Ben Medyanın Akredite Olanını Severim

Mart ayının ilk haftası itibariyle Türkiye’nin yeni bir “andıç” olayı daha oldu.

 Mart ayının ilk haftası itibariyle Türkiye’nin yeni bir “andıç” olayı daha oldu. Ancak günlük gazetelerden öğrendiğimize göre askerlerin medya kuruluşlarına yönelik “güvenilirlik” değerlendirmeleri hiç de yeni değilmiş.Tam on yıldır (28 şubat sürecinden beri) düzenli olarak zaten sürdürülen bir şeymiş bu andıç vakası. Olayın böyle birden gündeme gelmesinin sebebiyse Nokta dergisinden Ahmet Şık‘ın bu değerlendirme raporlarından sonuncusunu ele geçirmesinden kaynaklanıyor.
  Peki ne var bu “hizmete özel” raporlarda? Özetle cevaplamak gerekirse TSK,”bir kısım medya”ya düpedüz geçer ve kırık notlar barındıran karneler vermiş ve kimlerin akredite olması,kimlerin tecrit edilmesi gerektiği hususunda değerlendirmelerde bulunmuş.Toplam elli iki sayfadan oluşan dokuz tane akreditasyon (güvenilir olduğuna kanaat getirmek yani) yazısında,”disiplin suçu”ndan direkt sınıfta kalmış olan Birgün,Özgür Gündem,Evrensel,Zaman,Vakit gibi gazetelerin ve Kanal 7televizyonunun dışında kalan,önceden zaten akredite olmuş yayın organları üzerine eğilinmiş. “TSK karşıtı” olarak nitelendirilen gazeteciler de “tukaka” ilân edilmiş ve açıkça “bu adamları istemezük!” denilmiş söz konusu belgelerde.
  Şimdi de TSK’nın, kurumunu “bölücü-yıkıcı” unsurlardan korumak amacıyla hazırlandığını belirttiği “Basın Yayın Kuruluşlarının Akreditasyon Yönünden İnceleme ve Değerlendirmesi” adlı yazıda ele alınan yayın organları hakkındaki görüşlere kısa kısa değinelim. “Türkiye’nin en çok satan” magazin gazetesi Posta‘nın askerî harekât ve askerin politikaya karışmasından genelde rahatsız olmasına karşın yine de pek çok olumlu özellikler barındırdığı ve”aşırı” olmaması sebebiyle akredite durumunun devam etmesi erektiği belirtiliyor. Öteden beri devletin gazetesi olarak bilinen ve TSK’ca“Türk basınının amiral gemisi” sıfatıyla nitelenen Hürriyet; yine TSK’nın “sol eğilimli” (!) olarak andığı Milliyet de (Milliyet solcuysa,Radikal Marksist-Leninist’tir herhâlde!) “genel olarak olumlu” denilerek “test edilip” onaylanıyor.Doğan grubunun bir başka gazetesi olan Radikal’e “dikkat edilmesi” gerektiği dipnotu düşülmesine karşın gazetenin akreditasyon durumunun devam etmesi gerektiği söyleniyor. Ancak gazetedeki kimi “güvenilir olmayan” yazarların “kişisel akreditasyonunun askıya alınması gerektiği” de es geçilmiyor. Yine adı geçen belgede,TSK’yı yalnız siyasete “gereğinden az” burnunu sokmakla eleştiren Gözcü‘nün; kimi yazarları dışında genelde olumlu görülen ama biraz kulakları çekilmesi gereken Sabah‘ın; ekonomi gazeteleri Referans ve Dünya’nın; bir yazarı hariç TSK yanlısı olan Takvim’in  ve Akşam’ın; “yakından takip edilmek kaydıyla” Tercüman’ın; her yönüyle mükemmel olan Vatan‘ın; “tehlikeyi fark edenCumhuriyet‘in; muhafazakâr olmasına rağmen TSK’yı seven Türkiye’nin;damarlarına aşırı dozda milliyetçilik enjekte edilmiş faşistOrtadoğu ve Yeniçağ‘ın ve son olarak “dikkatle izlenmesi kaydıyla” The News Anatolian‘ın  akredite durumlarının devamı öneriliyor.
 Andıçta, gazeteler içinde sâdece yönetimi el değiştiren Star’la akreditasyon ilişkilerinin askıya alınması gerektiği düşünülüyor. Ajanslardan AA‘nın olumlandığını; ancak “teröristlere gerilla diyen” ANKA’nın olumsuzlandığını öğrendiğimiz yazıda televizyon kanalları için de yorumlar bulunuyor. TSK,Show,ATV,NTV,CNBC-e ve “kimi sorunları olsa da” CNN Türk’e olur verirken, Kanal 1’in akreditasyon başvurusunun değerlendirilmesini, TGRT’nin de (arık Fox) takip edilmesi gerektiğini buyuruyor. SKY Türk ise bazı “radikal” çıkışları sebebiyle sakıncalı bulunmuş. Dinci kadrolaşmanın alıp yürüdüğü TRT‘nin ve ilginç de olsa Kanaltürk‘ün (muhtemelen bazı emekli paşaların söz konusu kanalda yaptıkları hamasî antiemperyalist konuşmalarındandır) “sorunlu” olduğuna kanaat getirilen yazı bu değerlendirmelerle sona eriyor.
    Velhâsıl-ı kelâm, pek çok “akredite” gazeteci tarafından ilerici-demokrat bulunan ve “aman da ordu kendini kültürel olarak çok geliştirdi canım” övgülerine mazhar olan 12 Eylül’ün mimarı paşaların halefleri olan pırpırlıların hiç de değişmediği ve onların “demokrasi”lerinin de “kırmızı çizgiler”den bağımsız olmadığı,ortaya çıkarılan bu belgeden de açıkça görülüyor.
[Nisan 2007/ Ayrıkotu,sayı 1]
images_medya