Biz Kimiz ?.. Kine Em ?*.. Mİ Voret ?**

Buradan baktığımızda şu absürd sonuç karşımıza çıkıyor; evet bu ülkede resmî ideoloji ve onu bilinçli veya bilinçsiz olarak benimsemiş olan insanlarımız açısından herkes Türk’tür, fakat meselenin derinine inildiğinde, insanlara “sen kimlerdensin ?” -kilit soru !- diye sorulduğunda hiç kimse Türk değil !..

Entelektüel gelişkinliğin bir hayli diplerde seyrettiği Türkiye’de daha pek çok konuda olduğu gibi kimlik/kimlikler meselesinde de -normalde sorun olmaması gereken- bir sorunlar yumağıyla karşı karşıyayız. Zaten kimi açılardan bakıldığı vakit bir görecelilik içeren kimlik/kendini tanımlama meselesi, işin içine bir de resmî ideolojinin tek kimlikolarak kodlayıp, toplum üzerinde psikopolitik bir baskı aracına dönüştürdüğü Türk olma zorundalığı eklenince iyice müzminleşmektedir. Sanıldığının aksine bu “ben kimim ?” sorunu, salt, artık siyasallaşmış bir etnik kimlik olarak sayabileceğimiz Kürt kimliğiyle ya da resmen tanınmış olan -gerçi bu “resmen tanınma” mevzuu da başlı başına bir sorundur; fakat bu, bu yazının konusu değil- Ermeni, Rum, Yahudi cemaatleriyle de alâkalı değildir. Sorun dikkatle incelendiğinde, bu kimlik meselesinin pek çok kimlik açısından daha girift, daha “patolojik” bir hâl almış olduğu görülecektir.

Basit bir örnek; en yakınınızdaki kitapçıya gidip, etnik yayınlar bölümüne bakın; ya da elinizin altındaki bilgisayarlardan ilgili sitelerde bir “sörf” yapıverin, göreceğiniz özellikle de Çerkes, Laz, Gürcü kökenli insanlarımızda olmak üzere yukarıda saydığımız halklar dışındaki topluluklar bünyesinde de kimlikle ilgili sorunlar olduğu, bu sorun yönünde yoğun çalışmalar yapıldığıdır. Burada Çerkes, Laz ve Gürcüleri diğer halklardan ayrı tutmamızın sebebi, bu topluluklarda oldukça belirgin olan biraz abartıyla belki de milliyetçilik olarak adlandırılabilecekbir kendi kimliği ve kökleriyle gurur duyma durumunun güçlü olmasıdır. Elimizde elbette ki istatistikî bir veri yok; ama meseleyi kendini Türklük dışında bir kimlikle tanımlamak olarak koyduğumuzda burada kast edilen “üst kimlik” olarak dahi Türklüğü kabul etmemek-, bu duruma dair eğilimin Çerkes, Laz, Gürcü toplumlarında Arnavut, Boşnak, Pomak vs. gibi topluluklara göre daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Çerkes, Laz ve Gürcülerin bu özelliklerinin yanı sıra, Andrews’in de tespit ettiği gibi “Türk toplumuyla en iyi kaynaşmış” topluluklar olmalarıysa kimi “patolojik” ya da en azından tuhaf sayılabilecek sonuçlara da sebep olabilmektedir. Örneğin ülkücü olan bir Laz, kendi kökeninin Laz olduğunu gururla söyleyebilmekte; ama aynı zamanda Türk olduğunu da savunabilmektedir. Buraya kadar olan kısım, devletin resmî Türklük algısıyla -Ne Mutlu Türk’üm Diyene !- birebir olmasa da az çok bağdaşır olduğu için anlaşılabilirdir; ama aynı ülkücü Laz’ın rahatlıkla “ben hem Laz milliyetçisi hem Türk milliyetçisiyim !” diyebilmesinin akılla

izanla uyuşabilir bir yönünün olmadığı su götürmez !.. Bu bilhassa sanal âlemlerde çokça rastladığımız Çerkes asıllı Türk milliyetçilerinde de görülen ucube bir çarpıklıktır.

Resmî İdeolojinin Trajikomik Bir Yansıması Olarak “Türk Sorunu” (!)

Cumhuriyet’in sadece resmî, vatandaşlık bağı anlamında değil, yaptığı çok sayıdaki neşriyat ve propagandadan anlayabileceğimiz gibi bir etnik köken olarak da savunduğu Türklük, Anadolu coğrafyasında aslında üzerine çok kafa yorulmamış, tartışılmamış olan bir konu. İmparatorluğun yıkıntıları arasında yükseltilmeye çalışılan Cumhuriyet, eski dönemin ümmet bağı yerine, millet bağını kurmak için resmî anlamda tek bir kimlik olarak Türklüğü inşaa ederken, yereldeki Türk kimliği için hayli garip bir kendini tanımlama sorunu da devam edegelmiştir. Devletin Türkleştirme çabası, Kürt ve gayrımüslim azınlıklar dışında büyük ölçüde başarı kazanmış olmasına karşın, yine de aslına bakılırsa bu ülkede kendini “özünde Türk” olarak tanımlayan, kendi “öz kimliği”ni bu şekilde konumlandıran yoktur. Laz, Çerkes, Arnavut, Pomak, Boşnak, Gürcü, Arap, Çeçen, Hemşinli gibi etnisitilerden gelen insanların ezici çoğunluğunun bir üst kimlik olarak Türk olmakla bir sıkıntılarının olmadığı doğrudur; ancak meseleye bir başka boyuttan bakıldığında da sonuçta bu insanlar hâlen tam olarak asimile edilebilmiş değilllerdir ve “sen kimlerdensin?” gibi bir soruyla karşılaştıklarında etnik kökenlilerini kendilerini tanımlayan kimlik olarak sunmaktadırlar.

