“Gerilla Yazarlık” Üzerine Birikmiş Notlar

Gerilla yazarlık çok süper bir solcu yazarlık değil "asimetrik yazma" eyleminin adı. Yani, klasik ve belli bir düzende yaz(a)mayan, mesleği yazarlık olmayan ve imkansızlıkları bol, şartlar el verdiğince yazan yazar...

“…yazmak ise olgunlaştırır.”

Bacon

Bugün sizlerle ülke ve dünya gündeminin o kadar dışında kalan bir mesele üzerine konuşacağız ki o kadar olsun! Bizim bu yazıda işleyeceğimiz mevzu “gerilla yazarlık kurumu”na mündemiç olacak, ama önce şu “gerilla yazarlığı” bir açmak gerek.

Gerilla yazarlık nedir? Yo, gerillalık, çok süper bir solcu yazar olma ile anlamlandırılmadı burada, onun içini “asimetrik yazma” eylemiyle dolduruyoruz.

Ne demek bu?

Yani, klasik ve belli bir düzende yaz(a)mayan, mesleği yazarlık olmayan ve kısıtlı/imkansızlıkları bol, şartlar el verdiğince üretimini sürdürmeye çalışan yazar anlamında kullanıyoruz “gerilla yazarlık” dediğimiz şeyi.

Yapılan bu tür yazarlık eylemine “gerilla” sıfatını koyan da ben değilim -sanırım onu “literatüre sokacak olan” bensem de- onu da not etmiş olalım.

Bu ifadeyi ilk kez bizim fraksiyon.org’daki arkadaşlarımız -o zamanlar haberfabrikasi.org idi- Barış’tan (Evren Barış Yavuz) ya da İnan’dan (İnan Gündoğdu)  duydum, yalan olmasın, tam hatırlayamıyorum.

Yine benim yazıları siteye word’den göndermememden dolayı sitem edilirken kullanılmıştı bu söz ya da ben öyle anımsıyorum şu an çünkü bu yazı için eski yazışmalarımıza baktığımda ilgili e-postayı bulamadım.

Fakat, siteye yazıları word belgesi ile göndermediğim için “abi Allahını kitabını seversen böyle yapma!” benzeri tepkileri sık alıyordum, orası net. Halbuki ben o yazıları varoş semtlerdeki ve kuruluş amacı kesinlikle “az gelişmiş yazarlara yataklık olmayan” herhangi bir internet kafeden yazıyordum. Ki bu mekanların hemen hiçbirindeki bilgisayarlarda word neyim olmuyordu.

Zira oralar çeşitli yaşlardan erkeklerin şiddet içerikli oyunlar oynama yahut otuzbir çekme alanlarıdır, bilen bilir. -Altı yıldır çeşitli mecralarda kalem oynatıyorum. Ancak sadece son iki aydır evimde internet olabildi ve artık asgari bir “konfor”a sahibim bu anlamda. “Dostum, biz de yıllardır bunu merak ediyorduk zaten!” dediğinizi duyar gibiyim ama bu anekdotu sizlerle paylaşmamın yazıyla kilit bir anlam bağı var, lütfen.-

Yani, buraya kadarki sözlerimizden anlaşılmış olmalı ki, zor bir ömür içinde debelenmeniz ve aslında size fazladan yük olacak yazma çizmeyle hiç uğraşmama gereğini hayatın size biteviye zorlaması buna rağmen ısrarla yazmayı sürdürüyor olmanız gerilla yazarlığınız için birinci kriter -arabesk de yapmayacağız tabii-.

Yani öyle Datça’da tatil yaparken denize girmeden iki saat evvel yazı yazıp, gazeteye ya da siteye gönderenden gerilla yazar olmuyor.

Gerilla yazarlıkta oyunun kuralları oldukça sert, yazarken kendi kendinizle “la oğlum/kızım şimdi bu yazıyı yazmak için saatlerdir uğraşıyorsun ama yarın işe uykusuz uykusuz nasıl gideceksin acaba!” ya da “yahu sanki millet oturmuş gözleri çakmak çakmak benim bu meseleyle ilgili ne söyleyeceğimi merak ediyor gibi niye bu kadar uğraşıyorum ki ben en iyisi face’te güzel kadın/yakışıklı adam fotoğraflarına bakıp, zaman öldüreyim, manyak mıyım neyim!” diye konuşuyor olabilmeniz gerekiyor mesela.

