Posts byİsmail Güney Yılmaz

Şinaxeri

“Şinaxeri”, olan biten bunca şeye karşın binlerce yıldır hayatta kalabilmeyi başarmış Lazların tanınması ve anadilimiz Lazcanın yaşaması, yazılması, yayılması, sevilmesi için küçücük bir katkı sunabilirse eğer kitabı çıkış amacına erişmiş sayacağım.

  “Teşekkür ve ithaf… Henüz bir dosya olmasından itibaren, ‘Şinaxeri’ için yardım, destek ve dilin doğru kullanımı hususundaki çok değerli katkılarını hiç esirgemeyen dostum İrfan Çağatay Aleksiva’ya, Yalnız kitabın yayımlanması için verdiği destekten dolayı değil, bundan daha çok, Zuğaşi Berepe albümlerindeki şarkı sözleriyle, Lazca şiir yazma fikrine doğru beni tetikleyen ilk ilhamları veren Mehmedali Barış
Devamını Oku

Yerli ve milli motor: Hamaset

Ortada elinde hamasetten başka motoru kalmamış bir iktidar var. Emperyalizmin suflelerine yaradılıştan muhtaç olanlar yıllardır bir “millilik”, “yerlilik” oyunu sahnelemekteler. Fakat toplumdaki kitlesel ve “klasik” odağını/ mecmuasını aşan memnuniyetsizlik gözle görülür, elle tutulur. İktidarla tam kopuşmaya cesareti olmayan muhalefet, her “milli” gündemde iktidar vagonlarına atlasa da, bu böyle.

  Yoksulluk, yolsuzluk, adaletsizlik, burjuva hukukunun kendi içinde dahi itibarsızlaşması, açlık sınırı altındaki milyonlar, siyaset ve örgütlenme haklarının durmadan budanması, korkunun hegemonisi, cehaletin tahakkümü, boş vermişlik/ umutsuzluk salgını, lüks, şatafat ve yeni zenginler, eski ve yeni zenginlerin savaş ekonomisi, tek adamın ağzına bakan yedi yüz bilmem kaç binlik koca coğrafya… Konuşulması, tartışılması, üzerine gidilmesi gereken
Devamını Oku

Uncire, Laz edebiyatını okuyucu ile buluşturacak (Gazete Duvar röportaj)

Bu arşivin, ileride güçlü bir biçimde yaşamakta olan bir dilin mirası olmasını umut ediyoruz elbet. Ölmüş ya da ölmek üzere olan bir dil için “bir zamanlar birileri de bunları yapmışlar” şeklinde anılmak istemiyoruz.

  Lazların Ogni ile başlayan yayıncılık serüveni bir adım ileriye taşınıyor. Ocak ayında yayına başlayacağı duyurulan Uncire üç ayda bir yayınlanacak ve Laz edebiyatından yapıtlara yer verecek.   DUVAR – 1993 yılında bir grup Laz’ın çıkardığı ilk derginin adı Ogni’ydi.  Derginin yayımlamasının ardından Türkiye’de ilk kez Lazistan ayrılıkçılığı yapmak suçlamasıyla dava açıldı. İlk yargılanan ise bugün
Devamını Oku

Dünyanın ilk Lazca edebiyat dergisi Uncire, “Yaz da kömürle yaz” sloganıyla yayın hayatına başlıyor (Independent/ Tükenmez Haber Röportaj)

Lazca ilk edebiyat dergisi Uncire’yi çıkaracak ekipte yer alan İsmail Güney Yılmaz, dergiyi, Lazcayı ve Lazların kültürel mücadelesini Tükenmez Haber'e anlattı

  Dünyanın ilk Lazca edebiyat dergisi ‘Uncire’ yakında yayın hayatına başlıyor. Türkçe “Uykusuz’ anlamına gelen derginin sloganı ise “ç’ari do noşkerite ç’ari”, yani; “yaz da kömürle yaz…” Uncire’nin kurucu ekibinden İsmail Güney Yılmaz, derginin sloganı için “Bu bir Laz atasözü” diyor ve ekliyor: “‘Ne olursa olsun, her ahval ve şeraitte yaz’ diyor yani. Yazmanın önemine
Devamını Oku

Lazca yok olmasın: Şiirler yazılmalı, şarkılar bestelenmeli, kitaplar yazılmalı (Mezopotamya Ajansı haber/ röportaj)

Devrimci bilinç sıçraması döneminde Lazca ve ulusal bilinç adına bir şeylerin yapılmamış olması, Lazlar adına tarihi bir fırsatın yitimidir.

  Lazların asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya olduğunu ve dillerinin risk altında bulunduğunu belirten yazar İsmail Güney Yılmaz, “Asimile olmamak için kimin elinden ne geliyorsa yapmalıdır” dedi. Güney Kafkasya dillerinden Lazcayı konuşan ve Türkiye ile Gürcistan’ın Karadeniz kıyısındaki bölgelerde yaşayan Lazlar da diğer halklar gibi asimilasyon kıskacında. Türkiye metropollerinde dağınık halde yaşayan Lazlardan çok az sayıda
Devamını Oku

Lazlar kendini anlattı

HDK'nın düzenlediği "Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor" panel dizisinde söz sırası Lazlardaydı.

