaktır.

795’ten itibaren Anglo-Saksonların başı İskandinav halklarının istilalarıyla dertteydi. Sonuncu “Viking/İskandinav” fethi, 1066 yılında Fransız dili ve kültürü etkisine girmiş Normanlar tarafından gerçekleştirildi. Ancak zaman içinde Normanlar, ada kültüründe büyük izler bırakarak İngilizleştiler.

Adada ve İrlanda’da İngiliz yayılması ve hakimiyeti özellikle 12. yüzyılın sonlarından itibaren güçlenmeye başladı. Uzun ve sert İngiliz-İskoç savaşlarının yaşandığı ve İskoçya’nın büyük ölçüde bağımsız sayıldığı bu dönem, 1603 yılında vâris bırakmadan ölen İngiltere kraliçesi I. Elizabeth’in akrabası olan İskoçya kralı VI. James’in,  I. James adıyla İngiltere ve İskoçya’nın taçlarını birleştirmesiyle son buldu. İki ülkenin tam birliğini sağlayamayan James ve ardılları, böylece, kâğıt üzerinde ayrı sayılan iki ülkeye “ayrı ayrı” krallık etmiş sayıldılar.

İskoç halkı için “zurnanın ‘zırt’ dediği” asıl tarihsel dilimse, 1707 yılı olacaktır. O yıl İskoç ve İngiliz parlamentoları “Birleşme Yasası” adı verilen bir yasayı kabul ederek, Britanya Krallığı’nı ilân ettiler. Böylece İskoçya bölgesi İngiltere’ye tam bağımlı hâle geldi. İrlanda Parlamentosu da 1800 yılında lağvedilince ülkenin resmi adı Büyük Britanya ve İrlanda Birleşik Krallığı oluverdi. O dönemde gerçekleştirilen İskoç ayaklanmaları ise hep başarısızlıkla sonuçlanacaktı.

İskoçya için uzun yıllar bu şekilde, belli ayrıcalıklara sâhip olmakla birlikte kendine ait bir parlamentosu, dolayısıyla kendi kendini yönetme hakkı olmadan geçti. Ancak 1978 yılında Birleşik Krallık’ta “devolution” (yetki devri) meselesi gündeme gelince İskoçya’nın özerk yönetimi için de bir umut doğmuş oldu.

Ancak, 1 Mart 1979’da Galler ve İskoçya’da yapılan referandumlar sonucunda İskoç halkı, yüzde 51’le özerkliğe evet dediyse de, “evet” yönünde reyin toplam seçmen sayısının yüzde 40’ını aşamaması dolayısıyla statüde bir değişiklik gerçekleşemedi. Aynı seçimde Galler ise yüzde 80’e yakın bir oranda “hayır” demişti.

Fakat, İskoçya için cinin artık şişeden çıktığı da aşikârdı. 1997 yılı İskoçlar için bir milad oldu. Birleşik Krallık Parlamentosu’ndan, oluşturulacak alt bölge parlamentolarına yetki devri için İskoçya ve Galler’de bir kez daha referanduma gidildi. Üstelik müstakbel İskoçya Parlamentosu’na, eğer İskoçyalılar evet derse, vergi yetkisini değiştirme hakkı olanağı da tanınabilecekti. Netice olarak, İskoçya, % 74’le İskoçya Parlamentosu’na evet dedi -katılım bu kez % 60’a yükselmişti-. İskoç Parlamentosu’nun vergileri değiştirebilme hakkı da % 63 oyla kabul edildi. 1999 yılında 129 üyeli İskoçya Parlamentosu kuruldu ve böylece İskoçya yarı-bağımsız bir ülke hâline geldi (**).

Günümüze geldiğimizdeyse, İskoçya’nın ve Birleşik Krallık’ın en önemli gündemlerinden olan İskoçya Bağımsızlık Referandumu da, saydığımız bu süreçler sonunda ve bir dizi görüşme marifetiyle, İskoç Başbakanı Alex Salmond’la, Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron arasında 15 Ekim 2012 günü imzalanan Edinburgh Antlaşması’nın bir ürünü olarak doğdu.

İskoçya’nın bağımsızlığı gerçekleşirse, Birleşik Krallık bayrağının bile değişmesini gündeme (***) getiren referandumda en önemli problem ya da handikap ise elbette bu değil. Birleşik Krallık, İskoçya’nın birlikte devam etmesi yönünde propaganda yaparken -sloganları “Birlikte Daha İyiyiz”; milliyetçi İskoç tarafı bağımsızlığın İskoçya için daha faydalı sonuçlara vesile olacağına halkı ikna etmeye çalışmakla meşgul -onların da sloganı “Evet İskoçya”-. İskoçya, adanın geri kalanından daha zengin bir ülke, milliyetçi İskoçların propagandasının da en önemli ayağını bu oluşturuyor: “Zenginliğin tek başına kullanımı”. Bu sebeple, İskoçya’nın ekonomik durumunun görece iyi olmasının, SNP’nin (İskoç Ulusal Partisi) (****) “İskoçya’nın Geleceği: Bağımsız bir İskoçya’ya doğru rehberiniz” adlı bağımsızlık planının en önemli dayanaklarından olduğunu görmek şaşırtıcı olmasa gerek.