Geceyarısı beşte yatayım, ertesi gün de öğleden sonra dörtte kalkarım, öyle bir dünya yok, gerilla yazar bir Oblomov değildir/olamamaktadır -ne yazık ki-.

Gerilla yazarlığın çok “düzenli” yazmama ve zor şartlar altında üretme dışındaki diğer altın kuralları ise yazarın bu işten kuruş para kazanmaması -hatta dergi, gazete gibi işlerde üstüne bir de para vermesi!-, bazı alternatif medya organlarının yazar(ımsıs)ı olabilse de genelde yayınlanan yazılarının bir “korsan koyma” biçiminde cereyan etmesi -yazın yayınlansın ve “kazanımlarla” geri çekil, bir daha fırsat bulursan ve teveccüh görürsen belki yine gelirsin- ve herhangi bir titr’e (yrd. Doç., asistan, şu kurumun şeysi, şuranın şusu…) sahip olmaması olarak sayılabilir (1).

Bu sonuncusunu daha çok akademide ya da önemli/ göz önünde olan yerlerde bir şeyler olabilmek diye okuyunuz, sonuçta biraz uğraşırsak hepimize bir unvan bulabiliriz -manav, işçi, ofis boy, garson, anketçi…-.

Alternatif Medya: Biraz sıkıntılı bir atmosfer

Gerilla yazarın esas mekanı -Herald Tribune’de yazamayacağımıza göre- alternatif medyadır. O, Radikal, Taraf gibi ana akım medyanın kimi cenahlarında belki zaman zaman sesini çıkarabilse de, bu işin istisnasıdır yalnız.

Medya, Türkiye’de çeşitli yönlerden oldukça sorunlu bir alan, bu alternatif medyanın özellikle basılı olan günlük periyottaki unsurlarına da bazı biçimleriyle sirayet etmiş durumda. Gerilla yazar arkadaşlarınız ise bu sorunlardan en çok mustarip olanlardır şüphesiz.

Türkiye’de gazeteciliğin kendisi henüz neliği tam olarak kavranamamış bir mefhum, örgütlü-devrimci medyayı bir kenara koyalım, işin o yanı tartıştığımız mevzunun bambaşka bir yerinde ama bilinen solcu basın da algı ve yaklaşım problemlerinde burjuva medyayla yarışmakta.

Adlarını tek tek saymamıza gerek yok, zaten birkaç gazete var, benim bu gazetelerden sadece biriyle yılda bir iki kez yazı gönderme gibi bir ilişkim söz konusu. Oradan bir bağlam köprüsü koyup söylersek eğer bu gazetenin gönderilen ürünlere -hani diyelim ki o ürün “kaymak” gibi olsa da- sıkıcı bir istatistikle cevap vermeye bile tenezzül etmemesi burjuva olmadan burjuva alışkanlıklarına bürünmenin bir göstergesi -eğer bu bana özel bir tavır değilse tabii. Fakat hiçbirimiz bunun böyle olabileceğini düşünmüyoruz herhalde değil mi? Tanımıyorlar ki beni!-. Ha bir de sözünü ettiğim bu süreğen ilgisizlik konseptinden emeğe saygının “e”sini gören varsa da beri gelsin, yapılan muamelenin çok “demokratça” olduğuna beni ikna edene bir eti puf ısmarlıyorum, söz!

“Yahu o kadar iş güç arasında herkese dönmek zorunda mılar!” diyenler olacaktır, evet zorundalar, hiç kimse bana bilgisayar başında maillere bakan bir emekçinin gazeteye yazı göndermiş sanayide çalışan bir emekçiden daha yoğun olduğunu söylemesin.

Kaldı ki yazıyı gönderen kişi “öhömm, şu üniversitede şu alanda akademik kasmaktayım” gibi bir not eklemişse gazetelerin yaklaşımı gelen ürüne çok daha farklı olur diye de bir “ön yargı”m var üstelik.

Ayrıca, daha yaptıkları haberlerde, haberin bizim kahvedeki Kommançi Hasan abinin bile bildiği temel kurallarına dahi zaman zaman uymakta özensiz davranan ve onca popülist uğraşa karşın (2) çok düşük satışlar gören yayın organlarının bir “yazınızı yayınlayacağız/yayınlayamayacağız/ayırdık” gibi minicik cevabı yazamamasının da herhangi bir “havalı” yanı yok, bu çok net, haberleri olsun yani.