  HDK’nın düzenlediği “Halklar ve İnançlar Kendini Anlatıyor” panel dizisinde söz sırası Lazlardaydı. Taksim’de HDK binasında 23 Kasım cumartesi günü gerçekleştirilen etkinlikte Mehmedali Barış Beşli, İrfan Çağatay ve ben konuşmacı olarak yer aldık. Jale Yanık’ın moderatörlüğünü üstlendiği panelde Çağatay, Lazlar ve Lazca hakkında genel bir bilgilendirme yaparken, Beşli, Laz kültür hareketinin tarihini anlattı. Benim de
Devamını Oku

Yaşıyor muyuz?

“Kapitalizm insan doğasına en uygun sistemdir” mi diyelim? Masai Mara'da çekilmiş bir National Geographic belgeseli izler gibi olan bitene doğalmış gibi öylece bakacak mıyız yani?

  Yoksulluk, yolsuzluk, gelir adaletsizliği neredeyse kanıksanmış bir Türkiye gerçeği olsa da, AKP’li yıllarda bu vaziyetin daha da perçinlendiği açık. Zengin daha da zenginleşiyor, türedi zenginler devlet desteğiyle palazlanıyor fakat fakirlerin fakirliği bir yandan daha dramatik bir hâl alırken, fakirliğin kapsadığı küme de hızla genişliyor. Eğer “moda”ya uyup, bir “Eski Türkiye” – “Yeni Türkiye” ayrımı
Devamını Oku

Entelektüel (dağınık notlar)

Buradan hareketle “entelektüel”lik solculuğun adeta bir alamet-i farikası, bir ayrım çizgisidir. Solculukta “entelektüel” olma, “okuma” durumu -bilhassa yaşanan nicel daralmayla da birlikte- neredeyse “tabana yayılmış” bir gerçek olarak dahi değerlendirilebilir.

Siyaset sahnesinde teorinin yeri, itibarı ve önemine dair yaklaşımlar bir miktar çelişkili durum arz eder. Bir kurucu olarak teorinin makamı kuşkusuz yükseklerdedir, ancak “teori kurulduktan sonra”, teorik çabayı sürdürmenin kendisi zaman zaman bir küçümsenme (“lafazanlık”) nesnesi hâlini alabilir. Bu bakış, ortada bir sıcak savaş yokken, hatta yaprak dahi kıpırdamazken de görülür. Siyasetin aslanlı yolu olan
Devamını Oku

Boşlukta Yankısız Sesler

Kimliklerin birbiriyle savaşına sıkışan atlasta, sınıf bilinci ve kavgasının gerçek bir varlık olarak sahaya çıkamaması Türkiye siyaseti haritasını çölleştiriyor.

Muhalefetin sıkışmışlığını, içinde en yıkıcı hâliyle teneffüs ettiği bunalım durumunu, mücadelenin geriye çekilişini, dahası görünmezleşmesini tespit edebilmek için klasikleri hatmetmiş bir entelektüel olmaya gerek yok. Ümmiler dâhil herkesin açık seçik tarif edebileceği bir vaziyet tüm ayrıntılarıyla arz-ı endamda, ahvalin deşifre bantları meydanda. Burada mesele, bu olguyla nasıl baş edilebileceği, hâldeki gerçeğin başka bir gerçeklikle nasıl
Devamını Oku

Eylül’ün ezemediği

İçeriyi kendine bir okul yapan, dışarıda kendine çok öğrenci buldu.

  Bu yazı bir güzelleme metni. “Güzelleme” kelimesi Türkiye soluna özgü gibi olan ifadelerdendir. Çoğu kez de olumsuz bir içerikle doldurulur: “Güzelleme yapmak.” Tanıdık gelmiştir, kulaklarımızda hakir gören bir ihtivayla çınlayan bir söz öbeği bu. Hani, olumsuzluklara hiç ilişmeden, coşkulu ve (kendini/ siyasal çevresini) tatmin odaklı bir büyüklenme, yiğitleme gösterisi. Niyetim bu değil tabii. Fakat,
Devamını Oku

Ya kimlik, ya sınıf (mı?)

“Ya sınıf, ya kimlik” önkabulü değil, sınıf siyasetini kimliklerin sınıf kardeşleriyle aynı kavgada buluşturabilecek bir akıl ve kudret gerek. Yoksa Demirkubuz filmlerinin kapanmayan kapı sahneleri gibi, bizim hikayemiz de bir türlü kapanmayan bazı kapıları kapatmaya çalışma gayretiyle aynı tekrarda döner durur.

  Yazının konusu son haftalarda en azından sosyal medyada muhalefetin bir kesiminin hararetli gündemlerinden biri hâline gelen trans aktivizm – radikal/ liberal/ sosyalist feminizm tartışması olmayacak. Bunun sebebi fikrimizin bir önemi olmadığının peşinen kabul edilmesini savlayanların hoşuna gideceği gibi “solcu e*kek” olmam değil, meseleye dair yeterli bir ilgi ve dolayısıyla bilgiye sahip olmayışım. Zaten, dünyanın
Devamını Oku

Notlar/ mülahaza

Birçoğumuzsa ne devrimcileşme cesareti, ataklığı gösterebildik; ne de devrimcileri izlemekten, dışımızda süren devrimcilikten heyecan duymaktan geri durabildik. Bu “bekleme” hâli pozitif mânâda bir “potansiyel”e işaret etse de, bunun hareketsizliği, paslanmayı hatta daha acısı yer yer çürümeyi getirdiği açık.

