“Çocuklar Öldürülmesin” ve Başka Birkaç Şey

 

Maraş katliamının vârisleri, 15 yaşında bir çocuğun öldürülmesine mi üzülmüşler? Hani şu, hamile kadının karnını deşip, bebeğini çıkaran vahşiler? Hani, öldürülen bir başka 15 yaşında çocuğa hâlâ ana bacı sövenler?

Yo, onlar öldürülen çocuklara kimin öldürdüğüne bakmadan üzülmezler.

Aslında onlar üzüldüklerini iddia ettikleri çocuklara da gerçekte üzülüyor değiller. O çocuklar, onlar için, öldürülmüş Kürt, Alevi, devrimci mahalle çocuklarına bininci kez “piç”, “orospu çocuğu” demek için sadece bir fırsattır.

Başlar hemen tek kalemden çıkmış gibi birbirinin tekrarı olan sözler: “Yüzü maskeli, eli molotoflu piçler kadar gündem olmayacak!”. Hâlbuki katledilmiş yüzlerce çocuğun ne yüzünde maske; ne de elinde molotof vardı. Olan çocuklar da – “taş atan çocuklar”- bu eylemleri dolayısıyla öldürülmeyi, yıllarca hapsedilmeyi hak etmiş değillerdi. Hepsi daha bir çocuktur. Ki bu “taş atan” yetişkin için de böyledir.

Taşın mukabele aracı silah değil.

Nice 9-10-11-12 yaşında çocuklar öldürüldüler, çatışma süsü vermek için de yanlarına boylarından büyük makineli tüfekler konuldu. Faşistler bu gün görmemiş yavrucaklara hemen “terörist” deyiverdiler. Çocukların “terörist” olmadıkları anlaşılınca da lügatleri değişmedi: “Yılanın başını büyümeden ezeceksin, devletimizin eline sağlık”.

Hatta Ceylan Önkol’la dalga geçen “caps”ler bile yaptı bu şerefsizler.

(Özellikle sivillere yönelen) her PKK (ya da TAK) eyleminden sonra başlarına üşüşülen solcuların, öldürülen çocuk ya da sivillerle dalga geçtiklerini ben görmedim hiç. Ha solcularda “psikopat” yok mudur hiç? Vardır elbet, fakat görmezden gelinebilir bir istisnadır.

Fakat sağa baktığımızda psikopatlık onun siyasî karakteridir.

Tabiî bu tip -mâsumların, sivillerin, sıradan insanların, “rast gelenlerin” öldüğü- eylemleri teori ve güncel politiğin bin bir deresinden su getirip eleştiriyle, açık ya da utangaçça savunmaya çalışan solcular yok mudur? Olmamış mıdır? Olmuştur ve olacaktır. O da başka bir mevzu.

Farz-ı misal şöyle şeyler demişlerdi: “PKK/ TAK sizin hayal bile edemeyeceğiniz bir eylem yaptı!”. Hâlbuki çok sayıda sivilin de öldüğü bir eylem devrimciler için bir hayal değil, olsa olsa kâbustur.

Burada faşistlere dönersek.

Sayısal ve psikolojik üstünlük sizde olmasına rağmen, neden “piç”, “orospu çocuğu” dediğiniz çocukların ölümü bu kadar gündem oluyor da, PKK eylemlerinde ölen çocuklar onlar kadar akılda kalmıyor, konuşulmuyor? İğrenç dilinizden, bu çocukları (ya da sivilleri) salt bir saflaşma ve eylemlerle ilgisiz insanlara saldırı aracı olarak kullanmanızdan dolayı olabilir mi?

“Bir düşünün” diyeceğim ama bunun için gerekli donanımdan yoksunsunuz.

Artık, biliyorsunuz Türkiye’de Atatürkçülere bile “PKK’lı” denir oldu. Hâl böyleyken Kürtlerden tiksinmeyen ve Kürt ulusal sorunu diye bir şeyin varlığının farkında olan solun bu yaftayı yememesi kaçınılmaz.

Burada dramatik olansa, ülkücü (ülkücülerin bir bölüğü) ve İslamcı sağın sözlüğünde adı “PKK’lı”ya çıkan Atatürkçülerin çoğunun, PKK ve sol üzerine bir mevzu olduğunda hemen, tereddütsüz faşizme yanlamasıdır.

Bu arkadaşlar, Kürt meselesine yaklaşım hususunda Türkiye tarihinin en önemli Kemalist aydınlarından olan Uğur Mumcu’dan da çok geri bir yerde duruyorlar. Bunlar 23 Nisan müsamere çocukları.

Bir de, bunlardan pek bir farkı olmayan; fakat her nedense kendilerini “sosyalist” diye taltif etmiş, Twitter’da öbeklenmiş yeni/ türedi bir grup var. Türkeş’ten, Serkan İnci’den, Cumali Ceber’den onaylı “solcu”luklarıyla, şovenizmi sözüm ona anti-emperyalizm diye pazarlayıp, millete “solculuk” öğretiyorlar. Bu ne menem bir solculuktur ki ağızlarından en galiz küfürler de eksik olmuyor. E politika böyle tartışılmaz ama.

