Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir

 

Bu kez kısa fakat yine “hızlı” bir yazı olacak.

Figen Yüksekdağ; “ülkemizi onlara -AKP’ye- böldürmeyeceğiz” demiş (1).

Ciddi bir güç olanın istediği her şeyi söyleyebileceği ve yapabileceği bir zemin epey zamandır oluşmuş durumda. Siyasi pragmatizmin solun önemli bir bölümünün tüm hücrelerine kadar sinmiş olduğunu teslim etmek zorundayız.

Hâlbuki, Yüksekdağ’ın söylediği şeyi, herhangi bir sol grubun sarf ettiğini düşündüğümüz takdirde, o grubun şovenizmle çoktan mahkum edilip, yerden yere vurulmuş olacağını da çok iyi biliyoruz. Yani burada altını çizmek istediğim nokta aslında şu; solun bir bölümü, kendi siyasetinin de temel taşlarını belirleyen eleştirilerini muhatabına göre yapıyor ya da yapmıyor. İşaret ettiğimiz blok, faydacı bir bağla ilişkili olduğu merkezi eleştirecekse de eğer, bunu dostlar alış verişte görsün tutumuyla, derinleştirmeden, geçiştirir bir tarzda ele alıyor.

Hatırlayalım. Geçmişte SİP-TKP’lilerin “ülkemizi ABD’ye böldürmeyeceğiz” sloganı, soldan yoğun eleştiri almıştı ve bu slogan SİP-TKP üzerindeki “ulusalcılık” etiketinin güçlenmesine vesile olmuştu.

Aynı şekilde, (resmî ideolojinin etkisinde en çok kalmış sol hareket olması sebebiyle [2]) yine SİP-TKP, Gezi’den sonra, Türk bayrağı güzellemelerine başlamış, geçmişte anti-emperyalizmin simgesi iddia olunan bu bayrağın -yani Osmanlı bayrağının- Gezi’yle birlikte (mealen) tekrar ezilenlere armağan edildiğini ilan etmişti.

Dolayısıyla da sosyalist sol içinde yeniden kıyametler kopmuş ve eleştiri okları söz konusu harekete yönelmişti.

Benim cephemden haklı eleştirilerdi. Hatta meseleyle ilgili o vakitlerde yazdığım bir yazı (3) da var.

Fakat, gelin görün ki geçtiğimiz dönemde gerçekleşen “Türkiye tarihinin en önemli seçimleri”nde, HDP’nin ne alanlarda Türk bayrağı kullanmasına; ne de “ortak vatan” (4) söylemine doğru dürüst bir itiraz geldi.

Oysa buna ses etmeyen kesimlerin, mesela Halk Cephesi’nin kendi siyasi lügatinde yoğun bir biçimde işlediği “vatan”, “bağımsızlık” gibi söylemlere nasıl yaklaştıkları da malumdur.

HDP’lilerin Kürdistan’ın bağımsızlığında bir beis gördüklerini elbette düşünmüyorum. Fakat, sırf faydacılıkla yoğrulan bir siyasi ikbal uğruna imal edilmiş bu tip söylemler, liberalizm ve neo-pop Kemalizm (5) tarafından kuşatılan solun kendi sandalyesindeki yerini daha da sallantılı hâle getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Solun içine sokulmuş olan ve aslında karşıt görünse de pek çok temel meselede (6) bir madalyonun iki yüzü hâline gelebilen her iki virüsün de -liberallik/Kemalizanlık-, aynı partiden, HDP’den gelebiliyor oluşuysa, gerçekten müstesna ve ayrıca incelenmesi gereken bir örnek.

Ve şunu söylemeden bitirmeyelim. Bir sol parti, kendi gerekçe ve temellendirmelerini sunarak, -en azından yüzeyde- şovenizme düşmeden ortak vatan üzerinden bir program çizebilir. Fakat, burada muhatabımız olan parti, yurtsever Kürt oyları üzerinden yükselen bir hareket olduğuna göre, bu konuda -varsa- eleştirilerimiz herhangi bir sol siyasi partiden ziyade, “Kürt partisi”ne yönelmelidir.

Zira Kürdistan’ın evlatlarının bir “ortak vatan” motivasyonuyla toprağa düşmüş olduklarını hiç sanmıyorum.

İsmail Güney Yılmaz

(1) http://tr.sputniknews.com/politika/20160412/1022113435/yuksekdag-vatan.html

(2) Bu çizgi bugün daha ziyade KP ve TKH’de sürüyor.

(3) http://bianet.org/biamag/toplum/150820-solun-bayragi

(4) Bu konuda köktenci fikirlere sahip değilim. UKKTH temeldir; fakat herhangi bir sol örgüt, pekâlâ; “ortak mücadele, ortak devrim daha hayırlı olandır” diyebilir. Zaten bu, temelde UKKTH’nin reddi anlamına gelen bir şey de değil. Burada mühim olan bunun bir “asgarî program” olarak işletilip, işletilmediği ya da mutlaklaştırılıp, mutlaklaştırılmadığıdır. Sol, “ben ayrılmak istemiyorum” diyen Kürt’e “ayrıl” diyemeyeceği gibi, “ben ayrılmak istiyorum” diyen Laz’a da “ayrılma” diyemez. Esas budur. Benim bir komünist olarak “ortak vatan”dan anladığım şeyse, mevcut olan değil, muhayyel olan bir şeydir.

(5) Neo-pop Kemalizm’den kastım, son dönemde yükselen ve özellikle sosyal medyada bazı fenomen hesaplarla daha da görünürleşen, “Milli Mücadele”, tek partili dönem, CHP, Mustafa Kemal, hatta pre-AKP’ye -bazen de non-AKP’ye- dair olan her şeyi idealize eden bir anlayış. Bu -“eğlenceli” (!) bir damarı da olan- yönelimin solda ciddi anlamda alıcısı var. Bütünüyle resmî ideolojinin etkisinde kalan ve bu ideolojiyi sola “yeniden” taşıyan, YAE’ci liberal ihanetin gerçeklerinin ve sonuçlarının bütün çıplaklığıyla faş olduğu bir ortamda “haklıydık” söylemiyle daha da güç/moral bulan bu anlayış, soldan etkilenmiş olan fakat özünde egemen ulus milliyetçisi bir çizgidir.

(6) Hususiyetle silahlı mücadele özelinde. Liberaller açısından bilhassa da PKK’den çok daha güçsüz olan Devrimci Hareket’in silahlı mücadelesi özelinde.