  Yakın hatırasında bir kendi gerçeğine yabancılaşma tarihi ile kanser edilmiş olan Türkiye halkının tarihi bir kriz tarihidir. Bu toplumsal/ tarihî gerçekliğe dayanıp, tebanın krizini ehlileştirip, yönetebilme, görünmezleştirme, onu sindirme, razı etme, kişinin, halkın kendini keşfedip haykırma, kendini “terörize” etme arayış ve çıkışlarını bastırma çabası olarak T. C. tarihi toplam bir kriz tarihidir. Devleti yıkma
Devamını Oku

Devrimciler sevimsiz midir?

Ama bu hakikat, bizim (devrimcileri sevenlerin), devrimcilere, devrimciliğe karşı örgütlenen galiz, histerik, aşağılayıcı sözlü saldırılara ses etmeyeceğimiz, bunları normal, hak edilmiş bulacağımız anlamını doğurmuyor.

  Kavgayı seçmiş devrimciler, önce 12 Mart’ı takiben, “iyi tahsil görmüş, iyi yürekli ama fazla heyecanlı ve zulmün gadrine uğramış masum çocuklar” diye bir acımayla birlikte tarif edildiler. Daha sert geçen ve sadece varlığı değil değerleri de tarumar eden 12 Eylül’den sonra ise bunun yerini “masum” olmayan, şiddete tapan, yaşamı sevmeyen, iyiye ve güzele düşman,
Devamını Oku

İmamoğlu’nun zaferi, AKP’nin hegemonya zafiyeti ve solun krizi

Başka bir söz söylenemeyecekse, başka bir hareket olmanın da anlamı yoktur.

  31 Mart seçimlerinin CHP’nin AKP’yi kılpayı geçtiği İstanbul ayağının keyfî/ “skandal” iptali sonrası, İmamoğlu’nun 23 Haziran’da yeniden tertip edilecek seçimi mağduriyet hissiyatının feveranı ve öfkenin sandıklarda patlaması marifetiyle çok daha rahat kazanacağı zaten öngörülüyordu. Muhalif kafalarda sadece iki problem mevcuttu: 1- Seçim tekrarını kabulün AKP despotizmini meşrulaştırma işlevi görmesi. 2- Sabıkalı AKP’nin ve/ya parti
Devamını Oku

Lazca gün isimleri hakkında kısaca

  Lazcada gün isimleri “çaçxa” (perşembe) dışındakiler Lazlar tarafından pek bilinmese de şöyle: Mjaçxa (pazar), tutaçxa (pazartesi), erk’inaçxa/ ik’inaçxa (salı), cumaçxa (çarşamba), çaçxa/ / umk’iseri (perşembe), p’arask’e (cuma), sabat’oni (cumartesi). Sabat’oni ve p’arask’e Lazca kökenli değil. Her ikisi de Yunancadan ödünçleme. “Sabat’oni” nihai kökünü birçok dünya dilinde olduğu gibi İbranice “şabbat”tan, yani dinlenmeden, yani tanrının
Devamını Oku

Yayımlanmış Şiirler

    1- igzali (Skani Nena, Nisan ’09, sayı: 1) 2- erguvansız (Kalem, Mart – Nisan ’13, sayı: 13) 3- nisyan için dipnot (Kalem, Mayıs – Haziran ’13, sayı: 14) 4- hentbol kalecisi çaresizliği (İzafi, Mayıs – Haziran ’13, sayı: 10) 5- mağlup (Akatalpa, Eylül ’13, sayı: 165) 6- yalnızın (Akatalpa, Kasım ’13, sayı: 167)
Devamını Oku

Halk gerçeği / Doğu Karadeniz halk gerçeği

Evet, yöre sağcılığın, gericiliğin hâkim doku olduğu bir yer hâline geldi, bu zaten vardı, daha da büyüyüp genişledi. Ama Türkiye’de de öyle olmadı mı?

  Halk gerçekliği üzerine yapılan olumsuz, olumlu genellemelerin, yargıların hem yanlış hem faydasız hem de tehlikeli olduğu üzerine çokça yazdım. Halk için yapılan özcü, kötücül değerlendirmeler, genellemeler, egzajere tahliller, mücadele etmeyi mânâsızlaştırır. Bu tip yaklaşımlara ebelik eden şey züppeliktir. Halkı bir bütün olarak iyiyle, güzelle, paylaşımla, emekle vesaire özdeşleştiren retorik de günün sonunda bir anlam
Devamını Oku

İhtiyat kuvvet: provokasyon

Türkiye'nin, T.C.'nin bekâsını tek adamın bekâsıyla düğümleyen iktidarın bu propagandasının ne derece başarılı olduğunu 31 Mart gecesi göreceğiz. Zannımca bir ölçüde toparlanma sağlamıştır. Yine de krizin, AKP içi problemlerin, ufak bile olsa, hatta AKP'nin bazı iller özelinde ciddi mânâda moralini bozabilecek bir faturası olacaktır

  Türk siyasetinde epey vakittir kullanılan bir terim var: “Kontrollü gerginlik”. İfadenin yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Doğrudur, Erdoğan/ AKP iktidarının kendini sürekli tekrar eden bir gerginlik siyaseti var. Ve yine bu gerginliğin ipleri tümüyle iktidarın elinde bulunmakta, dozaj iktidarca ayarlanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, gerginliği ihtiyaca göre yaratıp, onu kontrol eden iktidar, öte yandan Gezi’den beri bu
Devamını Oku

