Posts byIsmailGuneyYilmaz

Notlar/ mülahaza

Birçoğumuzsa ne devrimcileşme cesareti, ataklığı gösterebildik; ne de devrimcileri izlemekten, dışımızda süren devrimcilikten heyecan duymaktan geri durabildik. Bu “bekleme” hâli pozitif mânâda bir “potansiyel”e işaret etse de, bunun hareketsizliği, paslanmayı hatta daha acısı yer yer çürümeyi getirdiği açık.

  Yakın hatırasında bir kendi gerçeğine yabancılaşma tarihi ile kanser edilmiş olan Türkiye halkının tarihi bir kriz tarihidir. Bu toplumsal/ tarihî gerçekliğe dayanıp, tebanın krizini ehlileştirip, yönetebilme, görünmezleştirme, onu sindirme, razı etme, kişinin, halkın kendini keşfedip haykırma, kendini “terörize” etme arayış ve çıkışlarını bastırma çabası olarak T. C. tarihi toplam bir kriz tarihidir. Devleti yıkma
Devamını Oku

Devrimciler sevimsiz midir?

Ama bu hakikat, bizim (devrimcileri sevenlerin), devrimcilere, devrimciliğe karşı örgütlenen galiz, histerik, aşağılayıcı sözlü saldırılara ses etmeyeceğimiz, bunları normal, hak edilmiş bulacağımız anlamını doğurmuyor.

  Kavgayı seçmiş devrimciler, önce 12 Mart’ı takiben, “iyi tahsil görmüş, iyi yürekli ama fazla heyecanlı ve zulmün gadrine uğramış masum çocuklar” diye bir acımayla birlikte tarif edildiler. Daha sert geçen ve sadece varlığı değil değerleri de tarumar eden 12 Eylül’den sonra ise bunun yerini “masum” olmayan, şiddete tapan, yaşamı sevmeyen, iyiye ve güzele düşman,
Devamını Oku

İmamoğlu’nun zaferi, AKP’nin hegemonya zafiyeti ve solun krizi

Başka bir söz söylenemeyecekse, başka bir hareket olmanın da anlamı yoktur.

  31 Mart seçimlerinin CHP’nin AKP’yi kılpayı geçtiği İstanbul ayağının keyfî/ “skandal” iptali sonrası, İmamoğlu’nun 23 Haziran’da yeniden tertip edilecek seçimi mağduriyet hissiyatının feveranı ve öfkenin sandıklarda patlaması marifetiyle çok daha rahat kazanacağı zaten öngörülüyordu. Muhalif kafalarda sadece iki problem mevcuttu: 1- Seçim tekrarını kabulün AKP despotizmini meşrulaştırma işlevi görmesi. 2- Sabıkalı AKP’nin ve/ya parti
Devamını Oku

Lazca gün isimleri hakkında kısaca

  Lazcada gün isimleri “çaçxa” (perşembe) dışındakiler Lazlar tarafından pek bilinmese de şöyle: Mjaçxa (pazar), tutaçxa (pazartesi), erk’inaçxa/ ik’inaçxa (salı), cumaçxa (çarşamba), çaçxa/ / umk’iseri (perşembe), p’arask’e (cuma), sabat’oni (cumartesi). Sabat’oni ve p’arask’e Lazca kökenli değil. Her ikisi de Yunancadan ödünçleme. “Sabat’oni” nihai kökünü birçok dünya dilinde olduğu gibi İbranice “şabbat”tan, yani dinlenmeden, yani tanrının
Devamını Oku

Halk gerçeği / Doğu Karadeniz halk gerçeği

Evet, yöre sağcılığın, gericiliğin hâkim doku olduğu bir yer hâline geldi, bu zaten vardı, daha da büyüyüp genişledi. Ama Türkiye’de de öyle olmadı mı?