Bir de bu konularda oldukça tecrübeli bir dostunuz olarak söyleyeyim, aramızda kalsın ama burjuva basın organları -bu yazının yazarı örneğinde, bir sürü sıkıntı olsa da Radikal- bizimkilere göre çok daha kibar!

Üstelik ana akım medyanın salt satış anlamında değil enformel yani gazetecilik kurallarına uygun haber yapma manasında çoğu kez daha iyi ve editoryal bağlamda daha istikrarlı olabilmeleri işin daha da üzücü olan yanı.

Bu yazı içinde bir ana akım medya eleştirisi yapmayı gereksiz bulduğumu söyleyeyim fakat yanlış anlaşılmamak için de oraların da “iyi yerler” olmadıklarını zorunda kalarak söylemiş olalım, yani “iyi yerler” olmadıklarını biliyorsunuz işte, burjuva basın, ne diyeyim ki…-

Neyse iyice sinirlenip kırıp, dökmeye başlamadan bu alternatif medyanın basın ayağını eleştirmeyi bırakalım. Meseleyle uğraşmayı Gülseren Adaklı hocamıza havale edelim (3).

Alternatif medyanın basın dışında bir de web ayağı var tabii, buralar bir gerilla yazar için eğer kalıcı olmak istiyorsa varlığını savunması gereken kalelerdir.

Türkiye’de internet üzerinden yayın yapan alternatif/sol medyaya baktığımız zaman, özgün içeriğe sahip olan ve herhangi bir siyasal oluşumla en azından doğrudan/açıkça bağı olmayan benim aklıma ilk elden dört alan geliyor. Bunlardan Bianet vesendika.org ayrı bir yerdedir, yıllardır yayıncılık dünyasında var olan bu siteler bu alanın büyük, daha “ciddi”, planlı ve gerek okuyucu, gerekse de genel medya tarafından daha çok izlenen işleridir.

Benim de bir parçası olduğum Haber Fabrikası’nın devamı fraksiyon.org ise yaklaşık dört yıllık yayın serüveninde çeşitli değişimler yaşayarak da olsa bugünlere dek gelen ve giderek gelişip, bilinirleşen bir odak.

Fraksiyon, kendini devrimciler yerine ikame eden değil, devrimciliği ve hareketi gösteren çizgisiyle ve bence gayet sağlam yazar kadrosuyla -yanlış anlaşılmasın, kendimi dışında tutarak söylüyorum, zira ben arkadaşlar kadar iyi yazamıyorum- yükselen bir alternatif medya.

Kaldı ki, Fraksiyon alanında da “genç işi” bir mecra olmasıyla da tek. Yuvamız Fraksiyon için bir not daha ekleyerek, karargahımıza torpil geçelim; bana kalırsa bu “ezilenlerin radikal medyası” çabasının varması gereken yer bir dergi olmalı, zira bizim kafamızdaki “hayata konuşma” emeğinin nitel karşılığı hem “geleneksel” hem de gerçekten “biz olabilme” anlamlarında bir dergi kolektifidir diye düşünmekteyim.

Bu üç medya dışında bir de soldefter sitesi benim dikkatimi çekiyor, ancak site samimi bir sol yayıncılık çizgisine de sahip olsa gözlemleyebildiğim kadarıyla solcu okur nezdinde çok fazla bir bilinirliğe sahip değil.

Ancak bu site de geliştirilen içeriği ve değişen görünümüyle sol yayıncılık alanında önemli bir mevzi olma potansiyeline açıkça sahip. Bu saydığım sitelerden gayrı özgün içeriğe sahip bir sol medya ağı olarak ben demokrathaber.net‘i ve turnusol.biz‘i biliyorum fakat bunlar çok takip edebildiğim alanlar değil (4).a

Yakın geçmişte genç solcu yazarların toplandığı, bir türlü bir çizgi oturtamayan, her yazı gönderene yazarlık teklif eden ve benim de yazarlığını yapmış olduğum -çoğumuz oradan geçtik zaten- kronikmuhalif.com artık yok. Birkaç yıl yayın yapan jiyan.org da yayınını durdurdu, sadece yazı arşivi hatıra kaldı.

Ayıp olmasın diye adını analım; Azad Alik. Elbette ki genel itibariyle bakıldığında çok çok sağlam çalışmaları yayımlayan mühim bir internet sitesi fakat buranın konumuzun epey dışında kalan oldukça farklı bir yerde durduğunu da sanırım kabul edeceksiniz.