31 Mart yerel seçimlerine giderken

  Muhalefetin büyük umut ve hayallerle girdiği 24 Haziran 2018 seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçimi ayağında ciddi bir hezimetle sonuçlanınca muhalefetin CHP tabanını da kapsayan hacimli bir bölümünde karamsar bir ruh hâliyle birlikte “boykotçuluk” eğilimi de hasıl olmuştu. Bahis konusu eğilimin güçlenerek ortaya çıkmasında, sadece Erdoğan’ın % 52 oyla işi ilk turda götürmesi değil, bundan daha çok,“halaskâr”
Devamını Oku

Gösterme çağı

Sosyal medyada da, dışarıda da bu hâl ve gidiş bir müdahale, bu ölü toprağı bir rüzgâr, nitelik yavanlaşması ve salgını nitel bir sıçrama bekliyor. Gösterme çağından, “gösteri çağı”na, yani sokağa, kendinden, kendine bakmaktan, kendini göstermekten halka, ülkeye bir dönüş, değiştirme iradesi gerekiyor.

  “Popülist” kadar olmasa da, “popüler” de genelde kulakta pek hoş tınlamayan bir tabirdir. Fakat basit bir biçimde ele aldığımızda popüler olmak tek başına yalın hâliyle menfi değildir. Aksine, bir kişinin ya da bir şeyin popüler, yani bilindik, tanınır, sevilir, desteklenir olması, esas olarak müspet, değilse de en azından nötrdür. “Pop”, “popüler” bir sıfat olarak
Devamını Oku

Kıvılcım

Bugün, 100’ün 99’una sahip olanlar, 1’i de istiyorlar. 1’i bile olmayanlara ise sadece iki yol kalıyor: Ya intihar, ya ihtilal…

  Sınıflı topluma geçildiğinden beri tarih ve bugün, her hücresi ve satırıyla sınıflar savaşından ibarettir. Bu savaş yükselir, yumuşar, yavaşlar…  Devrimci olan sınıf kaybeder, kazanır, yine kazanır, yine kaybeder. Günü kurtarır, zayıf düşer, esir alınır… Ama savaş daima sürer. Ta ki sınıfların ve sınırların kalkacağı, devlet hikâyesinin tarih akışındaki seyrinin son bulacağı o güne dek.
Devamını Oku

Sosyolojiyle savaş

Türkiye halkını düşünürken karalar bağlayıp, verili durumu ezele ve ebede mühürlemenin bir manası olmadığı gibi, “halkımız” hakkında iyimser olmanın da âlemi yok.

  Sovyetler Birliği çökerken Moskova sokaklarında Çar portreleriyle arz-ı endam edenler vardı. Aradan geçen 70 küsur yıla rağmen. Bugün de Türkiye’de “Ulu Hakan Abdülhamid Han” diyerek cezbeye gelenler var. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren geçen 90 küsur yıla rağmen. Yarın Türkiye’de bir devrim olduğunu varsayalım ve iktidara gelen devrimci hükümetin bütün temel konularda (iş, aş, eğitim, sağlık,
Devamını Oku

Memleketten umudu kesmek

Sosyalist solun fiilen ve aklen daha “merkez” bir siyaset edişe kayıyor olmasına dikkat çekmek gerekiyor.

  24 Haziran seçimlerinin sonuçları muhalif kitlelerde ciddi bir demoralizasyon dalgasına ve bozgun görüntüsüne yol açtı. Muhalefetin bu sarsılma, dağılma hâli de, seçimlere dair beslenen çok güçlü umutlarla ve umutlanan milyonların sonuçlar hızla açıklanırken bizzat daha önce asıp kesen İnce ve CHP’ce yüzüstü bırakılmış olmalarıyla ilişkili. Hayal kırıklığının ve yılgınlığın seçim sonuçlarından çok, bu “ortada
Devamını Oku

24 Haziran, 8 Temmuz, vaziyet

Sol, '90'lı yıllarda seçimleri bu kadar çok konuşur ve ona “hayatilik” atfedecek kadar seçimleri önemser miydi?

  Bahçeli ve Erdoğan’ın ağzından “seçim” sözü çıkana dek, bir fikir olarak “boykot”, değil sosyalist örgütler, değil HDP, CHP çevrelerinde dahi çok yüksek sesli olmasa da bir tartışma konusuydu. Evvelden beri genel hattı “bozuk düzende sağlam çark olmaz”, “seçimlerle düzen değişmez”, “sandıklar oyalamaca”, “bu pisliği devrim temizler” minvalinde olan siyasi hareketler dışında, daha “merkez” siyasetlerden
Devamını Oku

“Apolitizm” politiktir

“Apolitizm” dedikleri şey, sadece ideolojik bir duruşa başka bir isim vermek için kullanılan bir kılıf. Bu “apolitizm” de bir tür sağcılıktır, soft sağcılıktır, rızadır. Velhâsıl yine politiktir

  “İdeolojik” kelimesinin pejoratif bir içerikle kullanılıyor olması burjuva ideolojisinin bir başarısıdır. Burada “ideolojik” olmaktan kast edilen mefhumun da burjuvazinin, egemenlerin huzurunu bozacak olan düşünceler olduğu bir sır değil. Onlara göre “halkın siyasete katılımı” seçimden seçime sandığa gitmekle tahdit edilmeli, fazlası -örgütlenme, protesto, grev, miting hatta basit bir basın açıklaması bile olabilir bu- tehdit olarak
Devamını Oku

İstibdat ve istikbal

Karanlıktan bahsetmek karamsarlık anlamına gelmez.