  Halk gerçekliği üzerine yapılan olumsuz, olumlu genellemelerin, yargıların hem yanlış hem faydasız hem de tehlikeli olduğu üzerine çokça yazdım. Halk için yapılan özcü, kötücül değerlendirmeler, genellemeler, egzajere tahliller, mücadele etmeyi mânâsızlaştırır. Bu tip yaklaşımlara ebelik eden şey züppeliktir. Halkı bir bütün olarak iyiyle, güzelle, paylaşımla, emekle vesaire özdeşleştiren retorik de günün sonunda bir anlam
Devamını Oku

İhtiyat kuvvet: provokasyon

Türkiye'nin, T.C.'nin bekâsını tek adamın bekâsıyla düğümleyen iktidarın bu propagandasının ne derece başarılı olduğunu 31 Mart gecesi göreceğiz. Zannımca bir ölçüde toparlanma sağlamıştır. Yine de krizin, AKP içi problemlerin, ufak bile olsa, hatta AKP'nin bazı iller özelinde ciddi mânâda moralini bozabilecek bir faturası olacaktır

  Türk siyasetinde epey vakittir kullanılan bir terim var: “Kontrollü gerginlik”. İfadenin yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Doğrudur, Erdoğan/ AKP iktidarının kendini sürekli tekrar eden bir gerginlik siyaseti var. Ve yine bu gerginliğin ipleri tümüyle iktidarın elinde bulunmakta, dozaj iktidarca ayarlanmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, gerginliği ihtiyaca göre yaratıp, onu kontrol eden iktidar, öte yandan Gezi’den beri bu
Devamını Oku

31 Mart yerel seçimlerine giderken

  Muhalefetin büyük umut ve hayallerle girdiği 24 Haziran 2018 seçimleri, Cumhurbaşkanlığı seçimi ayağında ciddi bir hezimetle sonuçlanınca muhalefetin CHP tabanını da kapsayan hacimli bir bölümünde karamsar bir ruh hâliyle birlikte “boykotçuluk” eğilimi de hasıl olmuştu. Bahis konusu eğilimin güçlenerek ortaya çıkmasında, sadece Erdoğan’ın % 52 oyla işi ilk turda götürmesi değil, bundan daha çok,“halaskâr”
Devamını Oku

Gösterme çağı

Sosyal medyada da, dışarıda da bu hâl ve gidiş bir müdahale, bu ölü toprağı bir rüzgâr, nitelik yavanlaşması ve salgını nitel bir sıçrama bekliyor. Gösterme çağından, “gösteri çağı”na, yani sokağa, kendinden, kendine bakmaktan, kendini göstermekten halka, ülkeye bir dönüş, değiştirme iradesi gerekiyor.

  “Popülist” kadar olmasa da, “popüler” de genelde kulakta pek hoş tınlamayan bir tabirdir. Fakat basit bir biçimde ele aldığımızda popüler olmak tek başına yalın hâliyle menfi değildir. Aksine, bir kişinin ya da bir şeyin popüler, yani bilindik, tanınır, sevilir, desteklenir olması, esas olarak müspet, değilse de en azından nötrdür. “Pop”, “popüler” bir sıfat olarak
Devamını Oku

Kıvılcım

Bugün, 100’ün 99’una sahip olanlar, 1’i de istiyorlar. 1’i bile olmayanlara ise sadece iki yol kalıyor: Ya intihar, ya ihtilal…

  Sınıflı topluma geçildiğinden beri tarih ve bugün, her hücresi ve satırıyla sınıflar savaşından ibarettir. Bu savaş yükselir, yumuşar, yavaşlar…  Devrimci olan sınıf kaybeder, kazanır, yine kazanır, yine kaybeder. Günü kurtarır, zayıf düşer, esir alınır… Ama savaş daima sürer. Ta ki sınıfların ve sınırların kalkacağı, devlet hikâyesinin tarih akışındaki seyrinin son bulacağı o güne dek.
Devamını Oku

Sosyolojiyle savaş

Şimdilerde “solcular” arasında öyle bir ruh hâli türedi ki akıllara zarar. Memleketin herhangi bir yerinde halkın çay, şeker, tütün, işten çıkarma, HES, fabrika kapatma, çevre vesaireyle ilgili iyi kötü bir tepki geliştirdiği haberini alan “solcular” hemen klavyelere sarılıp başlıyorlar “oh olsun!”, “beter olun”, “geberin” tekerlemelerine. Ortada var olan bir isyana, memnuniyetsizliğe sırt çevirmeleri bir yana, bu kadar yavan bir genellemecilik ve indirgemecilik örneğine tarihte çok az rastlanmıştır. Tek veriyi sandıktan alıp, bulduğu veriyi genele yayan ve sonsuzluğa raptiyeyle iliştiren bir akıl tutulması