“Türk sorunu”nun bir başka yönüyse yerel kimliklerle ilgili olan kısmıdır. Yerel Türk kimliğiyle ilgili olan sıkıntı yahut karmaşa yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi, bu topraklarda aslında kendini sadece Türk olarak tanımlayan bir topluluğun bulunmayışıdır. Dediklerim, çoğu okura garip gelebilir; ama bahsetmiş olduğum şey bu coğrafyanın garip bir gerçeği. Türkiye’de Türk olan ya da en azından Türkçe’den başka bir anadile sahip olmayan toplulukların hiçbiri – tekrar altını çiziyorum öz kimlik, öz ad bağlamında- kendine Türk adını vermemekte, Türk adıyla çağrılmamaktadır. “Türk”, eğer Marmara ve çevresinde yaşıyorsa o, Manav‘dır, Zonguldaklı’ysaKıvırcık‘tır, Karslı,Ardahanlı’ysa Yerli‘dir, Rize’nin batısındansa Rizeli‘dir (Lazca:Rizenuri;Hemşince: Erzetsi ) ! Örnekler her bölgeye göre çeşitlendirilebilir ve bir de bu yerel kimliklere Türkmen, Tahtacı, Yörük, Abdal, Çepni gibi diğer Türkik adlar eklenebilir…

Buradan baktığımızda şu absürd sonuç karşımıza çıkıyor; evet bu ülkede resmî ideoloji ve onu bilinçli veya bilinçsiz olarak benimsemiş olan insanlarımız açısından herkes Türk’tür, fakat meselenin derinine inildiğinde, insanlara “sen kimlerdensin ?” -kilit soru !- diye sorulduğunda hiç kimse Türk değil !..

Gerçekten hayli karışık olan bu konuyu yaşadığım komik sayılabilecek bir olaydan örnek vererek bir sonuca bağlayayım. Olay, bundan dört sene önce, ben Hacettepe’de okurken, okulun yurt kantininde gerçekleşti. Akşam vakti, yeni tanışmış dörtKaradenizli arkadaş, genelde memleket hasreti üzerinden giden bir muhabbete koyulmuştuk, ordan burdan konuşurken, konu dönüp dolaşıp etnik kökenlerimize geldi. Ben Rize Pazarlı bir Laz olduğumu söyledim, Artvin’in Hopa ilçesinden olan arkadaş Hemşinli, Borçkalı olan arkadaşsa Gürcü olduklarını belirttiler. Sıra Artvin Ardanuçlu olan arkadaşa gelince, arkadaş önce bir duraksadı, sonra biraz düşünüp taşınıp “ben normalim” (!) deyiverdi. Ardanuçlu arkadaşın “ben normalim” demesi, onun bizim gibi ikinci bir anadile sahip olmadığını, Türkçe’den başka bir dil bilmediğini kodluyordu, yoksa ırkçı bir bakış açısıyla “siz Türkçe’den başka diller konuşuyorsunuz, siz anormalsiniz !” gibi kötü niyetli bakışa sahip olmayan demokrat bir arkadaştı! Ama ne var ki, onlar “biz Türk’üz” demezlerdi, onların kendilerine verdikleri herhangi bir etnik adlandırma yoktu, en çok “Ardanuçlu” olarak tanımlarlardı kendilerini !..

Aynı şekilde Doğu Karadeniz yöresinde yaşayan Laz, Gürcü, Hemşinli ve Rumca konuşan topluluklar da çevrelerinde yaşayan herhangi bir topluluğu Türk olarak adlandırmıyorlar. Örneğin Lazlar (Lazlar, bölgede Rize’nin Pazar ilçesinden Gürcistan sınırına kadar olan bölgede yaşarlar) batılarında yaşayan ve anadili Türkçe olan topluluklara “Türk” demezler, onlar Türkçe konuşan toplulukları “Rizenuri” (Rizeli), T’amt’ruli (Trabzonlu) vs. olarak adlandırırlar. Buradaki tek istisna Lazlar’ın Çayeli’nin kıyı kesiminde yaşayanlara “Xorumi” (Rum), yukarı kesimlerinde yaşayanlara“Sumexi” (Ermeni) demeleridir; ancak bugün Çayeli’nde de konuşulan tek dil Türkçe’dir.

Resmî ideolojinin zorlama baskılanımları, ulus devletlerin kimlik inşası çalışmaları, yaratılmış kimlikler, ulusal sorunlar, yerel kimlik vs. bağlamlarında tartışılabilecek ve dallandırılıp budaklandırılıp uzun uzun üzerine konuşulabilecek bir konu

“kimlik sorunu” … Biz burada ,bu bir hayli detaylı olan konunun çokça absürd sayılabilecek bir yönünü birazcık tartıştığımız yazımızı  şu soruyu sorarak bitirelim :Biz Kimiz ?!. Kine Em ?!., Mi Voret ?!.

İSMAİL GÜNEY YILMAZ

 Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi 3.sınıf

* Kürtçe’de “Biz Kimiz ?”

** Lazca’da “Biz Kimiz ?”

19.06.2009 KronikMuhalif.Com

18.06.2009 / Batıkent – Ankara