  Karanlıktan bahsetmek karamsarlık anlamına gelmez. Türkiye’de karanlığın hâkimiyeti biteviye kesifleşirken, ondan beslenen ve onu besleyen cehalet, iktidarını her geçen gün bir adım ileriye taşıyarak, tekliğini tahkim ediyor. Fikir düşmanlığıyla birleşen rant müştereki, farklı düşünüp, başka yerde (temiz) durmak isteyene hiçbir minik alan bırakmamacasına saldırıyor. Burada parantez içine aldığımız “temiz”in altını çizmeliyiz. Rejim, kudretinin doruğunda
Devamını Oku

Solu itibarsızlaştırmak

“Rejim çatırdıyor, çöküyor” deyip heyecanlanırken, sol, kendi çöküşü üzerine de tartışabilmeli

  Yaşadığımız süreç 81-89 bunalımından sonra Türkiye solunun içinde bulunduğu en ağır dönemdir. Belirtileri ’90’ların son yıllarına doğru izlenmeye başlayan gerileyiş, “milenyum”dan itibaren elle tutulur hâle gelmiş durumdaydı zaten. Bu yıllardan itibaren mücadeleye atılanlar sol içinde açık bir zayıflık probleminin, birkaç harekette önemsenmeyecek bazı istisnalar dışında her yeni yılın bir önceki yıldan kötü olduğunun farkındaydılar
Devamını Oku

Türkler, Kürtler

Halklarımızın kardeş değil ama iyi komşular olduğu günleri umarım görebiliriz. Bu “ütopya”ya ulaştıracak tek bağlaç da sosyalizm

Hasip Kaplan’ın, “Selahattin Demirtaş’ın yerine bir Türk göz dikmesin” sözü, hem ciddi bir tepki çekti; hem de çok yönlü bir tartışmaya sebep oldu. Burada, bu tartışmanın bizim ilgilendiğimiz tarafı solun içine, sola dair olan cüzüdür. Çok uluslu, çok halklı bir ülke olan Türkiye’de, ulusal, etnik, kimliğe içkin meseleler pek tabii solun önemli, sürekli gündemlerinden, inceleme
Devamını Oku

İran ve karışan akıllarımız

Bizler emperyalizme karşı uyanık olmak zorunda olduğumuz kadar, demokrasi, özgürlükler ve temel haklar hususlarında da yükümlülüklere sahibiz. Ve bu kimi çevre ve kişilerce unutuluyor gibi. “Emperyalizme karşı tutarlılık” adına, emperyalizmin hedefinde olanı abartmak, onun kendi gericiliğine, zulmüne karşı körleşmek bizim sanatımız olmamalı

İran’da 28 Aralık’ta başlayan protesto gösterilerinin doğal olarak Türkiye’de ve Türkiye solunda da yansımaları oldu. İran’daki gösteriler sol örgütler arasında bir tartışmaya sebebiyet henüz vermediyse de, bu mesele örgütlü ya da örgütsüz solcular için sert bir cengin kıvılcımını ateşledi. Aşağılama ve etiketlemelerin havada uçuştuğu verimli ve ibretlerle dolu bir tartışma hâlen sürüyor. Bu yazının da
Devamını Oku

Çöküş

Görünürdeki tüm azamet ve kudretleri biraz kazınınca, altından acziyetleri feveran ediyor. Hâlihazırda etkili bir muhalefetin e’si dahi mevzubahis değilse de, yapılanların olası ağır faturasından, isyandan duyulan korku AKP’nin dengesini bozmaya devam ediyor

Yalan, burjuva siyasetinde kitle mobilizasyonu için şüphesiz ki başat bir rol oynar. Hatta halkın gündelik hayatında -Türkiye’de özellikle ’90’larda- “politika = yalan” eşitlemesinin ve mizahının yaygınlığı malumdur. Fakat, Türkiye siyaseti ve toplumunda 2000’lere doğru başlayan büyük altüst oluş, köklü değişim, yoksul yığınların ciddi bir bölümünde de “yozlaşma” dışında bir kavramla adlandıramayacağımız bir durumla paralel ilerledi.
Devamını Oku

“Çocuklar Öldürülmesin” ve Başka Birkaç Şey

  Maraş katliamının vârisleri, 15 yaşında bir çocuğun öldürülmesine mi üzülmüşler? Hani şu, hamile kadının karnını deşip, bebeğini çıkaran vahşiler? Hani, öldürülen bir başka 15 yaşında çocuğa hâlâ ana bacı sövenler? Yo, onlar öldürülen çocuklara kimin öldürdüğüne bakmadan üzülmezler. Aslında onlar üzüldüklerini iddia ettikleri çocuklara da gerçekte üzülüyor değiller. O çocuklar, onlar için, öldürülmüş Kürt,
Devamını Oku

Beden: Muharebe Alanı *

Ölüm orucu/süresiz açlık grevi eylemlerini “doğru” bulmayanların direnişin ses getirmesiyle, direnişi eleştiren yazıları çoğaldı. Bu yazıların çoğunda da garip bir şekilde meseleye “felsefî” bakma ortaklığı var. Eylem güçlü, kafalar karışık, vicdanlar sallantıda olunca, pek bilinmeyen kavramlara atıflar, sanırım kendini “güçlü” hissetmenin bir vesilesi oluveriyor: “Ben biliyorum”. Üstelik dil de direnişçilere ve ilgili Hareket’e çemkirmeye doğru
Devamını Oku