  Sovyetler Birliği çökerken Moskova sokaklarında Çar portreleriyle arz-ı endam edenler vardı. Aradan geçen 70 küsur yıla rağmen. Bugün de Türkiye’de “Ulu Hakan Abdülhamid Han” diyerek cezbeye gelenler var. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren geçen 90 küsur yıla rağmen. Yarın Türkiye’de bir devrim olduğunu varsayalım ve iktidara gelen devrimci hükümetin bütün temel konularda (iş, aş, eğitim, sağlık,
Devamını Oku

Memleketten umudu kesmek

Sosyalist solun fiilen ve aklen daha “merkez” bir siyaset edişe kayıyor olmasına dikkat çekmek gerekiyor.

  24 Haziran seçimlerinin sonuçları muhalif kitlelerde ciddi bir demoralizasyon dalgasına ve bozgun görüntüsüne yol açtı. Muhalefetin bu sarsılma, dağılma hâli de, seçimlere dair beslenen çok güçlü umutlarla ve umutlanan milyonların sonuçlar hızla açıklanırken bizzat daha önce asıp kesen İnce ve CHP’ce yüzüstü bırakılmış olmalarıyla ilişkili. Hayal kırıklığının ve yılgınlığın seçim sonuçlarından çok, bu “ortada
Devamını Oku

24 Haziran, 8 Temmuz, vaziyet

Sol, '90'lı yıllarda seçimleri bu kadar çok konuşur ve ona “hayatilik” atfedecek kadar seçimleri önemser miydi?

  Bahçeli ve Erdoğan’ın ağzından “seçim” sözü çıkana dek, bir fikir olarak “boykot”, değil sosyalist örgütler, değil HDP, CHP çevrelerinde dahi çok yüksek sesli olmasa da bir tartışma konusuydu. Evvelden beri genel hattı “bozuk düzende sağlam çark olmaz”, “seçimlerle düzen değişmez”, “sandıklar oyalamaca”, “bu pisliği devrim temizler” minvalinde olan siyasi hareketler dışında, daha “merkez” siyasetlerden
Devamını Oku

“Apolitizm” politiktir

“Apolitizm” dedikleri şey, sadece ideolojik bir duruşa başka bir isim vermek için kullanılan bir kılıf. Bu “apolitizm” de bir tür sağcılıktır, soft sağcılıktır, rızadır. Velhâsıl yine politiktir

  “İdeolojik” kelimesinin pejoratif bir içerikle kullanılıyor olması burjuva ideolojisinin bir başarısıdır. Burada “ideolojik” olmaktan kast edilen mefhumun da burjuvazinin, egemenlerin huzurunu bozacak olan düşünceler olduğu bir sır değil. Onlara göre “halkın siyasete katılımı” seçimden seçime sandığa gitmekle tahdit edilmeli, fazlası -örgütlenme, protesto, grev, miting hatta basit bir basın açıklaması bile olabilir bu- tehdit olarak
Devamını Oku

İstibdat ve istikbal

Karanlıktan bahsetmek karamsarlık anlamına gelmez.

  Karanlıktan bahsetmek karamsarlık anlamına gelmez. Türkiye’de karanlığın hâkimiyeti biteviye kesifleşirken, ondan beslenen ve onu besleyen cehalet, iktidarını her geçen gün bir adım ileriye taşıyarak, tekliğini tahkim ediyor. Fikir düşmanlığıyla birleşen rant müştereki, farklı düşünüp, başka yerde (temiz) durmak isteyene hiçbir minik alan bırakmamacasına saldırıyor. Burada parantez içine aldığımız “temiz”in altını çizmeliyiz. Rejim, kudretinin doruğunda
Devamını Oku

Solu itibarsızlaştırmak

“Rejim çatırdıyor, çöküyor” deyip heyecanlanırken, sol, kendi çöküşü üzerine de tartışabilmeli

  Yaşadığımız süreç 81-89 bunalımından sonra Türkiye solunun içinde bulunduğu en ağır dönemdir. Belirtileri ’90’ların son yıllarına doğru izlenmeye başlayan gerileyiş, “milenyum”dan itibaren elle tutulur hâle gelmiş durumdaydı zaten. Bu yıllardan itibaren mücadeleye atılanlar sol içinde açık bir zayıflık probleminin, birkaç harekette önemsenmeyecek bazı istisnalar dışında her yeni yılın bir önceki yıldan kötü olduğunun farkındaydılar
Devamını Oku

