Davos Biter, Şov Bitmez !

Yapılan tüm bu riyakâr gösterileri halka teşhir edebilecek tek güç soldur. Ancak sürece müdahale edip, halkı bilinçlendirmesi gereken solda yaprak kımıldamıyor.

“Koyunun olmadığı yerde, keçiye Abdurrahman Çelebi derler !”

Türk atasözü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Davos’ta Peres’e karşı gerçekleştirdiği “sert çıkışla” Türkiye ve dünya gündemini meşgul ederken, aynı zamanda, birden tüm “mazlum cihanın yiğit kahramanı” da oluverdi. Ortadoğu coğrafyasının insanları olarak, her ne kadar “kolay yoldan kahramanlar” ve “bir kalemde hainler” üretilmesine alışkın olsak da, Başbakan’a karşı
yükselen sevgi, bizim alıştığımız “üretilmiş/zorlama kahramanlar” gerçekliğini bile aşıyor. Zaten at izinin, it izine karışmasıyla dünya tarihine geçecek olan yüzyılımızın başlarında, bir de Erdoğan’ın bu beklenmedik tavrıyla ülkemiz ve bölge coğrafyası özelinde yeni zihinsel karmaşalar, nur topu gibi akıl tutulmalarıyla da karşılaşmış olduk. Ama bu tip “karışık olaylar”, sık sık karşımıza çıkacak; çünkü dediğim gibi bu yüzyılın karakteristik özelliği belli ki “at iziyle, it izinin birbirine karışması” olacak .

“Radikal İslâmcı” Hamas’ın, pek çok kesim tarafından “Amerikancı İslâmcı” , “BOP mamulü” olarak nitelenen AKP’nin genel başkanı Tayyip Erdoğan’a “bin selâm ettiği” süreçte, Erdoğan da açık ki, yaratılan bu havadan gelecek yerel seçimler için nasiplenmek istiyor. Tüm demagojik yalanlamalara karşın gerçek ayan beyan ortada, Başbakan yurda döner dönmez, gittiği her yer – havalimanı dahil!- miting alanına dönüştürülmedi mi ? Erdoğan, örgütlenen nümayişlerle “muzaffer kumandan” gibi karşılanmadı mı on binler tarafından ? Peki bu yapılanlara şov/propaganda demeyeceğiz de ne diyeceğiz ?!. Madem Başbakan, ta Davoslar’da Siyonist İsrail’e “delikanlı gibi” gider yapmıştır, şimdi niye bu “onurlu duruşunu” daha da parlattırmaya çalışıyor, delikanlı adam yaptığı delikanlılığın reklamını yapar mı ?.. İlk çocukluk yılları Kasımpaşa’da geçmiş ve tıpkı Başbakan gibi Rize asıllı bir insan olarak
söylüyorum ki, benim bildiğim delikanlılık kitabında, yapılan yiğitliklerle (!) böbürlenilmesi yazmaz. Ama sahi aynı Kasımpaşalı bıçkın delikanlı (!), yoksul halka yaptığı kömür yardımlarını da, bin bir türlü reklam, türlü türlü gösteri eşliğinde yapıyor öyle değil mi ?!
Oysa ki İslâm’da “bir elinle verdiğini, diğer elin görmesin” denmiştir; fakat bunlar bırakın verdiklerini diğer ellerinden saklamayı, yaptıkları tüm “iyilikleri” davul zurna eşliğinde, tüm halkın gözüne sokarak yapıyorlar mübarek !.. Birisi “biz propaganda yapmıyoruz!” mu demişti ?!.

“Siz Öldürmeyi Çok İyi Bilirsiniz !”

Yukarıdaki söz, bilindiği gibi Erdoğan tarafından, Şimon Peres’e hitaben söylenmiştir. Şüphesiz haklı bir çıkış … İsrail’in on yıllardır Filistin’de estirdiği Siyonist terör ve bu zulümle yaşatılan dram herkesin malumu. Şimdi, İsrail’in terörist devletliğine dair burada bir şeyler söylemek, Amerika’yı yeniden keşfetmeye çalışmak gibi gereksiz bir uğraş olacağından, o konuyu geçelim. Biz, Erdoğan’ın bu sözüyle karışan kafaları hedef alarak bir şeyler söyleyelim, bu daha yararlı olacağa benziyor. Şemdinli olayı sonrası yapılan protesto gösterilerine yönelik olarak Erdoğan’ın “kadın, çocuk demeden gereği yapılsın!” emri unutuldu mu yoksa ?!. Peki
bu eylemlerde öldürülen çocuklar da mı unutuldu ?!. “Terörist” denilerek on iki yaşında, on üç yerinden kurşunlanarak öldürülen Uğur Kaymaz unutuldu mu ?!. Ya da Yürüyüş dergisi satışında polis tarafından sırtından vurularak felç edilen on yedi yaşındaki Ferhat Gerçek ?!. Bütün bunlar bu ülkede, devletin kolluk güçlerince yapıldı, hiçbirinin hesabı soruldu mu, o hâlde Başbakan, tutup da Peres’e “siz çocukları katlediyorsunuz !” diye nasıl diklenebiliyor ?!.