“Gününü umuda ayarla”

Nuriye ve Semih... Binlerce insanın KHK'lar ile haksız, hukuksuz, zorbaca işinden edildiği, buna karşın pasifizmin ve yer yer “karnavalesk”, yer yer arabesk, sâkil bir “protestoculuk” hâlinin egemen olduğu bir iklimde birkaç devrimci memurla birlikte aylardır direniyorlar. Haftalardır da açlık grevindeler ve artık ne yazık ki kritik aşamaya gelmiş durumdalar.

    “İnsan gerçek dostlarını felaket anında tanır. Yenilgi yılları, iyi bir okuldur.” Lenin “Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır ada’mı, biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı” diyordu Mahir. Ve Türkiye’nin en suskun, sinmiş, yaprak kıpırdamayan zamanlarından olan şu kapkaranlık günlerimizde yine Mahir’in yoldaşları can havliyle güneşi tutuyorlar avuçlarında. KESK’i, DİSK’i sus pus, teslim bayrağını çekmiş
Devamını Oku

16 Nisan 2017

Bu şekilde “kıl payı” sonuçlanan bir anayasa referandumunun hakikatte bir kazananı yoktur. “Peki kaybeden kim?" diye sorulacak olursa, o şimdilik herkestir. Nihayetinde kimin kazanıp, kimin kaybettiğiyse ancak gelecekte belli olacak.

  “İlginç” bir referandumu geride bıraktık. Neredeyse her şeyin “hayır”cılar lehine gittiği bir seçimde sandıktan az bir oy farkıyla “evet” çıktı ya da çıkarıldı. Bu şekilde “kıl payı” sonuçlanan bir anayasa referandumunun hakikatte bir kazananı yoktur. “Peki kaybeden kim?” diye sorulacak olursa, o şimdilik herkestir. Nihayetinde kimin kazanıp, kimin kaybettiğiyse ancak gelecekte belli olacak. Son
Devamını Oku

“Hayır” de

16 Nisan gecesi “hayır” çıktığında da ertesi sabah bir cennete uyanmayacağız. Fakat referandum günü bu cehennemin efendilerine bir itiraz şansı bulacağız.

Kuşatma altındaki televizyonlara bakarsanız “evet”in % 70’lerden aşağı inme ihtimali yok. Genel olarak muhalefetin ileri gelenlerine sorarsanız “hayır” çok rahat kazanır. Fakat sokağa, atmosfere bakarsanız durum yakın zamana dek hâlâ bıçak sırtıydı. Ben -oran bildirmek mantıklı bir iş olmasa da- % 52 gibi bir oranda “hayır” çıkacağını düşünüyordum. Ancak 13 Nisan günü “evet” cephesinde ve
Devamını Oku

Türkiye’deki Günlük Gazeteler ve Haber Sitelerine Dair Sayısal/ Siyasal Veriler

Hazırlayan: İsmail Güney Yılmaz Sıra Gazete Sahibi Tiraj(*) (**) Alexa sırası (***) Facebook beğenen sayısı Twitter takipçi sayısı Siyasî pozisyon/ yakınlık 1 Hürriyet Doğan 326890 10 2679278 3,46 mil. “merkez”/ AKP/ muhalefet 2 Sabah Turkuvaz (Cemal Kalyoncu/ Serhat-Berat Albayrak) 311784 5 3341472 1.69 mil. AKP 3 Sözcü Burak Akbay (Estetik Yay.) 283351 31 2884090 1.19
Devamını Oku

Hedefleri Bağlamında Bir Cihatçı Terör Okuması

Düşman gördüğü devletlerden, solculara, ateistlerden, Buddha heykellerine, türbelere, sanat eserlerine, Hıristiyanlardan, Ezidilere, Zerdüştlere, Şiilere, hatta dine kendisi gibi yaklaşmayan tüm sıradan Sünnilere kadar uzanır bu hedef listesi.

Cihatçı/ İslamcı terör/ şiddetin yöneldiği eylem hedefleri dediğimiz vakit, ilk teslim etmemiz gereken şey, bu yazıda ilgi alanımıza giren objenin son derece geniş bir yelpazeyi işaretlediğidir. Zira cihatçı şiddetin kendine hedef biçtiği alan neredeyse hiç sınırlandırılmamıştır: Kendisinin dışında kalan her şey vurulabilir, herkes öldürülebilir. Bu açıdan kısa bir dergi makalesinde bu sahaya enine boyuna girmek
Devamını Oku

Pop Kemalizm

  Solcuların ciddi bir bölümünün Mustafa Kemal, Kemalizm ya da Kemalistlerle ilgili soldan bir eleştiri duydukları vakit tüylerinin adeta diken diken olduğu bir sır değil. Öyle ki bu minvaldeki eleştiri ve tepkilere saldırı ve cevaplar klasik Kemalistlerden önce, bu solculardan gelir oldu. Bu vaziyet AKP iktidarının tamamen yerleşmesinden sonra daha görünür hâle geldi. Soldaki liberal
Devamını Oku