Türkler, Kürtler

Halklarımızın kardeş değil ama iyi komşular olduğu günleri umarım görebiliriz. Bu “ütopya”ya ulaştıracak tek bağlaç da sosyalizm

Hasip Kaplan’ın, “Selahattin Demirtaş’ın yerine bir Türk göz dikmesin” sözü, hem ciddi bir tepki çekti; hem de çok yönlü bir tartışmaya sebep oldu. Burada, bu tartışmanın bizim ilgilendiğimiz tarafı solun içine, sola dair olan cüzüdür. Çok uluslu, çok halklı bir ülke olan Türkiye’de, ulusal, etnik, kimliğe içkin meseleler pek tabii solun önemli, sürekli gündemlerinden, inceleme
Devamını Oku

İran ve karışan akıllarımız

Bizler emperyalizme karşı uyanık olmak zorunda olduğumuz kadar, demokrasi, özgürlükler ve temel haklar hususlarında da yükümlülüklere sahibiz. Ve bu kimi çevre ve kişilerce unutuluyor gibi. “Emperyalizme karşı tutarlılık” adına, emperyalizmin hedefinde olanı abartmak, onun kendi gericiliğine, zulmüne karşı körleşmek bizim sanatımız olmamalı

İran’da 28 Aralık’ta başlayan protesto gösterilerinin doğal olarak Türkiye’de ve Türkiye solunda da yansımaları oldu. İran’daki gösteriler sol örgütler arasında bir tartışmaya sebebiyet henüz vermediyse de, bu mesele örgütlü ya da örgütsüz solcular için sert bir cengin kıvılcımını ateşledi. Aşağılama ve etiketlemelerin havada uçuştuğu verimli ve ibretlerle dolu bir tartışma hâlen sürüyor. Bu yazının da
Devamını Oku

Çöküş

Görünürdeki tüm azamet ve kudretleri biraz kazınınca, altından acziyetleri feveran ediyor. Hâlihazırda etkili bir muhalefetin e’si dahi mevzubahis değilse de, yapılanların olası ağır faturasından, isyandan duyulan korku AKP’nin dengesini bozmaya devam ediyor

Yalan, burjuva siyasetinde kitle mobilizasyonu için şüphesiz ki başat bir rol oynar. Hatta halkın gündelik hayatında -Türkiye’de özellikle ’90’larda- “politika = yalan” eşitlemesinin ve mizahının yaygınlığı malumdur. Fakat, Türkiye siyaseti ve toplumunda 2000’lere doğru başlayan büyük altüst oluş, köklü değişim, yoksul yığınların ciddi bir bölümünde de “yozlaşma” dışında bir kavramla adlandıramayacağımız bir durumla paralel ilerledi.
Devamını Oku

“Çocuklar Öldürülmesin” ve Başka Birkaç Şey

  Maraş katliamının vârisleri, 15 yaşında bir çocuğun öldürülmesine mi üzülmüşler? Hani şu, hamile kadının karnını deşip, bebeğini çıkaran vahşiler? Hani, öldürülen bir başka 15 yaşında çocuğa hâlâ ana bacı sövenler? Yo, onlar öldürülen çocuklara kimin öldürdüğüne bakmadan üzülmezler. Aslında onlar üzüldüklerini iddia ettikleri çocuklara da gerçekte üzülüyor değiller. O çocuklar, onlar için, öldürülmüş Kürt,
Devamını Oku

Beden: Muharebe Alanı *

Ölüm orucu/süresiz açlık grevi eylemlerini “doğru” bulmayanların direnişin ses getirmesiyle, direnişi eleştiren yazıları çoğaldı. Bu yazıların çoğunda da garip bir şekilde meseleye “felsefî” bakma ortaklığı var. Eylem güçlü, kafalar karışık, vicdanlar sallantıda olunca, pek bilinmeyen kavramlara atıflar, sanırım kendini “güçlü” hissetmenin bir vesilesi oluveriyor: “Ben biliyorum”. Üstelik dil de direnişçilere ve ilgili Hareket’e çemkirmeye doğru
Devamını Oku

“Gününü umuda ayarla”

Nuriye ve Semih... Binlerce insanın KHK'lar ile haksız, hukuksuz, zorbaca işinden edildiği, buna karşın pasifizmin ve yer yer “karnavalesk”, yer yer arabesk, sâkil bir “protestoculuk” hâlinin egemen olduğu bir iklimde birkaç devrimci memurla birlikte aylardır direniyorlar. Haftalardır da açlık grevindeler ve artık ne yazık ki kritik aşamaya gelmiş durumdalar.

