Dışarısı Büyük Gözaltında

Türkiye’de terör örgütü üyeliğinden hüküm giyebilmek için –bakın terör örgütü propagandası bile değil!- Kültür Bakanlığı’nın onayıyla çıkmış olan albümlerdeki şarkıları söylemek bile yeterli olabiliyor.

Köle, özgürlüğün cılız sesinden dahi korkuyor. Önümüz, arkamız, sağımız, solumuz, evimizin odaları, yürüdüğümüz yollar, okuduğumuz kitaplar, kafamızın içi, söylediğimiz söz sobe! Televizyonlardan, gazetelerden yükseltiliyor “teslim ol!” çağrıları.  Adalet adı, Türkiye’de zaten mazlumu korkutan bir sözdü; artık yarattığı cehennemin ateşini iyice harlamış bir zebanî. Ve zebanînin elinde o terazi. Terazi eğriyi doğru, doğruyu eğri gösteriyor. Gösterilenin gerçek olduğuna inandırmak, sonra inananı iyice uyutup, uyuşturmak medya ağalarının; inanmayanı cezalandırmak devletin örgütlenmiş zor güçlerinin uzmanlık alanı.

Dışarısı büyük gözaltında. 19 Aralık 2000’deki büyük hapishaneler katliamından beri zulüm daha da pervasız, muhalif olmanın “emr-i hakk”ı olan eza daha da katlanılması güç. Öyle ya, 2000 öncesine kadar hapishaneler bir parti okulu işlevi görürdü ve en azından adanmışlar için, bugünkü kadar büyük bir sorun ihtiva etmezdi mahpus olmak. Yani bir koğuşta aynı kafadan otuz, kırk ve daha fazla insanla vakit geçirmek, işin içinde mahkûm olmak da olsa hiç değilse, umut ve direnç devşirilebilecek daha fazla sebep sunabilirdi insana. Ama adına F Tipi denen, yüklenilmiş işlevde yetkinleşmiş işkencehanelerde “özgür tutsak” olarak kalabilmenin ne kadar zorlaştırılmış olduğu açık. “Hapishanelerimizde işkence kalmadı, işkenceye sıfır tolerans!” diyenler, F Tipi hapishanelerle, işkenceye, eskiden var olanın bin katı üstünde bir seviye atlattırmış olduklarının, fizikî işkenceye artık çok da gerek kalmadığının pekâlâ farkındalar. Ve bu apaçık gerçekliğin yanı sıra, görülüyor ki, F tipi hapishaneler eliyle yalnızca içeridekiler değil, dışarıdakiler de tutsak edilmiş durumda. İçerideki ezanın ve yaşatılan yalnızlığın, tecridin, uzaklığın şiddetiyle, dışarıdaki insanlar da bir teslimiyet ve suskunluk sarmalının içinde alıkonuluyorlar.

Türkiye’de terör örgütü üyeliğinden hüküm giyebilmek için –bakın terör örgütü propagandası bile değil!- Kültür Bakanlığı’nın onayıyla çıkmış olan albümlerdeki şarkıları söylemek bile yeterli olabiliyor. Benim arkadaşım Onur’a da, üç yıldır süren davasında, böyle bir “suç”u işlemiş olmasından dolayı, üç propaganda, bir üyelikten on yıl (rakamla 10) hapis cezası uygun görüldü. Örgüt üyesi olduğunun delil ve dayanakları arasında “evinde yapılan aramada çıkan”, Sinan Kukul’un “Bir Direniş Odağı: Metris”, Mahir Çayan’ın “Bütün Yazılar” ve Halk Cephesi’nin bastığı “Halk Anayasası Taslağı” gibi kitaplar gösterilmiş. Malûm, son yıllarda kitaptan içeri adam almak da yaygın bir tutuklama sebebi oldu. En başta şunu belirtelim ki, Onur’un evi diye gösterilen ev benim evimdi ve yayınlar da bana aitti. Ve mahkeme de bunu bal gibi bilmektedir, ki bunlar verilen ifadelerde mahkemenin kayıtlarına geçmiştir de. Şimdi, bir kitap yasaklanmış olabilir, ancak bu kitapların ve dergilerin hepsi hakkında çıkışından bir süre sonra yasaklama ve toplatma kararları alınmış. Kaldı ki, benim bildiğim kadarıyla, doğrudan doğruya örgütün yasadışı yayını olsa bile, basılmış her eserden bir tane bulundurmak bir suç değildir. Öyle ya, belki de ben araştırmacıyım, yazarım ya da amatör olarak yasal ve yasadışı politik örgütlenmelerle ilgileniyorum. Ki ben de Onur da tam olarak böyle insanlarızdır; meselâ bize Türkiye’de sol fraksiyonları sorun, meraklı arkadaşlara, tümüyle ilgili en gereksiz görülebilecek ayrıntısına kadar bilgi verelim. “Merak ediyoruz, ilgi duyuyoruz ve araştırıp, öğreniyoruz kardeşim suç mu!..” diyeceğim ama, saçma olacak, çünkü biliyorum cevabını; evet, öyle anlaşılıyor ki suç!

