Canavar

“Gündelik kazanımlar” elbette önemlidir ama asgarinin azamiyi unutturmasına izin vermemek daha önemli.

Canavar Sufle Veriyor, Kulak Tıka. Karanlıktan Rol Çal

Mona Lisa’dan, duvara bantlanmış muza sanatın hikâyesi, duygunun ağır işçiliğinden, random şiire edebiyatın öyküsü, şarkıların eskisi gibi sar(s)maması bize bir şey anlatıyor mu? Çağımızın hıza, tüketmeye, göstermeye dayanan mizacı her şeyi basitleştirmeyle, düşük yoğunluklulaştırmayla maluldür. Bireyin kutsanmasıyla, hazzın şahsi bir deneyimlemeye ya da “kurtuluş” fikrinin kendini kurtarmaya indirgenmesi “kazanım” kavrayışını bulandırmıştır.

Buradan devrimcilikten protestoculuğa hatta daha da aşağısına çekilmiş ahvale de açıklayıcı bir yol bulunabilir. Soylu duygular artık eskiyi çağrıştırmaktadır, katıdır. Yeni olan esnektir, uyumlanmadır, alışma ve sıradanlaştırmadır. Moda olan ne varsa tanrı odur. Aldırmazlık, şımarıklık, değerlerden azadelik, bencillik artık “cool”dur. Sosyal medya da bu “cool”luğun en iyi performe edileceği mecra.

Beri yandansa korkunç bir adaletsizlik, yoksulluk, yoksunluk sarmalı büyümekte. Kapitalizmin, emperyalizmin “zafer” ilânıyla (ideolojik) silahsızlandırılan ezilenler cephesinde “umut” çoğu kişinin sözlüğünde artık “eskimiştir” notuyla yer alıyor.

İhtilal/intikam ve intihar arasında sıkışan uzamlarda intiharlar artıyor. İnsanlar son bir protesto eylemiyle çekip gidiyorlar olduramadıkları hayatlardan. Bedenleriyle bayrak çekiyorlar açlığa karşı.

Peki, daha çok eşitsizlikle, yoksullaşmayla ve de yozlaşmayla resmettiğimiz bu zamanlardan gerçekten de bir umut çıkmaz mı?

Kapitalizm, tabiatı gereği sürekli krizler yaratır, her krizin sonu da yeni yoksul yığınlar ve daha fazla yoksullaşmış yoksullardır. Bu hâl gereği bu dönem aynı zamanda, çoğunlukla saman alevi gibi yanıp sönen ayaklanmalar dönemidir. Durmadan bir yerlerden çıkan kitlesel patlama haberleri bir rutindir. Bu açıdan, dünyanın “hiç umulmayan” yerlerini de içine alacak şekilde arz-ı endam eden toplumsal dirilik umut ve heyecan vericidir.

Bu vaziyetin aynı zamanda heves kırıcı bir rol üstlenmesi ise ilk bakışta çelişki gibi görünse de bir gerçek. Zira ayaklanmalar, ideolojik yönsüzlük, belirsiz/ kısıtlı/ düzen içi hedeflerle çabuk yumuşamaya, soğumaya, iz bırakmadan söndürülmeye en baştan meyillidir. Zaman zaman bundan fecisi, isyan eden kitlelerin faşizme, emperyalizme göz kırpar psikolojide, ideolojide oluşları olsa gerek.

Solun şöyle “ağız tadıyla” desteklenecek bir kitle hareketini, bir tarafı bulabilmekte sürekli zorlanıyor oluşu siyasal/ fikrî/ örgütsel nevrozun başlıca etken maddelerinden biridir.

Sosyalizm saflarındaki ideolojik bunalımla ve fiziksel erimeyle vücut bulan söylem/ düşlem bulanıklıklığı, müdahale yetilerindeki ciddi zayıflama, ideolojinin meşruiyetine dair içten içe sakatlanma, siyasal özgüvensizlik günün en büyük sorunu. Siyaset sahnesinde kendin olarak kalamama, kendi sandalyesinde oturmakta ısrarsızlık, siyasal bir cephe olarak da bir yersizliği, gereksizliği doğuruyor. Solda, her geçen gün daha fazla grup, kişi, kendini başka bir siyasal inşanın inceltilmiş bir yapı malzemesi olarak görmeyi yeterli görüyor. Eğer büsbütün dönmemişse.

Oysa, burjuva zorbalığından kurtuluşun başka burjuvalardan umulduğu, yoksulların faşizmden, gericilikten, emperyalizmden medet dilendiği bu çıkışsız mekanizmada, çarkı kıracak olan sınıfın kendi ideolojisi olabilir sadece. “Sosyalizm öldü”, “komünizm insan doğasına uymuyor” zırvalarını tokatlayıp yere çalacak, egemenlerin üzerine karabasanlar çökertecek olan şey, kutuplaşma dinamiğini sınıf çelişmesine çekmekten başka bir şey değil. Bu hususta sekter olmalıyız.

Ekmeksiz beşer, ekmeğe bir kıyamla kavuşacak. Kıyametin sonrası çoğunluğa cennet, dünün bir avuç asalağı içinse cehennemdir.

Tepeden tırnağa her şeyin değersizleştiği, derin bir depresyonun tüm hayatı kuşattığı, yiten gettolarımızdan sonra kaçıp sosyal medya hesaplarımıza, cemaatlerimize sığındığımız bu karanlıkta bir ışık patlaması ancak kendi küllenmiş ateşlerimizi harlayarak gerçekleşecek.

Zaman, süreç çok şeye gebe. Bizim bu değişim/ dönüşüm safhasında nerede duracağımız, sürece ne kadar müdahale edebileceğimiz asıl mühim olan. Oligarşi, kendi iç tepişmesinde, yine kendi içinden -gerekirse ya da gruplardan biri becerebilirse- başka bir “kurtarıcı”yı ambalajlayıp sunma becerisine, silahlarına sahiptir. Bu kriz döngüsünde bizim eklemlenmeden kendi işimize, kendi yolumuza bakabilmemiz, kendi insanlarımıza, kendi mahallelerimize dokunabilmemiz gerekiyor.

“Gündelik kazanımlar” elbette önemlidir ama asgarinin azamiyi unutturmasına izin vermemek daha önemli.

Göçük altındaki cevheri söküp çıkarmak, umudu sarsıp uyandırmak için az ya da çok, küçük ya da büyük herkesin yapabileceği bir şey vardır.

“Düşünen/ politik hayvan” diye anamızın, babamızın hayrına isimlendirilmedik.

İsmail Güney Yılmaz

16 Şubat 2020