    “İnsan gerçek dostlarını felaket anında tanır. Yenilgi yılları, iyi bir okuldur.” Lenin “Erdemin güneşi yirmi dört saat aydınlatır ada’mı, biz ada sakinleri bilmeyiz karanlığı” diyordu Mahir. Ve Türkiye’nin en suskun, sinmiş, yaprak kıpırdamayan zamanlarından olan şu kapkaranlık günlerimizde yine Mahir’in yoldaşları can havliyle güneşi tutuyorlar avuçlarında. KESK’i, DİSK’i sus pus, teslim bayrağını çekmiş
Devamını Oku

16 Nisan 2017

Bu şekilde “kıl payı” sonuçlanan bir anayasa referandumunun hakikatte bir kazananı yoktur. “Peki kaybeden kim?" diye sorulacak olursa, o şimdilik herkestir. Nihayetinde kimin kazanıp, kimin kaybettiğiyse ancak gelecekte belli olacak.

  “İlginç” bir referandumu geride bıraktık. Neredeyse her şeyin “hayır”cılar lehine gittiği bir seçimde sandıktan az bir oy farkıyla “evet” çıktı ya da çıkarıldı. Bu şekilde “kıl payı” sonuçlanan bir anayasa referandumunun hakikatte bir kazananı yoktur. “Peki kaybeden kim?” diye sorulacak olursa, o şimdilik herkestir. Nihayetinde kimin kazanıp, kimin kaybettiğiyse ancak gelecekte belli olacak. Son
Devamını Oku

“Hayır” de

16 Nisan gecesi “hayır” çıktığında da ertesi sabah bir cennete uyanmayacağız. Fakat referandum günü bu cehennemin efendilerine bir itiraz şansı bulacağız.

Kuşatma altındaki televizyonlara bakarsanız “evet”in % 70’lerden aşağı inme ihtimali yok. Genel olarak muhalefetin ileri gelenlerine sorarsanız “hayır” çok rahat kazanır. Fakat sokağa, atmosfere bakarsanız durum yakın zamana dek hâlâ bıçak sırtıydı. Ben -oran bildirmek mantıklı bir iş olmasa da- % 52 gibi bir oranda “hayır” çıkacağını düşünüyordum. Ancak 13 Nisan günü “evet” cephesinde ve
Devamını Oku

Türkiye’deki Günlük Gazeteler ve Haber Sitelerine Dair Sayısal/ Siyasal Veriler

Hazırlayan: İsmail Güney Yılmaz Sıra Gazete Sahibi Tiraj(*) (**) Alexa sırası (***) Facebook beğenen sayısı Twitter takipçi sayısı Siyasî pozisyon/ yakınlık 1 Hürriyet Doğan 326890 10 2679278 3,46 mil. “merkez”/ AKP/ muhalefet 2 Sabah Turkuvaz (Cemal Kalyoncu/ Serhat-Berat Albayrak) 311784 5 3341472 1.69 mil. AKP 3 Sözcü Burak Akbay (Estetik Yay.) 283351 31 2884090 1.19
Devamını Oku

Hedefleri Bağlamında Bir Cihatçı Terör Okuması

Düşman gördüğü devletlerden, solculara, ateistlerden, Buddha heykellerine, türbelere, sanat eserlerine, Hıristiyanlardan, Ezidilere, Zerdüştlere, Şiilere, hatta dine kendisi gibi yaklaşmayan tüm sıradan Sünnilere kadar uzanır bu hedef listesi.