Size daha çarpıcı örnekler sunmaya çalışayım ki, ülkemizde davaların nasıl yukarıdan aşağıya örgütlendiğini, hedef insanların nasıl seçildiğini, her şeyin önceden nasıl da kurgulandığını hep beraber daha net görelim. Yine aynı ev baskınında, yapılan aramadan bahsedeceğim ama bu kez polisin nedense hiç de dikkatini çekmeyen yayınlardan. Yine benim arşivimde olan ve benim ilgimi çeken yayınlar şöyle; Alpaslan Türkeş’in “Dokuz Işık” kitabı, İBDA’cılarla ilişkili “Aylık”adlı derginin birkaç sayısı, Öcalan’ın “PKK 5. Kongre Belgeleri” de dâhil üç dört kitabı, MLKP’nin Kuruluş Kongresi süreci belgelerini içeren kitabı, Mayacılar’ın“Işıklı Yol” kitabı, Alınteri, Atılım, Kızılbayrak, Devrimci Demokrasi, İşçi Köylü, Köz, Özgür Gençlik gibi gazete ve dergilerin çeşitli sayıları, TKİP’in çeşitli kitapları, Mustafa Kemal’in “Nutuk” kitabı, Cumhuriyet gazetesinin bir dönem bastığı Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet dönemine ilişkin tüm kitaplar, Kur’an, bir tane ilmihâl, sol örgütler üzerine bir kitap, Faik Bulut’un İslâmcı örgütler üzerine yazdığı kitap –bu polislerden birinin ilgisini çekmişti; ama sanırım bu “entelektüel”bir ilgiydi, polis, kitabı uzun uzun ve merakla karıştırdı-… Bu kadar yeterli sanırım. Şimdi madem, saydığım tüm bu neşriyat, Onur’un üzerine sayılıyor, o zaman Onur, okuduğu bu yayınlara göre sıkı bir solcu da olabilir –ama hangi fraksiyon? TİKB mi, MLKP mi, DPG mi, TKİP mi ?-, cumhuriyet değerlerine sıkıca bağlı, tavizsiz bir Kemalist de. Ya da Onur, belki de, Karadenizli olmasına karşın bir PKK sempatizanıdır veya “kanımız aksa da zafer İslâm’ın!” diyen bir şeriatçı, ama kim bilir bir Ülkü Ocağı’na gidip geliyor da olabilir.

İşte tam da burada zurnanın zırt dediği yer, yüksek desibelde kulaklarımızı çınlatmaya başlayıveriyor. Neden arkadaşımı örgüt üyesi yapmak isteyen bu devletlûlar, salt evdeki DHKP-C’yle ilişkili olduğu iddia edilen materyalleri toplayıp gittiler de diğer siyasî dokümanlara hiç elleşmediler? Koysalardı ya bu yayınları da, “savcım adam bunları da okuyor” diye. Hâkime bu kitapları da gösterselerdi ya. Ama niyet açık, amaç belli. İnsanları içeri tıkmak, içeri tıkılmak istenen bu insanlar dışındakileri de sopayı gösterip, korkutmak ve yıldırmak için yol çok önceden çizilmiş yasakçının kara tırnaklarını bandırdığı, karanlık mürekkeple.

Devrimci tutsakların büyük ölüm orucu direnişi… 19 Aralık katliamı… Görülmemiş bu rezil ve alçakça katliama karşın süren direniş… Ve F Tipleri… İçeriyi bir cehenneme çevirip, oranın ateşi, isi ve dumanıyla, dışarının göğünü siyaha buluyorlar. Dışarıda, envai çeşit araç ve yığınla adamlarıyla cehaleti, sükûtu ve korkuyu örgütlüyorlar. Dışarıda, kendi acılarına katlanma zorundalığı hissini ve başkalarının kederine dokunmama düşkünlüğünü örgütlüyorlar. Dışarıda, sadakaya kanaati, demokrat postuna bürünmüş yobaza, faşiste ve para babalarına itaati, uçsuz bucaksız bir kâbus olup, halkın umudunun üstüne çöken düzene sadakati örgütlüyorlar…

Dışarısı büyük gözaltında…

HaberFabrikası.Org – KronikMuhalif.Com