Bu Taze Nostaljiyi Önle

Bak, küller birikmiş, masan kirli, bu bir entelektüel yasıdır. Ve senin avucunda sorgulanan bu öykünün bu hep eksik kalma hâli… Hangi düşten daha çok mağlup bilinmez işte bu kuytuna düşmen ya da neyden saklanmıştır da kim bulup, çıkarabilir şimdi senin bu sabıkalı “uydurulmuşluğunu”?

Fotoğraf: Oğuz Özkan

Yalnız bir şeye dayanmak artık benim için mümkün değil: her şeyi kafamda yalnız başıma saklayamayacağım. Söylemek, bir şeyler, birçok şeyler anlatmak istiyorum… Kime?… Şu koskoca dünyada benim kadar yapayalnız dolaşan bir insan daha var mı acaba? Kime, ne anlatabilirim?” [Sabahattin Âli/Kürk Mantolu Madonna]

Ayaklanma ve direniş eskiyip, bir anıya mı dönüşüyor?

Öyleyse,

kurtar şu sene-i devriyeleri, bu nostaljiyi önle!

Kuşlar, vardığı ışık eşiğinde, donmuş ve yemleniyor. Bir “nefeslenme” ağzındaki yarım hazza râzı gibi göğüslerimizi yükseltip, alçaltıyor. Siyah bu, gözlerimizi büyütüyor ama daha “yok”una.

Şimdi sözlerimizde bir tekrar var, yaşanmışa bir güzelleme, bir lirik şiir ateş alıyor kâğıtlarımızın ucunda, önce sararacak, sonra yanacak bir şiirdir bu. Bu şiirde bir “üşümek” var ki, basmakalıp bir manzum sözü gibi kanatlı bugün, her acıya paralel uçan bir “soğumak” bu.

Üşümek, defterlerimizde kendine yâren olmuştur, ki bu birden bire…

Ama çiçek suçludur bu mevsimde, sen ateşle tokatla!

Elyazından kendini hemencecik ele veren bu mâtemi.

Mutsuzlar vardır, kendini önemli sanırlar. Mutsuzluk vardır, devrimcileştirilmeli.

Bak, küller birikmiş, masan kirli, bu bir entelektüel yasıdır. Ve senin avucunda sorgulanan bu öykünün bu hep eksik kalma hâli… Hangi düşten daha çok mağlup bilinmez işte bu kuytuna düşmen ya da neyden saklanmıştır da kim bulup, çıkarabilir şimdi senin bu sabıkalı “uydurulmuşluğunu”?

Ah…

Bak bir sancı var, kanamış ve kanatmış. Bir acı var, bir başkasından birikmiş uzun kışa. Tevhide gelmiş şarkı, dalları ayaklanmış,

Doğu’daki ağacın…

Kadim ve çocuk gibi.

Ah…

“Öğretmenler günü”nüz kutlu olsun!

“En yüce meslek”… en aşağılık kompleksin hak gördüğü en aşağılık şiddet , kutlu olsun beyler, hafta sonu öğretmenleri ağlattınız, hafta içi de öğrencileri ağlayacak.

Bayramınız kutlu olsun!

Allah kabul etsin beyler, ağzımızı, gözümüzü patlattınız!

Türkiye’deki açık faşizmdir, bu ülke bir büyük gözaltı.

Ankara’da, 2013′ün 23 Kasım’ı.

Bunun gerçekçi bir fotoğrafı.

Ve unutma.

Yılgınlık ve geçmişten teselli aranmak vücudumuzdaki kanserle savaşan hücreleri mahvediyor.

İlacımız direniştir.

İlaçtır, bu şiddet tekelinin mazlumlar lehine kırılması.

Bunlarla acımızı sağaltacağız.

Vicdan solculuğunun son kullanma tarihi çoktan geçti.

Biz bu şiddeti yeniden tanımlayacağız, şiddeti yeniden üreteceğiz, onu dolaşıma sokacağız, onunla güç alıp, onunla kaderimizi eski karanlığa satacağız, onunla keseceğiz hesabı.

Edilgen değil, etken fiillere gireceğiz. Bir tiyatro oyununun sahnesini tam tüm izleyiciler uyumaya başlamışken tam da ortasından yıkıp, oyunu yeniden kuracağız. Kimimiz defansta, kimimiz hücum.

Bu maçı alamasak da en azından sahaya çıkacağız, “hükmen mağlup” olmaya yeğ olacak yenilgimiz.

Bu maçı biz alacağız!

Ah…

Biz mutsuz insanlarız.

Ve mutsuzlar vardır, kendini önemli sanırlar.

Yalnızlık vardır, devrimcileştirilmeli.

Mutsuzluğumuz kazanacak, biz kazanacağız, mutluluğa, çocuk patiklerine ve devrime mavi güller işleyeceğiz.

Adı “sonsuz aşk” olacak bunun.

Takvimlere bir günü kazandığımız gün diye yazacağız. Ama anı olmayacak bu, yaşanan olacak.

Ah!

Kurtar şu sene-i devriyeleri,

Bu taze nostaljiyi önle.

İşte bu açı, sokağında

Dikine düşüyor güne.

Kurtar yalnızlığını…

 

Fraksiyon.Org – 24.11.13/Hasköy