Feveran

Ki uzağız, upuzağız biz onlardan. En iyimizin bile söylediklerinin çoğu hamaset. Belki göz görüyor, kulak işitiyor biraz, ama yürek o kadar kanamıyor işte.

“Özgürlük,adalet ateşi bir kez yandı mı söndürülemez. Bana karşı yapılan bu hareketler, halkta kin ve nefretin uyanmasına neden oluyor. Sizler delisiniz! Bu kin ve intikam duygusu sizleri yok edecektir. (…) Ana, boğuk boğuk bir kez daha haykırdı: “Alçaklar !” Bu son sözlere, halktan yükselen iniltiler ve hıçkırıklar karşılık verdi.”  Gorki/Ana                                             

Kar tutmuş Ankara’nın yollarını,kaldırımlarını ve çatılarını. Bugün erken çıktım işten. Uzun bir şiir olup yürüdüm evin yolunu. Ve yine upuzun bir isyan yırtıyordu hançeremi.

Ezilenin Şiiri: İs ve Yas

 

Kara ve girifttir ezilenin şiiri. Mâmüldür isten ve yastan. Tat verir isyan,tarçındır. Duman altıdır ülkelerinin semâsı, toprağı karanlık,tehlikedir tüm sokakları …  Orasından, burasından çekiştirilip yırtılıp, paramparça edilmiş bir kâğıt gibidir Kürt coğrafyası. Upuzun uzanır çocuk kemikleri,efendilerin kan ve parayla çizdiği sınır boylarında. İltihap akar buraların intibahından, hırpalanmış ve hakir görülmüştür çok.

Mâsum değildir hiçbir Kürt çocuğunun isteği! Onlar mâsumiyetlerini, Türkçe derslerinde yedikleri sonu gelmez dayaklarla bıraktılar ilkokul sıralarına. “Dayê” demekten sonra öğrendiler molotof yapmasını ve onu sırtı yakmadan ustaca hedefe savurmasını. Bilmeleri gereken de buydu zaten, devlet onlara daha sevimli şeyler öğrenme fırsatı sunmamıştır çünkü. Ne bekleyebilirsiniz ki, tek oyunu askerle,polisle cadde ve sokaklarda kovalamaca olan bir çocuktan başka ? “Ağabey” denince ağlayan, “baba” denince hırslanan ve “sınır”,”emniyet”,”millî birlik ve bütünlüğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde …” denince midesi bulanan bir çocuktan ne beklenilebilir daha fazla ?

Ayrılığın Şiiri: Upuzak Kürdistan

Ki uzağız, upuzağız biz onlardan. En iyimizin bile söylediklerinin çoğu hamaset. Belki göz görüyor, kulak işitiyor biraz, ama yürek o kadar kanamıyor işte. Çünkü hiçbirimizin üzerinden geçmiyor her Allah’ın günü savaş jetleri ya da insanız uçaklar. Hiçbirimizin evinin değişmez manzarası değil tanklar ya da nizamiye kapıları. Kızlarımız bilezikten önce kelepçeyle, oğullarımız “genç odasından” önce hücreyle tanışmıyor onlar kadar. Bu ülkenin her yanında yaşamak eziyettir ama hangimiz beşik kertmeliyiz onlar gibi ölümle ?

Ve ördüler tetanoslu çelik zincirlerle bağladıkları bilinçlerle cehaleti. Bin yıldır yalan ve rîyâyla yönettiler  fraklılar ve omzu kalabalıklar memleketi. Ki ağa ve beylerin evveliyatının şiarı ve parolasıdır; “dürûğ-ı maslahat-ı âmiz bih ez rast fitne engiz” *. Fakat hiçbirimiz onlar kadar çok kandırılıp, satılmadık. Hiçbirimiz onlar kadar aşağılanıp,yok sayılmadık. Hiçbirimizin onuru onlarınki kadar çiğnenmedi yalanla.