Filistin’de öldürülen siviller insan da, ülkede öldürülen Kürt siviller ne ? Kurbağa larvası mı ? Filistin halkına yapılan zulüm de Kürt halkına yapılan ne ? Müstahak mı ?!. Köylülere bok yedirilmesi bile tek başına zulüm değil midir, bunlar bu ülkede yaşanmadı mı ? Son iki 1 Mayıs’ta polisini emekçilerin üzerine süren, İstanbul’u komple hapishaneye çeviren AKP, şimdi mazlumların hâmiliğine soyunuyor. Yazık ki gerek ülkemizde; gerekse de tüm bir Ortadoğu’da bu rolü ona yakıştıran milyonlar var. Hâlbuki o mazlum milyonların AKP ve
Erdoğan’a demesi gereken tek şey, Romen Diyojen’in de dediği gibi (pardon Diyojen’in de dediği gibi !) “gölge etme başka ihsan istemez!” olmalı ! Fakat ülkede kitlelere önderlik edebilecek kapasitede, onlara doğru önderlik yapabilecek donanımda devrimci – sol güçler maalesef mevcut olmadığı için, AKP, kolayca bu ezilen milyonları saflarına çekebiliyor. Yani yine, koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi deniyor !.

Şaşıran Değil Müdahale Eden Sol !

Yapılan tüm bu riyakâr gösterileri halka teşhir edebilecek tek güç soldur. Ancak sürece müdahale edip, halkı bilinçlendirmesi gereken solda yaprak kımıldamıyor. Kendi tabanını son yirmi küsur yıllık süreçte giderek İslâmcı – faşist yapılara kaptıran sol, “az olsun benim olsun” mantığıyla elinde kalanı korumaya yönelik politikalar üretmeye çalışırken, kimi istisnaî ve kısa süreli iradî müdahaleler hariç her zaman olayları izleyen ve kenardan ahkâm kesen pozisyonundan kurtulamıyor. Türkiye Solu’nun müzmin hastalıklarından
kendiliğindencilik yine hareketin bütününe hâkim durumda … “Uygun havayı” beklemektense, uygun havayı yaratmak solun ya aklına gelmiyor ; ya da sol kendi enerjisine güvenmiyor. Sol cephedeki bu “dinginlik ikliminden” de yararlanan elbette İslâmî akım oluyor – o da antiemperyalist olsa içimiz yanmazdı hani, İslâmî hareketin en güçlü unsuru AKP’nin emperyalizmle ilişkisine dair bir şey demeye gerek yok sanırım !-

Özetle, Davos’u bitirenler (!), şovlarını bitirmiyorlar, bunun parsasını toplayıp, seçim yatırımlarına son sürat devam ediyorlar. “Başarı yolunda her yol mubahtır” diyen pragmatist/Makyavelist anlayış görülmemiş bir ikiyüzlülükle halka kendini olduğundan
farklı göstermeyi başarabiliyor, onu arkasına alıp, “beraber yürüyor bu yollarda” ! Sol ise olan biteni izliyor, susuyor, ses çıkarmaya çalışanların da sesi o kadar cılız ki, o sesin bu harala gürele de duyulması imkânsızlaşıyor. Ancak müdahale etmeli, örgütlenmeliyiz. Sol, kendi tabanı olan yoksul halk kesimlerini tekrar kazanmak için mücadeleye atılmalı. Hedef kaybedilen milyonların tekrar kazanılması olmalı , ama bu kez kaybetmemecesine ! Sol, birikimine güvenmeli, gücüne, ideolojisine güvenmeli . Sol şimdi çıkış noktasını arıyor; ancak çıkışın yolu kitlelere çıkış yolunu gösterebilecek bir sol hareketten geçer. Bunun için; yoksul halkın Yankici İslâmcılar’ın etkisinden kurtarılması için savaşmalıyız … Yani hem solun; hem de halkın kurtulmasının yolu şuradan geçer : Zaten kendisinin olanı geri kazanmak için mücadeleye atılmak !

Birgün, 5 Şubat 2009 (yayınlanmayan bölümüyle beraber)

04.02.2009 / Kasımpaşa – İstanbul

Birgün.Net, LazuiNena.Com