16 Nisan’da kimseye kolay “zafer” yok!

Sosyal medya, bir yandan siyasi mobilizasyonu ve tepkiyi ciddi ölçüde emiyor, bir yandan da hareketsiz haldeki muhalif yığınların kendini bir şekilde tatmin etmesini sağlıyor. Bu da elbette bu mühim aracın ciddi bir zararlı etkisi. Sokaklarda kendimizi gösteremediğimiz vakit, bir “gösterme” alanı olan sosyal medyada kendimizi gösterip -ve artık bu da bir “cesaret” işi oldu-, politik
Devamını Oku

16 Nisan 2017 Başkanlık referandumunda solun tavrı (derleme)

    derleyen: İsmail Güney Yılmaz   DİYENLER HDP (http://www.demokrathaber.org/siyaset/hdk-demokratik-cumhuriyet-ortak-vatan-icin-hayir-h79358.html) DBP (http://siyasihaber3.org/hdk-hdp-dtk-dbp-ve-tjadan-diyarbakirda-ortak-deklarasyon-hayirla-diktatorluge-dur-diyelim) ÖDP (http://portal.odp.org.tr/ulkemiz-ve-halkimiz-icin-hayirda-hayir-var/) EMEP (http://emep.org/bagimsiz-laik-demokratik-bir-turkiye-icin-tek-adam-yonetimine-hayir/) KP (http://haber.sol.org.tr/toplum/baskanlik-erdogan-akp-chp-ve-mhp-tkp-calismayi-baslatiyor-yeter-183253) HTKP  (http://www.htkp.org.tr/turkiye-komunist-partisi-siyasete-sokaklara-mucadeleye-geri-dondu/) TKH  (http://tkh.org.tr/2016/04/baskanlik-anayasasina-hayir/) ESP (https://www.evrensel.net/haber/305507/esp-tek-adam-diktatorlugune-birlikte-hayir-diyoruz) Halkevleri (http://www.halkevleri.org.tr/sozumuz/bu-memleket-bizim-diktatorluge-teslim-etmeyecegiz-oya-ersoy) Devrimci Parti (http://devrimciparti.org/hayir-cephesinde-birleselim/) Devrimci Hareket (http://www.devrimcihareket.net/kotuluk-karanlik-ve-diktatorluk-kaybedecek/) (Not: DH’nin referandum bildirisinde hayır oyu kullanmayla ilgili bir ifade geçmiyor. Ancak ilgili yapıyla ilişkili yayınlardan DH’nin “hayır” dediği görülebilir) DHF (https://halkingunlugu.org/wp/2017/01/29/dhf-fasizmin-yeni-anayasa-ile-tahkimatina-hayir/) Partizan (Bir ayrılık yaşandı, gruplardan biri “hayır” diyor: http://www.partizan-online.net/diz-cokturme-ve-teslim-almaya-karsi-guclu-bir-cikis-icin-hayir/) TKP 1920 (https://tkp.org/icerik/baskanliga-hayir-1867) SODAP (https://www.sodap.org/aciklamalar/diktatorluge-hayir-de/) SYKP (http://www.sykp.org.tr/2017/01/28/sykp-fasizme-tek-adam-diktatorlugune-hayir/)
Devamını Oku

Hayır

Kendini bir ülkeden büyük gören kibirli ve düşman bir Bir’in tadacağı yenilginin, demoralizasyonun bir parçası olmak gerek. Sonuçta o Bir, ülkeyi arpalığa ve hapishaneye dönüştürme ukdesinden vazgeçmeyecek olsa da, bu tahayyüle, dikensiz gül bahçesi özlemine bu round’da da toplu, güçlü, diri bir cevap verebilmeliyiz

Fiilen anayasasız olarak yönetilen Türkiye, özellikle son 6 yıldır ciddi bir değişim-dönüşüm sürecinde. Denetimsiz, keyfî ve buyurgan mafyöz yönetim, bugün yine “millete gidiyor” ve ondan mevcut olağanüstü hâl rejiminin süreklileşmesinin, rejimin kendini Allah’lık bir anayasa konsantresiyle yasalaştırmasının tasdikini istiyor. Bu süreklileşmiş seçimler, Erdoğan için, tek adam yönetimine kutsî bir meşruiyet haresi yaratma ihtiyacından başka bir
Devamını Oku

İcazetli muhalefetin buruk finali

Solun gideceği yol ise burada yeni, daha önceden tecrübe edilmemiş bir yol değildir: Cüret, cesaret ve devrimcilik. Sol, daha önce nasıl kitleselleşebildiyse, nasıl etkin bir özne hâline gelebildiyse, bugün de aynı devrimci çıkışla değiştirici bir güç olabilir.

Türkiye, tarihinin en kritik kesitlerinden birinden nereye varacağı kestirilemeden, hızla ilerliyor. Bu yol, bu yolu açan iradeyi bir anda yerle bir de edebilir; uzun erimli bir “dikensiz gül bahçesi”ne de zemin hazırlayabilir. Şu an soluduğumuz atmosferin iktidarın arzu ettiği “dikensiz gül bahçesi” filminin bir fragmanı olduğu açıktır. Fakat film gösterime girebilecek mi, girecekse bunun “gişe”
Devamını Oku

Suriye’de Türkiye’nin İç Savaşı

Suriye'deki savaş bir gün bitse bile bu savaşın etkileri Türkiye açısından uzun yıllar sürmeye devam edecek.

