CHP: Statüko, Hamaset, Faşizm ve Sol

Bu yazıyı ailesi “bölücülük”ten yargılanan Helin Kürdistan bebeğe ithaf ediyorum…

Bugün televizyondan Baykal’ın mecliste yaptığı konuşmayı izledim. Münazara dersinde diyeceklerini çoktan ezberlemiş olan bir ortaokul veya lise öğrencisinin “fikir savunması”nı andıran Baykal’ın sözleri CHP sıralarından bolca alkış aldı. Açık konuşmak gerekirse, Baykal’ın alışılageldik bu lafzı bana Devlet Bahçeli’nin yaptığı konuşmalardan, kendi düşüncesini savunma tarzından daha kof ve basit geliyor. CHP gibi büyük bir partinin genel başkanının söylemi basit ve kof olduğu kadar kuşkusuz tehlikeli de . Yıllardır zorlama bir sol parti kimliğiyle asgarî müşterekte ilerici ve aydınlanmacı olan geniş kesimlerden oy alan CHP’nin söz konusu söylemi zaten çok da tutarlı bir “demokrasi” ve “özgürlük” anlayışı olmayan bu kesimi daha çok milliyetçileştirmekte ve gericileştirmekte, CHP’nin durduğu yerden bir adım daha sağa doğru her savruluşu bu kesimi tutuculaştırmakta ve ülke gerçekliklerinden uzaklaştırıp, siyasî algıda bu gerçeklikten bağımsız bir “sterillik”, “uzaklık” yaratmaktadır.

Baykal’ın demagojik ve hamasî üslûbunun “tehlikeli” olarak imleyebileceğimiz bir başka yönüyse, MHP’nin tersine CHP’lilerin açık düşmalık yerine daha inceltilmiş bir faşizan retorikle, sanki Kürtler’in gerçek hâmîsi kendileriymiş rolüne soyunmaları ve buna referans olarak da sık sık doksanların başında hazırladıkları “Kürt Raporu”nu dillendirmeleridir. İçi boş ve rîyakâr Kürt muhipliklerinin yığınağını özellikle bu rapor üzerinden yapan CHP, “tüm etnik kimliklere saygılı olduğunu” ve “dil ve kültürlerin yaşamasını savunduklarını” söylüyor. Peki ne diyor CHP de bu değerleri savunmuş oluyor ?.. Baykal diyor ki; “etnik kimlik insanın gururudur”, “Türkiye’de konuşulan tüm diller bu ülkenin değerleridir, yaşamalıdır” . Ama bu sözleri mutlaka “fakat anadilde eğitim böler,Kürtçe eğitim olmaz,biz bir ulus devletiz,hepimiz Türk’üz, bu ülkedeki Kürtler de Türk’ün Kürt’üdür” klasik incileriyle tamamlıyor. “O zaman bu diller nasıl yaşayacak, gelişecek ?” diye sorarsanız Baykal’a bunun cevabı “evlerinde konuşarak !” olacaktır, bu mantıktan başka bir cevap alamazsınız elbette. Referans olarak bolca kullandıkları raporda dahi Kürtçe eğitimin olması gerektiğini savunan CHP’nin lideri,şimdi diyor ki; “elbette tüm ulus devletlerde etnik gruplara verilen haklar Kürtler’e, Araplar’a da verilir” ve ekliyor “hiçbir ulus devlette anadilde eğitim yoktur, böyle bir şey olmaz, ulus devletin tek dili olur !”. Baykal elbette cahil değil, elbette ki Fransa, İtalya, Polonya, Romanya ya da Arnavutluk gibi üniter ulus devletlerde anadilde eğitim ve yayının olduğunun farkında. Baykal’ın amacı sadece kendi tabanını kurtarmak ve son derece bilimsel verilere dayanan (!) bu sözleriyle oylarını korumaktır. Özetle yapılan reel siyasetin bir örneğidir ve burjuva siyasetindeki zilliyetin uç noktalarından birisidir. Yoksa Baykal muhakkak ki, örneğin Fransa’nın Bretonya bölgesinde ya da İtalya’nın Friuli bölgesinde resmî tabelaların dahi resmî dilde ve bölgenin yerli dilinde olmak üzere iki dilde yazıldığını biliyor. Ulus devletlerin, üniter sistemin anası veya ebesi olarak niteleyebileceğimiz Fransa’da anayasada tanınmış yirmi beş yerel dilin sayıldığını, hatta Korsika’ya neredeyse yarı-özerlik sayılabilecek özel bir statünün verildiğindini de tabiî ki biliyor Baykal.