Hangi fraksiyondan olursa olsun, solculara “terörist”, “canlı bomba”, “bölücü”, “orospu çocuğu”, “amk çocuğu” deyip duruyorlar. E hâliyle, faşizmin değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramayan bu “solcu” bebeleri de Perinçek’çilerden, Türkeş’çilerden, Atsız’cılardan başka kimse de beğenmiyor.

Bir de “kuyrukçuluk” meselesi var… Sol terminolojide “kuyrukçu”, “Kürt kuyrukçusu” diye bir tanım vardır. PKK’ye, HDP’ye göbekten bağlı olan, PKK’yi eleştiremeyen, başkasına günah gördüğünü Kürt hareketine sevap gören, varlığını Kürt hareketinin varlığına adamış sol için söylenir. Yani “oportunist” gibi, “reformist” gibi politik bir kategorizasyondan bahsediyoruz.

Fakat bu “kuyrukçu” lafı bu yamtar tayfanın lağım ağzında öyle bir hâl almış ki, -sanırım KP ve HKP dışında- bütün solu kapsıyor. Haziran bile -şekilsiz, popülist bir hareket olarak görüyorum- bunlara göre “kuyrukçu”. PKK’nin ara ara tehditvari yazılarla ayar vermeye çalıştığı ÖDP bile “peğağa”. Yani bu bakış açısı “ben politik mânâda bir sığırım” ikrarından başka bir şey değil.

Eh bir de kuyrukçu olmayan Halk Cephesi var işte. Tabiî, siyasî ömrü boyunca PKK’yi milliyetçilik, pragmatizm, emperyalizmle ilişkiler, eylem çizgisi bağlamında sert bir biçimde eleştiren bir harekete “kuyrukçu” demek epey zor olacaktır.

Ha, ama onlar da teröristler.

İşte, “klik” diyemeyeceğimiz bu küçük “solcu” sürünün siyasi tasnifleri: “Bölücüler”, “teröristler”…

Sabah akşam Mahir’den bahsedip de, ağza Mahir denilince ilk akla gelen PASS’yi, öncü savaşını, devrimci şiddeti almıyor olmaları enteresan. Şimdi bunlara hafiften yaklaşan bazı solcu “abilerimiz” de çıktı. Hareketlerinin otuz yıldır tek bir mermi yakmamış olmamasını hiiiiç gündeme getirmiyorlar ama, maşallah Türkiye devrimci hareketinin artık çocukluk bile değil, “rüşeym” evresine dönmesi gerektiği fikrine karşı pek bir sıcaklar.

Bugün sol zayıf. Gerileme döneminde bile değil, o dönem, etkileyici ve kısa bir yükselme döneminin ardından 90’ların sonuna doğru zaten başlamıştı. Ben ve yaşıtlarım -84, 85, 86, 87 doğumlular- bu gerileme döneminde mücadeleyle tanıştık. Kimimiz becerdi, çoğumuz beceremedi. Şimdi yaşanansa bir çöküş ve dağılma dönemidir. Bu durumun bir takım sapmalara sebep olması ve var olan bazı sapmaları güçlendirmesi de muhtemeldir.

Bugün, evet, yaprak dâhi kımıldamıyor. Ciddi bir sinmişlik var. İki eğitimci açlık grevinde, hapishanede ölüme terk edildiler ama bir kitle hareketi yok. F Tipi sürecinde sokağa çıkan kitlenin “az” olduğu söylenirdi fakat şimdi o kalabalığı hayal edemezsin. Üstelik militan bir kitle vardı.

Bugün sendikalar direnişçilere, devrimcilere destek olacağına çoğu kez köstek olur vaziyette. Kepaze bir durum.

Solun problemi artık (80-90 arası gibi) bir varlık, yokluk problemi.

Bu varlık, yokluk davasında bir de çeşitli ipe sapa gelmez ithamlarla uğraşılıyor. Çocuk ölümlerine üzülmemek, Güvenpark katliamının fâili/ destekçisi olmak vesaire gibi. Bunları söyleyenler de tabiî “Cizre’ye atom bombası atıldı” deyip, sivil ölümleriyle eğlenen tipler.

Biz çocuk ölümleri konusunda Nâzım kadar netiz. Kimin kurşunuyla olursa olsun -bunu söylemek bile zul- çocuk, masum sivil öldürmek halka karşı suç işlemektir. Eren’in öldüğü gün, üç çocuk da evine ekmek götürmeye çalışırken iş cinayetlerinde öldü. Burası bir çocuk mezarlığıdır.

Kanlı bıçaklı düşmanımız dâhil kimsenin çocuğu ölmesin, öldürülmesin.

İsmail Güney Yılmaz