Grup Yorum’a borcumuz var

"Eski Türkiye”/ “Yeni Türkiye”. Grup Yorum'un, Türkiye'nin “eski”sinde de, “yeni”sinde de zulmün, faşizmin “tehlike”, “düşman” tanımlı listelerinin başlarında yer tuttuğu, Yorum'un da onca yıl bu ağır yükü şerefle taşımaktan erinmediği bir veridir.

 

Yoksullar değil, burjuva iktidarı/ oligarşi saflarındaki kimi değişiklikleri işaretleyen moda bir ayrım var: “Eski Türkiye”/ “Yeni Türkiye”. Grup Yorum’un, Türkiye’nin “eski”sinde de, “yeni”sinde de zulmün, faşizmin “tehlike”, “düşman” tanımlı listelerinin başlarında yer tuttuğu, Yorum’un da onca yıl bu ağır yükü şerefle taşımaktan erinmediği bir veridir. “Hapishane şarkıcıları” lakabını almaları çok eski bir vaka.

Ancak, öte yandan teslim etmek gerekir ki, ’80’li yılların ikinci yarısından itibaren müzikal/ siyasal hikayesini yazmayı sürdüren Yorum’un son dönemdeki kadar kapsamlı, yoğun bir baskıyla muhatap olmadığı da açıktır.

Devletin terör listelerine alınmış, başlarına para ödülü konmuş, altısı hapsedilmiş üyeleriyle bir müzik grubu var karşımızda. Grubun çalışmalarını sürdürdüğü, Okmeydanı’ndaki İdil Kültür Merkezi bir yılda tam dokuz kez polis baskınına uğramış.

Alanlarda yüz binlerle kucaklaşan, ülke tarihinin biletli ve biletsiz en kalabalık konserlerine imza atan, şarkıları milyonlar tarafından ezbere bilinen, “en çok dinleyiciyi kim toplar?” sorusuna siyasetle ilgisiz müzik eleştirmenlerine bile Tarkan’dan, Sezen Aksu’dan, Ajda Pekkan’dan önce “Grup Yorum” dedirten bir müzik grubu yıllardır konser veremiyor. Sadece Türkiye’de değil, AKP’nin “ileri demokrasi”sinin emperyalist dostlarında da.

Bu denli kesif, boğucu baskı mekaniğine karşı Yorum, baş eğmeden direnmeyi sürdürüyor. Tıpkı bugüne dek türkülerini adadıklarının yaptığı gibi. Yorum, en iyi bildiğini yapıyor. Zira “bizim bir tarihimiz” olduğunu en iyi anlayan/ anlatanlardan biridir Grup Yorum. “Marşlarımız” albümünün ikonik kapağında yazan isimlerin yolunda kararlı bir yürüyüş bu.

Bu kasvet, karanlık, sükut yüklü iklim ve coğrafyada bir umut, bir ışık, bir ses olabilmek için Grup Yorum üyeleri direniyorlar.

İbrahim Gökçek, hapishanede, 246 gündür ölüm orucunda. Helin Bölek ise, Armutlu direniş evinde 243 gündür ölüm orucunu sürdürüyor (*).

Grup Yorum’la ve siyasî hareketiyle ilgili sol içindeki polemiklerin, ölüm orucu/ açlık grevi eylemlerinin mahiyetine dair politik/ etik/ teorik/ taktik tartışmaların şu aşamada bir kıymeti yok. Ortada yalın bir gerçek var: İnsanlar direniyorlar, ölüme yürüyorlar ve biz bu insanlara borçluyuz.

Hangi siyasetten oluşumuzun, hatta defalarca tanık olduğumuz gibi solcu olup, olmamamızın dahi bir önemi yok. Fabrikalarda, köylerde, kampüslerde, işyerlerinde, dağlarda, varoşlarda, alanlarda, kondularda yolu direnişe, mücadeleye düşen herkes “ekmek ve adalet” çığlığını Yorum türküleriyle gürleştirdi. Yorum’la büyüdük, onunla bilendik, umuda ihtiyaç duyunca onlara kulak verdik, cesaret aranınca o şarkıların sesini açtık.

Yorum, Türkiye solunun, devrimci hareketinin en önemli sembollerinden biridir. Yorum, örgütlü/ devrimci müziğin dünyadaki belki en başarılı örneği, özgün bir fenomendir.

Onlar hayata olan borçlarını ödemeyi ustalıkla bildiler. Biz de onlara olan borcumuzu görmezden gelmeyelim.

Yorum’un sesine ses olalım.

O büyük gün geldiğinde, yine alanlarda, bu defa milyonlarla, yine Yorum türkülerini Yorum’la söyleyebilmek için.
İsmail Güney Yılmaz
(*) Bir başka tutsak Mustafa Koçak da 231 gündür ölüm orucunda. Devrimci avukatlar da açlık grevinin on altıncı günündeler.