SNP’nin raporunda çoğu ekonomik pek çok başka vaat de bulunuyor: Bağımsızlık durumunda her aileye 2000 ya da her kişiye 1000 sterlin “bonus” para dağıtılması vesaire gibi. Ayrıca, milliyetçi İskoçlar, seçmen yaşını 16’ya indirerek daha heyecanlı olan genç kitlenin bağımsızlık tercihine katkı yapmasını ve referandumun, İngilizlere karşı İskoç zaferiyle sonuçlanan Bannockburn Savaşı’nın 700. yıldönümünde yapılacak olmasının ayrılığa hevesli İskoç ulusal duygularını kabartmasını da umuyor.

Ancak, referandumla ilgili elbette ki birlik yanlılarının da elini güçlendiren maddeler var. Bunlardan en önemlileri, olası bağımsızlık sonrası ekonomik durum ve uluslararası pozisyonun ne olacağı. İskoçlar endişelenmekte haklılar. Zira, SNP, bağımsız İskoçya’nın para biriminin sterlin olarak kalmasının ve İngiltere Merkez Bankası’yla ilişkilerin sürdürülmesinin faydalı olacağını belirtse de, İngiliz tarafının bu temennilere pek olumlu yaklaştığı söylenemez. Dolayısıyla bu, Birleşik Krallık elinde iyi bir silâh. Aynı şekilde, İskoç halkını derin düşüncelere salan konu başlıklarından biri de AB’yle ilişkilerin ne olacağı ve büyük devletlerin bağımsız İskoçya’ya ne şekilde reaksiyon gösterecekleri.

ABD Başkanı Barack Obama’nın güçlü ve birleşik bir devletten, yani statükonun devamından yana olduğunu açıkça belirtmesi ve AB’nin bağımsızlık durumunda İskoçya’nın AB’yle yeniden müzakerelere başlamasının gerektiğini bildirmesi İskoçlar için mühim bir açmaz gibi duruyor.

Yani her şeye yeni baştan başlayacaklar.

İskoç ünlülerin bile “evet” ve “hayır” safında konsolide edildiği -örneğin eski Bond’lardan Sean Connery bağımsızlığı, Ferguson da birliği destekliyor- referandumda sonucun ne olacağını şimdiden kestirebilmek bir hayli güç. Anketlerin birinde bağımsızlıkçılar üstün çıksa, ötekinde birlikçiler zafer kazanacak gibi görünüyor. Bu satırların yazarının şahsi fikrini sorarsanız, gönlüm bağımsızlıktan yana; fakat kanaatim İskoçya’nın küçük bir farkla birliği tercih edeceği yönünde. Fakat sonuç her ne olursa olsun bu referandumun özellikle Avrupa için, daha yerellerden bakıldığında da Katalonya, Bask Ülkesi, Korsika, Venedik ya da Güney Tirol için önemli bir dönemeç, örnek ve tartışma objesi olacağı kesin.

Dipnotlar:

(*) Piktler: İskoçya’nın Kelt öncesi yerlileri mi olduğu yoksa Kelt kökenli mi olduğu kesin olarak bilinemeyen eski halkı.

(**) Galler’in de 1999’dan beri 60 üyeli bir parlamentosu var. Bu parlamento, 2011 yılında yasama hakkı da kazandı. Kuzey İrlanda’nın ise 1921’de kurulan meclisi, 1972’de kapanmıştı. 108 üyeli yeni parlamento, zayıf yetkili ve çeşitli defalar askıya alınmış olsa da 1999’dan beri varlığını sürdürüyor. Man adlı küçük ada da iç işlerinde resmen bağımsızdır.

(***) Birleşik Krallık bayrağındaki (Union Jack) mavi, İskoçya’yı temsil eder.

(****) Son seçimlere göre SNP İskoç Parlamentosu’da 65 vekille iktidarda. Muhalefet partileriyse, Yeşiller dışında İngiltere merkezli partilerin İskoçya seksiyonlarıdır (İşçi Partisi [37], Muhafazakâr [15], Liberal Demokrat [15], Yeşiller [2]. Mecliste üç de bağımsız vekil var, Yeşillerle ittifak hâlindeler.

Bianet.Org – 19.07.14/ Esenyurt