Cihatçı/ İslamcı terör/ şiddetin yöneldiği eylem hedefleri dediğimiz vakit, ilk teslim etmemiz gereken şey, bu yazıda ilgi alanımıza giren objenin son derece geniş bir yelpazeyi işaretlediğidir. Zira cihatçı şiddetin kendine hedef biçtiği alan neredeyse hiç sınırlandırılmamıştır: Kendisinin dışında kalan her şey vurulabilir, herkes öldürülebilir. Bu açıdan kısa bir dergi makalesinde bu sahaya enine boyuna girmek
Devamını Oku

Pop Kemalizm

  Solcuların ciddi bir bölümünün Mustafa Kemal, Kemalizm ya da Kemalistlerle ilgili soldan bir eleştiri duydukları vakit tüylerinin adeta diken diken olduğu bir sır değil. Öyle ki bu minvaldeki eleştiri ve tepkilere saldırı ve cevaplar klasik Kemalistlerden önce, bu solculardan gelir oldu. Bu vaziyet AKP iktidarının tamamen yerleşmesinden sonra daha görünür hâle geldi. Soldaki liberal
Devamını Oku

16 Nisan’da kimseye kolay “zafer” yok!

Sosyal medya, bir yandan siyasi mobilizasyonu ve tepkiyi ciddi ölçüde emiyor, bir yandan da hareketsiz haldeki muhalif yığınların kendini bir şekilde tatmin etmesini sağlıyor. Bu da elbette bu mühim aracın ciddi bir zararlı etkisi. Sokaklarda kendimizi gösteremediğimiz vakit, bir “gösterme” alanı olan sosyal medyada kendimizi gösterip -ve artık bu da bir “cesaret” işi oldu-, politik
Devamını Oku

16 Nisan 2017 Başkanlık referandumunda solun tavrı (derleme)

    derleyen: İsmail Güney Yılmaz   DİYENLER HDP (http://www.demokrathaber.org/siyaset/hdk-demokratik-cumhuriyet-ortak-vatan-icin-hayir-h79358.html) DBP (http://siyasihaber3.org/hdk-hdp-dtk-dbp-ve-tjadan-diyarbakirda-ortak-deklarasyon-hayirla-diktatorluge-dur-diyelim) ÖDP (http://portal.odp.org.tr/ulkemiz-ve-halkimiz-icin-hayirda-hayir-var/) EMEP (http://emep.org/bagimsiz-laik-demokratik-bir-turkiye-icin-tek-adam-yonetimine-hayir/) KP (http://haber.sol.org.tr/toplum/baskanlik-erdogan-akp-chp-ve-mhp-tkp-calismayi-baslatiyor-yeter-183253) HTKP  (http://www.htkp.org.tr/turkiye-komunist-partisi-siyasete-sokaklara-mucadeleye-geri-dondu/) TKH  (http://tkh.org.tr/2016/04/baskanlik-anayasasina-hayir/) ESP (https://www.evrensel.net/haber/305507/esp-tek-adam-diktatorlugune-birlikte-hayir-diyoruz) Halkevleri (http://www.halkevleri.org.tr/sozumuz/bu-memleket-bizim-diktatorluge-teslim-etmeyecegiz-oya-ersoy) Devrimci Parti (http://devrimciparti.org/hayir-cephesinde-birleselim/) Devrimci Hareket (http://www.devrimcihareket.net/kotuluk-karanlik-ve-diktatorluk-kaybedecek/) (Not: DH’nin referandum bildirisinde hayır oyu kullanmayla ilgili bir ifade geçmiyor. Ancak ilgili yapıyla ilişkili yayınlardan DH’nin “hayır” dediği görülebilir) DHF (https://halkingunlugu.org/wp/2017/01/29/dhf-fasizmin-yeni-anayasa-ile-tahkimatina-hayir/) Partizan (Bir ayrılık yaşandı, gruplardan biri “hayır” diyor: http://www.partizan-online.net/diz-cokturme-ve-teslim-almaya-karsi-guclu-bir-cikis-icin-hayir/) TKP 1920 (https://tkp.org/icerik/baskanliga-hayir-1867) SODAP (https://www.sodap.org/aciklamalar/diktatorluge-hayir-de/) SYKP (http://www.sykp.org.tr/2017/01/28/sykp-fasizme-tek-adam-diktatorlugune-hayir/)
Devamını Oku

