Bu Nikâh Kıyılamaz!

Daha "sol" gibi pazarlanan -neuzübillah!- son birkaç on yılın icadı ulusalcılıkla da solun işi olmaz, çünkü sol, "Kürt işgali durdurulsun!" filan demez, tersine "eşitlik, kardeşlik, Kürt ulusuna özgürlük!" der

Başlık, okuyucuya alakalı alakasız pek çok şey çağrıştırabileceği yahut hiçbir şey çağrıştırmayabileceği için baştan söyleyelim, bu yazının konusu sol ve milliyetçilik ya da daha ilişkilileştirilmiş tabirle “ulusalcılık” arasında kimilerince kurulmaya çalışılan bağlara karşı bir reddiye yazısı olacak. “Türk ulusuyla Kürt milliyeti eşit değildir!” diyen Birgül Ayman Güler’in, Türkiye ’ye özgü ilginç tasnifler gereği “sol” diye nitelenen CHP ’den milletvekili olması ve bununla birlikte CHP’deki hafif “demokratlaşma” kıpırdanmaları da son zamanlarda bu asırlık mevzu üzerine tartışmaları biraz daha alevlendirmiş görünüyor.

Sol ve vatanseverlik 

Özellikle Türk-Sünni kesim olmak üzere ortalama Türkiye insanında yaygın bir fikir olan milliyetçilik, insanımızca özetle “ülkesini sevmek” diye tanımlanır. Tabii ki bu kısa açıklamanın milliyetçilik mefkuresinin gerçek anlamıyla bir ilişkisi yok, ki kendine “milliyetçiyim” diyenlerin fikirleri de asla zararsız bir “ülke sevgisi”nden mütevellit değil. Keza insanın yaşadığı yeri sevip sevmemesi temelde apolitik bir duruştur. Mesele eğer, “ya sev ya terk et!”e ererse -ki eriyor- işte o zaman “ülkeyi sevmek” diye sempatikleştirilen düşünce kendine bir “öteki” edinip politikleşmiş olur. Milliyetçilerin “öteki”sinin ise ülkeyi sevmemesi gibi bir durumsa, aslında çok açık ki yok. Kimilerinde varsa da bu kesinlikle memleketin altına dinamit koyup ne var ne yok toptan havaya uçurmayı hayal eden bir sevgisizlik değil, olsa olsa bu diyardaki halk gerçekliğinden ötürü bir küslüktür.
Sol ve vatanseverlik, solun öteden beri evrensel tartışma konularından. Öyle ki sol, bu polemik çerçevesinde kendi içinde dallanıp budaklanmış bir ideoloji. Bunun izdüşümleri de elbette ki Türkiye’de de var. İşin garip yanıysa her iki kesim de, yani vatanseverliği solun bir parçası olarak görenlerle, “vatan” kelimesini duyunca tüyleri diken diken olup tövbe istiğfara gelen solcular da kendilerine müşterek hacimli kitaplarımızdan tomar tomar referans bulabiliyor. Ustaların yazdıklarını yorumlamak kimi zaman Kuran tefsiri gibi olabiliyor malum, hangi yöne çekmek istiyorsan, o yana çekebileceğin bazı malzemeler de çıkabiliyor.
Sol, toplumun içinde ezilen sınıf ve katmanların siyasi ve ekonomik iktidarını savunan emek, adalet ve paylaşım odaklı bir ideoloji, bu nokta şüphesiz ki Marksizmin iman edilmesi gereken ilk ayeti. Fakat, dünyayı bu kadar etkilemiş ve etkileyen kuvvetli ve zilyon tane perspektife ayrılmış bir fikriyatın bununla sınırlı olmadığını söylemeye gerek yok. Solun gök kubbe altındaki ve üstündeki her şeye dair bir savunusu, düşüncesi, yorumu, duruşu mutlaka var. Ulusal sorunlara, cinsiyet meselelerine, çevrekatliamlarına, dine ve tanrılara ve daha bir sürü şeye yaklaşımınız da sizin soldan konumlanıp, diğer ideolojilere yönelttiğiniz namlunun kalibresinin neliğini belirleyen unsurlar.
“Toprak vatanım, insan ulusum!” diyen sol, “Türk’e Türk’ten başka yoktur dost millet!” diye debelenen milliyetçilikle bağdaşmaz, net! Daha “sol” gibi pazarlanan -neuzübillah!- son birkaç on yılın icadı ulusalcılıkla da solun işi olmaz, çünkü sol, “Kürt işgali durdurulsun!” filan demez, tersine “eşitlik, kardeşlik, Kürt ulusuna özgürlük!” der. Hepsinden de öte en temelde sol, “Kürdistan” kelimesini cümle içinde ana avrat düz gitme amaçlı değil de bir halkın toprağından bahsetmek için tereddütsüz kullanabilen bir düşüncedir.
Gelelim “vatan” ve “vatanseverlik” meselesine…

Akşam yatıp “vatan!”, sabah kalkıp “bağımsızlık!

Bir kere solun hacimlice bir kısmı hem dünyada hem de Türkiye’de “vatanseverlik”, “bağımsızlık” gibi terimleri, kendi lugati içinde pozitif sözcükler olarak kullanır. Ancak bu kelimelerden rahatsız olan başta Troçkistler olmak üzere sol grupların olduğunu da söyleyelim. Bu satırların yazarına göre de tek vatan olacak müstakbel dünya komününe giden yolda, bu vatanın bağımsızlığını savunmak ve bunun için savaşmak solcu bir görevdir. Elbette ki bir turnusol kâğıdı olarak, ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunma kaydıyla ve illa ki, “vatan” ve “vatanseverlik”ten bıkkınlık getirecek kadar çok söz etmemek, akşam yatıp “vatan!”, sabah kalkıp “bağımsızlık!” dememek koşuluyla, diğer daha önemli vurguları daha öne alarak yani. Buradaki ince çizgiyi kaçıranların yolu İP’in, “Türk Solu”nun, HKP’nin ve şimdilik tam olarak bu saydıklarımız kadar “kurt”laşmamış “TKP”nin yoluna düşer. Ki kendinizi “Ermeni soykırımı emperyalist yalandır!” filan derken buluverirsiniz, animallah!
Sol, milletlerin milletlere üstünlüğünü, sonsuza dek sürmesi hatta genişletilmesi hülya edilen ulusal sınırları, reddediyor. Bilhassa Kemalizm silahıyla solun içine sokulmak istenen ve kimi hareketler özelinde kısmen ya da dönemsel olarak başarılı olan milliyetçilik/ulusalcılık unsurlarının açtığı cerahatin, popülizm ve pragmatizm zaaflarına vurarak, solun bedeninden sökülüp atılması elzem. Keza Marx amca, duvardaki resminden bizlere bakıp umutla, yukarıda bahsettiğimiz ince çizginin hâlâ birkaç tık ya da biraz daha fazla solunda olan hareketlerin de silkinip “Enternasyonal Marşı”nı, “Gündoğdu”dan daha gür bir sesle söyleyeceği günleri bekliyor. Ve yıllardır, milliyetçiliği/ulusalcılığı, Kemalizmi, sosyalizmle koşut göstermeye meraklı, solla izdivaç rüyasındaki şovenistlere, hacimli referans kitaplarımız bağıra çağıra yanıt veriyor: Bu nikâh kıyılamaz!

Radikal/Yeni Söz  – 08.02.2013 – 03.02.13/Okmeydanı