kompozisyon

serim;

sen beni bir kez arasan kesin bir son bulurdum
bir hayra yorardım illâ bir “nasılsın?”ın şerrini
bir şubat olur ağlardım, derdim “aha bu güzel, yeni”
sen beni son kez arasaydın belki mutlu uyurdum.

yaralar bir soğuk rüzgârdan bakaya ve dirençli
bir adam çağın dışında bir kederden mürekkep
kalemin döktüğü bu, bir vakit sancısıdır, kanar
kâğıt kadim bir havzadır, bu kırmızı çökelti.

düğüm;
sen uzaklar çağırırsın, burada hurufat fışkırır
gözlerin daha çakır, dokunuşunsa eskiyor
bir derviş gibidir şimdi kendi içine asılan zamir
“ben”, “sen”, “o” ne varsa, senin asrında saadetleniyor.

bekledin, bir şâir ölü, bu acı zemin kaybediyor
mavisiz de mi kentlileşmiş bıyıklarımda bu yoksulluk
göğüm yarılmış, tanrı öfkeli, seccademi aranırken
tüm çarpılmış şirklerim yorgun göğsünde dikeliyor.

behemehâl;

bu son olsun diye birkaç defa öpersen sen ağrımdan
ağzı kulaklarında bir gölge ile Şişhane’ye inerim.
“bir nohut pilav gövdeye!”, bol ketçaplı, “oh” derim.
derim ki “yine gördüm”
suratsız neşende yandım
derim işte: “ben dağım!”
sen geldin yamaçlandım.

İsmail Güney Yılmaz

Akatalpa, sayı: 169, Ocak 2014

 

 

 

baharın gelişini engelleyebilirler

buruşuk bir kâğıt parçalanıyor suda
biz yitirilmiş her günü artık kader sanıyoruz.
sayıyoruz geçen geceleri namlusunda kurşunla
bir merhabayı hevessiz hecelerden kuruyoruz.
süratle akıyor, boşanıyor hayat zembereğinden
bir engerek senin tenini kendine yuva biliyor
kopacak bu kıyamet, bekliyorken sûrunu
hüznüne ırgat sabır, ter içinde uyanıyor.
kurtarılmış tek bir güne duacı.

ah güzel, sen bu yolu kendin için susuyorsun
sünüyorsun ateşime, zehirlisin, bu keder
öpüşüyor küçük kuşlar, bir hayal bu sadece
bahçende gizli sunak, herkeslerden bîhaber.
ben koca kışım, sen bahar, erguvansın, utangaç
kara dünya, gözlerim ve uzağa dalarak
alarak ellerini koyup göğsüme gülerken
çıkacak bir gümbürtü
sarıldığımız bir sabah beklerken.
hiç yaşanamamış gün gibi acı.

İsmail Güney Yılmaz

Akatalpa, sayı: 193, Ocak 2016

 

 

hentbol kalecisi çâresizliği

I

şiirle devrim yapılmaz…
gel, deneyelim…

buradan kaçabilir miyiz, bilmem,
ama uğraşmaya değer
bu okyanus nağarasından
bu uykusuzluklardan
bu kuduz havlamalarından
ve arkası bir ömür yalnızlıklardan
büyüyen siyahtan
ve daha küçülen havalandırmalardan
kurtulur muyuz, bilmem
ama deneyelim…

II

şiirle devrim yapılmaz !..

artık karanlıkta da seçebiliyorsan bir şeyleri
bu kötü, çünkü alışmışsın demektir siyaha
ama her sabah uyandığında
hani sırtından bıçaklanmışsın,
sanki bu gece de uyutulmamışsın hissindeysen
bu iyi, çünkü;
alışmamışsındır
top kollamaya
kale çizgisinde
yani
her sabah,
gamsız uyanacağın yerde
bulanıyorsa miden yine…
kaygılanma, bu çok iyi…

III

şiirle hâlâ devrim yapılamıyor…

ikimiz gülerken bize bakan objektifin kadrajı yalanken
ama ben hâlâ
son dakika açılmış bir kaleci gibi mi desem,
ne desem bilmem ama
uzak ceza sahasını zorlar gibi âşığınsam.
ve gülüşlerimizin tüm faturaları ibraz edilmiş,
ve hikâyenin dosyasına da “aslı gibidir” mührü vurulmuş
ki pencere önlerine “biz” nâmına konacak
çamaşırlar için tek bir tahta mandal dahi kalmamışken
sığır gibi hâlâ ben
çıkamıyorsam yine Kolej’deki o evden…
bu çok kötü…

ne bileyim…
yani ben…
buradan kurtulabilir miyiz, bilmiyorum ama
deniyorum…

bir şiirle yapılabilecekler belli neticede…

İsmail Güney Yılmaz

İzafi, sayı:10, Mayıs – Haziran 2013

 

 
düşene düş

karanlık ne kadar anlatılabilir bembeyaz bir kâğıtta?
o kadar damlayız biz akamayan ırmağında kavganın
ölmedik bir barikat nöbetinde, evet
ama yaşıyor olduğumuz da söylenemez, sahi
bu arafta biriken şiirlerden bu çelenkler, siyah
bu soluk alıp veren toprak, ölü
bir canımız var, mesai yollarında bir pazar sabahını özler
bir canımız var, açların kuyruğunda aranır dolu bir pazartesi
gel de kurtar ordularını şimdi ey ivecenlik, sen heyecan
bu yavaşlıktan kareleri bir yıldırımla pozla ve dağıt
bizim bu ellerimiz yumruk ve bayrak olabilir
şimdi uzağa bakan gözlere yani
siper olmaya alışmış bu ellerimiz var ya hani
bizim çığı küremeye de yarayacak ellerimizdir belki
kalk, bu süngüsüz hikâyeden bir şiir çıkar lirik ve ajitatif
saplanacak düşmanın dinlendiği gölgeye bir mızrak sivrilt
ve hayatsızların hayal kurabileceği bir bahçe çiz sınırsız.

ve işle karanlıkta da görülebilecek harflerle gri duvarlara:
düşene düş
düşene düş.

İsmail Güney Yılmaz

EK Dergi, Mart 2020