Kürt Sorunu’nun çözümü için Dersim Katliamı’nı işaret ederek CHP’nin gerçek yüzünü açık seçik teşhir etmiş olan Onur Öymen, aslında bu sözleriyle hâlâ “ilerici” diye CHP’ye oy veren kesimi -özellikle de Alevî kitleyi- uyandırmış da olmalıdır. Partinin ikinci adamının, birinci adamdan bir farkı olacağını düşünmek safdillik olacak; ya da tüm bunlara karşın hâlâ CHP’ye “çağdaşlığın,ilericiliğin partisi” diye oy vermek,desteklemek en azından ehven-i şer görmek, giderek var olan “demokratik duyarlılıklar”dan da uzaklaşmayı kaçınılmazlaştıracaktır. Onur Öymen’in böyle bir laf ettikten sonra özür dilemesinin de ancak Serdar Turgut’un Rojin’e karşı ahlâksızca sözler sarf ettikten sonra özür dilemesi kadar anlamı olacaktır ! Kürt Sorunu’nun çözümünde iştahla devletin zor aygıtlarını, kanı ve gözyaşını savunan, imhayı, inkârı ve asimilasyonu da MHP’ninkine göre tek farkı biraz utangaç olması olan bir söylemle benimseyip, dikte eden CHP “devlet partisi” misyonunu sürdürmekte, oligarşi içindeki yerini koruyabilmek adına, mevcut statükonun bekâsı için var gücüyle uğraş vermektedir. Seçimlerde, “bize vermezseniz MHP’ye oy verin” diyebilen bir partinin solla, sosyaldemokratlıkla ne ilgisi olabilir ?!. Maraşlar’ın, Çorumlar’ın ve daha nice katliamın mimarı olan oligarşinin tetikçisi MHP’yle kol kola giren CHP bu ülkede -İP ve BBP’yle birlikte- ırkçılığın ve şoven reflekslerin, bölünme paranoyası umacılığının en sekter adreslerinden biridir. AKP’ye karşı verdiği mücadeleyi, insanların yoksulluğu, ezilmişliği, açlığı, güvencesizliği üzerinden değil de ırkçılık, milliyetçilik ve statükoculuk üzerinden inşaa eden ve bu tip bir AKP muhalefetini her fırsatta yeniden üretip, toplumda dolaşıma sokan CHP’nin solda bir yeri varsa eğer o da ancak solun içindeki müzmin “belâ” olma durumu olabilir. Çoğunluğu sola öyle veya böyle yakın duran ya da kendini solda tanımlayan geniş kitlelerde sempati bulan ve seçimden seçime de olsa düpedüz solcu olan insanlardan en azından oy anlamında destek alan CHP’nin yıllardır sol içinde bir truva atı görevini sürdürdüğü mâlum . Solu zayıflatıp, yer yer edingenleştirip hatta zaman zaman CHP’leştiren -bu “CHP’leşme”de asıl temel Türkiye solunun genlerindeki küçükburjuva ve Kemalist özlerdir- CHP’nin sol içindeki etkisinin, sol tarafından aktif ve tutarlı bir teşhir ve mücadele politikasıyla pasifize edilmesi gerekiyor. Bu mücadele CHP’nin gericileştirici etkisi altına almış olduğu kitleleri tekrar sola çekmek, onları devrimci, demokrat muhalefet ekseninde politize etmek solun en başat yükümlülüklerinden biri. Tıpkı içi dinî referanslarla doldrulmuş “açlık, yoksulluk” ve “mazlumluk” edebiyatıyla sahte ezilen savunuculuğu yapıp yoksulları örgütleyen ve tabir-i caizse solun elinden tabanını alan İslâmcılar’a karşı verilmesi gereken politik mücadelenin aynısı CHP’ye karşı da verilmeli . Yani bu ülkede solun düşmanı ve rakibi de yapılacak işi de çok, durup bekleyecek zamanı yok !..

Kendine özgü mücadele koşulları ve politik iklimi olan Türkiye’de solu Baykallar’a bırakmak, CHP’yi hâlâ soldan saymak her şeyden önce bu halka zulüm olur. Solun, CHP’nin sol olmadığını halka anlatmak için çaba sarf etmesi gerekmesiyse ayrı bir trajikomik sorun ama, durum yıllardır buysa mücadele de kaçınılmaz olacaktır. Benim gibi seksen öncesi sol geleneklerden gelen ailelerin çocukları olan insanlar her seçimde süreğen bir çelişki durumu ve ıstırap yaşamak istemiyorlarsa eğer, hem özelde CHP’ye; hem de genelde seçim aldatmacasına karşı önce aile içerisinde bir bilinçlendirme ve uyandırma çalışmasına girişmeli. Hem ne der hep bizim eski solcu büyüklerimiz ; “devrimi önce aile içinde yapacaksın!” Evet bu klasik “vecize”nin yanlış olduğu söylenemez sanırım. Kezâ eğer bir devrim olacaksa, bu, elbette bu halkla yapılacak, malzeme buysa bina da kaçınılmaz olarak bu malzemeyle örülecek.

KronikMuhalif.Com

Batıkent – Ankara