Hayır

Kendini bir ülkeden büyük gören kibirli ve düşman bir Bir’in tadacağı yenilginin, demoralizasyonun bir parçası olmak gerek. Sonuçta o Bir, ülkeyi arpalığa ve hapishaneye dönüştürme ukdesinden vazgeçmeyecek olsa da, bu tahayyüle, dikensiz gül bahçesi özlemine bu round’da da toplu, güçlü, diri bir cevap verebilmeliyiz

Fiilen anayasasız olarak yönetilen Türkiye, özellikle son 6 yıldır ciddi bir değişim-dönüşüm sürecinde. Denetimsiz, keyfî ve buyurgan mafyöz yönetim, bugün yine “millete gidiyor” ve ondan mevcut olağanüstü hâl rejiminin süreklileşmesinin, rejimin kendini Allah’lık bir anayasa konsantresiyle yasalaştırmasının tasdikini istiyor. Bu süreklileşmiş seçimler, Erdoğan için, tek adam yönetimine kutsî bir meşruiyet haresi yaratma ihtiyacından başka bir
Devamını Oku

İcazetli muhalefetin buruk finali

Solun gideceği yol ise burada yeni, daha önceden tecrübe edilmemiş bir yol değildir: Cüret, cesaret ve devrimcilik. Sol, daha önce nasıl kitleselleşebildiyse, nasıl etkin bir özne hâline gelebildiyse, bugün de aynı devrimci çıkışla değiştirici bir güç olabilir.

Türkiye, tarihinin en kritik kesitlerinden birinden nereye varacağı kestirilemeden, hızla ilerliyor. Bu yol, bu yolu açan iradeyi bir anda yerle bir de edebilir; uzun erimli bir “dikensiz gül bahçesi”ne de zemin hazırlayabilir. Şu an soluduğumuz atmosferin iktidarın arzu ettiği “dikensiz gül bahçesi” filminin bir fragmanı olduğu açıktır. Fakat film gösterime girebilecek mi, girecekse bunun “gişe”
Devamını Oku

Suriye’de Türkiye’nin İç Savaşı

Suriye'deki savaş bir gün bitse bile bu savaşın etkileri Türkiye açısından uzun yıllar sürmeye devam edecek.

  Türkiye’nin Gezi’yi kerteriz alarak başlatabileceğimiz bir iç savaş ihtimali tartışması var. Bu ihtimal ya da kaygı son dönemde daha yüksek sesle ve daha yoğun bir biçimde dillendiriliyor. Nisan 2014’te sendika.org için yazdığım “Türkiye’nin Soğuk İç Savaşı Isınıyor mu?” başlıklı uzun ve biraz dağınık bir yazımda Türkiye’de 12 Eylül sonrası dönemden beri Belçika benzeri (Valon-Flaman)
Devamını Oku

Çâresizlik

"zorun her türlüsüne karşıyız"cılık seni beni öldürmeye devam eder de, zalimi güçlendirir.

Birbirine karşıt olarak değerlendirilse de, soldaki liberal zehirlenmeyle, milliyetçi zehirlenme birbirine koşut, yer yer iç içe geçmiş. İkisinin de birçok konuda tavrı aynı yere varır. Zira varışlarının çıkışı birdir: Kendi ideolojisinin ayakları üzerinde duramama, popülizm, konformizm, pasifizm ve “apolitizm” denilen sağcılaşma hâli. Bu yüzden bunlardan biri, sanki aynı ideolojik cephedenmişiz gibi bize “rol model” olarak
Devamını Oku

Küçük bir mülâhaza

Yıllardır seçimle alamadıkları yerler: Bazı meslek odaları, birlikleri, barolar, üniversiteler… OHAL’le, KHK maymuncuğuyla bunları da hallediyorlar, halletmeye çalışmaya devam edecekler. Yani “sandık iradesi bana kadar var” diyorlar. Tıpkı kendilerinde kaşıntı yapan gazeteleri, televizyonları, dergileri, dernekleri “hallettikleri” ve “halledecekleri” gibi… Durmayacaklar, dokunacaklarını düşündüğümüz, tahmin ettiğimiz her yere de dokunacaklar. Dinlemeyecekler. Yüzünüze karşı tam tersini yüksek sesle
Devamını Oku

Sosyalistlerin barışı

devrimci savaşı eskimiş bir nostaljiye indirgeyenler için kendi konforu giderek dünyanın temel çelişkisi hâline gelir.