Alternatif medyada gazete ve internet siteleri dışında dergilere de biraz değinelim isterseniz çok kısa. İşin bu alanının şöyle daha “karizmatikçe” yerler olduğu açık.

Yazının bu dergi cüzünde de örgütlerin propaganda araçları olan yüzlerce dergi ve Teori ve Politika, Praksis, Özgür Üniversite Forumu gibi “bağımsız” çizgideki birkaç teori dergisini ve Birikim’i dışta tutarak söylersek eğer Spot, Mesele, Velvele, Express, Red gibi dergiler dikkat çekmekte, yani en azından benim nezdimde.-Ruhbilimi soldan okuyan Akıl Defteri vardı, muazzamdı, o niye çıkmıyor artık?

Bir de dergi değildi ama Mavi Defter sitesi vardı, başarılı ve nezih bir adresti, o da yok. Arşivi de kaldırmışlar-.

Popüler/Popülist

Gerilla yazarın mevzilerinden, neliğine tekrar geçebiliriz şimdi.

Gerilla yazar, kendini bir “proje” olarak görmeyen, o anda ne için yazmak içinden geliyorsa onun için yazan ve onun üzerine çalışan, kendine bir “uzmanlık alanı” seçmeyen, kariyerizme ve dahi entelektüel planlamacılığa bigane ve de “şu sıra şu tutuyor o halde oraya asılayım” demeyen, yıldızını parlatmak için çok özel bir uğraşı olmayan yazardır.

Gerilla yazar popüler olabilir mi? Olur, hem de bal gibi olur. Onun yapamayacağı şey popülizmdir, yoksa popülist olmamasına karşın popüler de olabilir, e tabii olamayabilir de.  Gerilla yazarın sadece yazılarını yazdığı alanlar dışındaki görünürlüğü az olur, bu onun yazdığı yazıların “tutmadığı” anlamına gelmez.

Ha, eğer sizin popülerlik için kıstasınız bir yazarın hakkında sözlüklerde -ne yazılmış olduğu önemli değil- bolca “entry” girilmiş olması, twitter’da da zilyon tane takipçisi olması ise… Ya da sadece, gün boyu gerekli gereksiz her konuda “bir bilen” edasıyla seksen tweet atıp, facebook’ta doksan üç durum güncellemesi yapan ve ölümüne retweet ve “like” kapanlar popüler oluyorsa eğer… Biz gerilla yazar adam ve kadınlar fuzuli yazıyoruz, bağışlayın bizi.

“İyi yazar” kimdir, gerçekten? Aşırı popüler ve çok okunan, sosyal medyada çok takip edilip, yazdıkları çok paylaşılan mıdır? Elbette ki bu kategoriye giren yazarlar içinde de değerli isimler var ama iyiyi değerlendirme ölçütleri salt bunlar olunca Türkiye’nin en iyi yazarı da Yılmaz Özdil olur!

Popülerlik ve popülizm tartışmak için oldukça ilginç bir alan gerçekten. Şöyle bir örnek verelim, genç ve unvansız bir yazar teorik derginin birinde faşizm hakkında otuz sayfalık başarılı ve tam anlamak için birkaç kez okunması gereken derinlikli bir tahlil yapabilir, bunu otuz kişi okur ve o yazarı hiç kimse tanımaz.

Fakat, herhangi bir şekilde popüler olmuş biri farz-ı misal facebook’ta olsun, sırf “Kahrolsun Faşizm!” yazarak bin “like”; “adamsın!”, “kahrolacak tabii!”, “aynen!” gibi beş yüz yorum ve sekiz yüz paylaşım alabilir.

Ne oldu şimdi otuz sayfa yardıran arkadaşın emeği güme mi gitti? Yo, yazmanın nitel ölçütlerdeki karşılığı bunlar değil, ne ki nice kalemler pek çok algıda “pop”a kurban ediliyor olsun.

Ama bu işin “pop” boyutu dışında kalanlar da var. Yazma eylemi bir gerilla yazar için her taraftan kuşatılmış olan sıkıcı hayatında “dışarı”ya tutunmak için hayati bir araçtır.