  Türkiye’nin Gezi’yi kerteriz alarak başlatabileceğimiz bir iç savaş ihtimali tartışması var. Bu ihtimal ya da kaygı son dönemde daha yüksek sesle ve daha yoğun bir biçimde dillendiriliyor. Nisan 2014’te sendika.org için yazdığım “Türkiye’nin Soğuk İç Savaşı Isınıyor mu?” başlıklı uzun ve biraz dağınık bir yazımda Türkiye’de 12 Eylül sonrası dönemden beri Belçika benzeri (Valon-Flaman)
Devamını Oku

Çâresizlik

"zorun her türlüsüne karşıyız"cılık seni beni öldürmeye devam eder de, zalimi güçlendirir.

Birbirine karşıt olarak değerlendirilse de, soldaki liberal zehirlenmeyle, milliyetçi zehirlenme birbirine koşut, yer yer iç içe geçmiş. İkisinin de birçok konuda tavrı aynı yere varır. Zira varışlarının çıkışı birdir: Kendi ideolojisinin ayakları üzerinde duramama, popülizm, konformizm, pasifizm ve “apolitizm” denilen sağcılaşma hâli. Bu yüzden bunlardan biri, sanki aynı ideolojik cephedenmişiz gibi bize “rol model” olarak
Devamını Oku

Küçük bir mülâhaza

Yıllardır seçimle alamadıkları yerler: Bazı meslek odaları, birlikleri, barolar, üniversiteler… OHAL’le, KHK maymuncuğuyla bunları da hallediyorlar, halletmeye çalışmaya devam edecekler. Yani “sandık iradesi bana kadar var” diyorlar. Tıpkı kendilerinde kaşıntı yapan gazeteleri, televizyonları, dergileri, dernekleri “hallettikleri” ve “halledecekleri” gibi… Durmayacaklar, dokunacaklarını düşündüğümüz, tahmin ettiğimiz her yere de dokunacaklar. Dinlemeyecekler. Yüzünüze karşı tam tersini yüksek sesle
Devamını Oku

Sosyalistlerin barışı

devrimci savaşı eskimiş bir nostaljiye indirgeyenler için kendi konforu giderek dünyanın temel çelişkisi hâline gelir.

“Barış”ın, bir kelime olarak kulağa hoş geliyor oluşu çoğu insan için “barış”ı savunmak adına yeterli bir gerekçe olsa da, kazın ayağı her zaman perdelidir. Dünya, tarih, sınıflı toplum, sosyal eşitsizlikler, ulusal baskılar, sömürü, talan, soygun düzeni, savaş, mücadele, adaletsizlik… Bunların hiçbiri barış kelimesinin bugünkü anlamının efsunuyla sağaltılamıyor, tamir edilemiyor. Tersine “barış”, bir tamir ve iyileştirmeden
Devamını Oku

İkrar ve inkar arasında: Soykırım neden “sıradan”dır?

Almanya Federal Meclisi’nden, Ermeni Soykırımı’nı tanıyan ve meselede Alman İmparatorluğu’nun dahlini de kabul eden tasarının geçmesiyle, Türkiye’nin sıradan milliyetçiliği yeniden kendini cerahat ve feveranla faş etme fırsatını buldu. Bu yazının konusu soykırımın yaşanıp yaşanmadığı değil. Zaten günümüzdeki durum, nasıl bir soykırımın yaşanmış olduğunun sağlamasıdır da. Biz bu yazıda Türk tipi milliyetçiliğin sıradanları ve mecburiyetleri üzerine
Devamını Oku

Megrel Meselesine Giriş

“domixvami çkimi nana, Samargalo na ni na …” Biz Lazların çoğu için Megreller dünyadaki en yakın akrabamız ve Megrellerin kullandıkları dil bizimkiyle hemen hemen aynı, bu bir sır değil. Bu “kolektif hafıza”da yaşatılmış temel bir bilgi. Bilgiler bu bir iki cümlelik yere kadar doğru olsa da, bunun dışında kalan ve yine bir iki cümlelik olan
Devamını Oku

Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir

  Bu kez kısa fakat yine “hızlı” bir yazı olacak. Figen Yüksekdağ; “ülkemizi onlara -AKP’ye- böldürmeyeceğiz” demiş (1). Ciddi bir güç olanın istediği her şeyi söyleyebileceği ve yapabileceği bir zemin epey zamandır oluşmuş durumda. Siyasi pragmatizmin solun önemli bir bölümünün tüm hücrelerine kadar sinmiş olduğunu teslim etmek zorundayız. Hâlbuki, Yüksekdağ’ın söylediği şeyi, herhangi bir sol
Devamını Oku

Lazist’ani Nam Sva’n?

Lazepe-k, dobadonapenişi xususi a yoxote var elişinaman. Elişinamt’es; “Lazist’ani” it’urt’es mara ham yoxo Cumxuriyet’i-k doyasağusis, tamo tamo dobadona yoxo oxmaru naşk’ves. Lazepe, Lazist’ani goç’ondres. “Lazist’ani”, xvala normali Lazepeşeni var, taneri Lazepeşeniti ar “tabu” on. Hişeni, 90-uri tzanapeşi coç’apas/geç’k’apas na-idziru “Lazona” yoxo Lazist’anişi yeine oxmaraman. Yani, “Lazona”, Lazist’ani ompuluşeni a noxmareşen ç’k’va mutu var on. Ma,
Devamını Oku