Ve rengârenk bir çiçek bahçesiydi burası, ama çoklukta zakkumu gördü zebanîmiz hep. Ezdiler tüm çiçekleri, ama hiçbir çiçek susuz ve güneşsiz kalmadı onlarınki kadar. Hiç rahat bırakılmadı ki toprakları biraz nefes alabilsin.Ve hep uzak bir yerdi onların yaşadıkları, ya radyo ajanslarından, ya televizyon, gazete haberlerinden duyduk olanları. Belki içi yandı birazımızın fakat çekmedik hiçbirimiz aynı çileyi, zaten çoğumuz yine onlara kızdık, suçlu bulduk onları, “haktır” dedik !

BİR-liğin Şiiri: Gowenda Gelan **

Ve karlı yolda içkonuşuyorum hâlâ uzun uzun, kısarak sesimi derinimden.

Pek tabiî işaret fişeğim 1071 ya da Misak-ı Millî değil ama her şeye rağmen Kürt kardeşimle birlikte yaşamak istiyorum, kalmak istiyorum aynı toprakların insanı olarak. Kürt’e zor geliyor bu saatten sonra birlik belki fakat bunu yine başarabilecek olan onların emeği ve hevesi. Zulme karşı ortak kavga iradesini ve ayrılığı değil inadına “bir” olmayı hayal ediyorum. Kürt arkadaşlar “bu kadar ‘ilericilik’ beklenebilirdi zaten Çayancı bir Lazdan” diyeceklerdir belki ama yaşadığım ülke özgür, ekmeğim doyurucu, alnım ak,onurum dimdik ayakta olduktan sonra, üzerinde yaşadığım toprağın anılacağı adın benim için bir önemi yok. O özgür vatana biz,istersek “Hatti” deriz,  fark etmez. Ama eğer sınırlar kutsanıp, sürecekse aynen sınıf farklılıkları,en yukarıdakiler gülmeye, en aşağıdakiler ağıtlar yakmaya devam edeceklerse federe,özerk ya da bağımsız  “Kürdistan” denecek olsa da o toprağa, bu bir şey ifade etmez !

Marksistin hülyâsı sınıfsız ve sınırsız bir dünyayken, yeni sınırlar özlemek nabzı soldan atana ters gelmeli (1). Eğer sizin için de “mamoste”*** Lenin’se, ortak çaba sarf etmeliyiz emeğin, barışın ve zaferin örgütlenmesi için. Orak çekiçli kızıl bayrak, altında bir ve çok olup yürüyebileceğimiz tek kumaş parçası, omuz omuza var edeceğimiz ordumuz en güzel, en güçlü ve muzafferimiz olmalı.Evet gayet ajitatif, belki bir hayli de romantik. Ancak referansı romans efkâr olan her çile kutsalı içinde besler, bu ıstırabın doğurduğu kin spesifik, başkaldırısı estetiktir. Düşmanımız kaba ve hoyrat. Ve o düşman ki bizi itedurur “kaba taslak” çözüm arayışlarına. “kurtarıcı AB” yanılgısı, “üniter devlet içinde kültürel hakların tanınması” … Ya da federasyon, konfederasyon. Ama Kürt kardeşim,aynen devam edecekse şâyet Batı’ndaki düzen, sen de pek kurtulmuş sayılmazsın o zaman celladından. Batı’daki kardeşinin,arkadaşının başını ezmeye devam edecek olan bin yıllık gelenek, yığınağını yapıp,gücünü geri topladı mı tekrar sana savaş kusacak şüphesiz.

O hâlde, bir arada yaşayamayacağını tümden yok etmek gerekir, alâmet-i farikâsı kompleksli ve saldırgan bir milliyetçilik olan düzeneği kökünden kırıp, geriye savurmak için de tek bir bilimsel ideolojiye referans veriyor târih, öyle değil mi ?
* Düzeni sağlayacak yalan, karışıklık yaratacak doğrudan iyidir.
** Halkların halayı.
*** Öğretmen

Sosyalizmin ulusların ayrılık hakkını tanıması, bunu zorunlu bir şey olarak ululadığı anlamına gelmez.Ama sosyalizmin kendi kaderini tâyin hakkına literatüründe geniş yer veriyor olması,sosyalizmi ulular.

HaberFabrikasi.Org – 10.01.2012/Ankara