Gerilla yazar, ancak bunu yaparak, insanlarla konuşabilir, onlarla yarenlik edebilir, derdini anlatabilir, sevinebilir, üzülebilir, kızabilir, sevebilir, içini dökebilir… Gerilla yazar elbette yayımlanan bir yazısının herkes gibi takibini yapar, acaba bu yazı site üzerinden kaç kişi tarafından paylaşmış, kaç yorum almış, yazıyı ne kadar kişi beğenmiş, yazı başka hangi sayfalarda paylaşılmış, yazı tartışılıyor mu, geri beslemeler ne âlemde …

Bunları izler ve bir istatistik tutar kendince fakat bunu popülist bir isteriyle değil, bunu “aşk” ile yapar. Misal, yazıdan beklediği ilgiyi göremeyince bunalıma sürüklenmez, tersine daha iyisini yapmaya konsantre olur, çünkü yapabileceği “tek şey” budur.

Bu açıdan değerlendirildiği vakit akılda tutmalı ki, insanların zaman zaman “oturmuş köşesinde konuşuyor işte” dedikleri yazarlar haftanın altı günü sabah yedide işe gidip, akşam sekizde evinin kapısını ancak açabilen ve yazmak için en fazla saat gece bire dek -altı saat uyuyabilmek için-  zamanı olan insanlar da olabilirler.

Bu türden bir ömrü yaşayan bir yazarın bilinen anlamda çok fazla “popüler” olamaması da “kendine gereken zamanı ayıramayacağı” için yahut sadece  işin kendisini yapmak varken “pr”la uğraşmayı boş bir çaba olarak görmesinden dolayı da doğal karşılanabilir.

Sonuç olarak gerilla yazarlık demeye başladığımız şey, yaşayan ve yaşayacak olan bir yazma/üretme pratiği. Sıkıntı içinde ve ona rağmen, onunla birlikte olmaya içkin bir şey, varlık koşulu olan sıkıntı ortadan kalkınca da gerillalık sıfatını kaybedecek bir gerçekten söz ediyoruz.

Biriktirdikleri tek şey ürettikleri olan ve “bir derdim var bin dermana değişmem” diyen medyanın gerillaları okuduğunuz gazete, site ve dergilerde “az çok düzenli” ya da korsan eylemlerini koyup, sözlerini söyleyip, bildiklerini eyleyerek karargahlarına çekilmeyi sürdürecekler.

Başka bir gün bambaşka bir “gündem” üzerine konuşmak dileğiyle hoşçakalın.

“Gündem” diye statik bir şey yoktur dostlarım, siz söylersiniz ve o “gündem” olur. Söylemek istediklerimizi söyleyebilmek için onların “gündem” olacağı günü kollarsak… Oohooo… (İGY/HK)

(1) Geçtiğimiz yıllarda etnik mevzular üzerine bir konferansa Lazlarla ilgili konuşmacı olma talebiyle bir davet almıştım. Yalnız organizasyoncu arkadaş, gönderdiği uzun mailde bana “şapkalarımı” sorunca -yani unvanlarımı, bakın sadece “şapka” da değil, “şapkalar” ha, söylediğine göre birden fazla “şapka”mızın olması onlar için çok önemliymiş- cevap bile vermeden koşarak uzaklaştım. Bu titr’ler merağına derin bir uyuzum var, öyle böyle değil!

(2) Solcu gazetelerin bizim garibanlara ekmek yedirmektense, burjuva ya da popüler yazarlara gazetelerde yazılar yazdırmasını zaman zaman kafa açıcı olabilmesi sebebiyle anlarız da şu twitter’da fenomen olmuş “nick name”li tiplerin kimseye herhangi bir faydası olmayan, çoğunlukla boş beleş ve genellikle de yeryüzü tarihinin en basit “espri”lerine sahip yazılarını yayınlamaya başlamasını nereye koyacağız bilemiyorum -böyle bir popülizm görülmemiştir, her müstear adlıya çılgınca ilgi azalarak bitsin!-

(3) http://gulserenadakli.wordpress.com/author/gulserendipity/

(4) Siyasal örgütlerin organları dışındaki sol haber/yazı paylaşım site ve sayfalarından bazılarını da sayalım: Ötekilerin Postası, Telgrafhane, Faşizme Karşı Birleşik Cephe, Yüksekovahaber, Başkahaber, Dağmedya…”‘Devrimci İslam’ söylemiyle yola çıkan ve önemli bir emek olan İştiraki‘nin de adını burada anmadan geçmeyelim. Bir de sol bir haber ajansı olarak ETHA (Etkin Haber Ajansı) adını da anmış olalım.

Bianet.Org – 26.08-01.09.’13/Hasköy