“Barış”ın, bir kelime olarak kulağa hoş geliyor oluşu çoğu insan için “barış”ı savunmak adına yeterli bir gerekçe olsa da, kazın ayağı her zaman perdelidir. Dünya, tarih, sınıflı toplum, sosyal eşitsizlikler, ulusal baskılar, sömürü, talan, soygun düzeni, savaş, mücadele, adaletsizlik… Bunların hiçbiri barış kelimesinin bugünkü anlamının efsunuyla sağaltılamıyor, tamir edilemiyor. Tersine “barış”, bir tamir ve iyileştirmeden
Devamını Oku

İkrar ve inkar arasında: Soykırım neden “sıradan”dır?

Almanya Federal Meclisi’nden, Ermeni Soykırımı’nı tanıyan ve meselede Alman İmparatorluğu’nun dahlini de kabul eden tasarının geçmesiyle, Türkiye’nin sıradan milliyetçiliği yeniden kendini cerahat ve feveranla faş etme fırsatını buldu. Bu yazının konusu soykırımın yaşanıp yaşanmadığı değil. Zaten günümüzdeki durum, nasıl bir soykırımın yaşanmış olduğunun sağlamasıdır da. Biz bu yazıda Türk tipi milliyetçiliğin sıradanları ve mecburiyetleri üzerine
Devamını Oku

Megrel Meselesine Giriş

“domixvami çkimi nana, Samargalo na ni na …” Biz Lazların çoğu için Megreller dünyadaki en yakın akrabamız ve Megrellerin kullandıkları dil bizimkiyle hemen hemen aynı, bu bir sır değil. Bu “kolektif hafıza”da yaşatılmış temel bir bilgi. Bilgiler bu bir iki cümlelik yere kadar doğru olsa da, bunun dışında kalan ve yine bir iki cümlelik olan
Devamını Oku

Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir

  Bu kez kısa fakat yine “hızlı” bir yazı olacak. Figen Yüksekdağ; “ülkemizi onlara -AKP’ye- böldürmeyeceğiz” demiş (1). Ciddi bir güç olanın istediği her şeyi söyleyebileceği ve yapabileceği bir zemin epey zamandır oluşmuş durumda. Siyasi pragmatizmin solun önemli bir bölümünün tüm hücrelerine kadar sinmiş olduğunu teslim etmek zorundayız. Hâlbuki, Yüksekdağ’ın söylediği şeyi, herhangi bir sol
Devamını Oku

Lazist’ani Nam Sva’n?

Lazepe-k, dobadonapenişi xususi a yoxote var elişinaman. Elişinamt’es; “Lazist’ani” it’urt’es mara ham yoxo Cumxuriyet’i-k doyasağusis, tamo tamo dobadona yoxo oxmaru naşk’ves. Lazepe, Lazist’ani goç’ondres. “Lazist’ani”, xvala normali Lazepeşeni var, taneri Lazepeşeniti ar “tabu” on. Hişeni, 90-uri tzanapeşi coç’apas/geç’k’apas na-idziru “Lazona” yoxo Lazist’anişi yeine oxmaraman. Yani, “Lazona”, Lazist’ani ompuluşeni a noxmareşen ç’k’va mutu var on. Ma,
Devamını Oku

Farkını Kıskançlıkla Korumayanın Farkı Kalmaz

Kürdistan'da yaşanan katliamlara sessizlik üzerinden sosyolojiyle silahlarla da savaşacaksanız ve masum insanların kitlesel katlini bunun üzerinden meşrulaştırma çabasına girişecekseniz, o silahların, bombaların hedefine Kürt halkını da yerleştirmeniz gerekir (!).

   Ankara’daki son katliamın (13 Mart) ardından sol, bütün parçalarıyla hararetli ve kimi yönleriyle utanç verici, hatta kan dondurucu bir tartışmanın içine girdi. “Tartışma” dediysek, henüz ciddi bir tartışmanın verisi yok, buradan siz sosyal medya/medya üzerinde çeşitli kişilerin katliama dair verdikleri tepkilerin toplamını ve bunların ne anlama geldiğini anlayın. Üstelik, PKK ya da “solu ilgilendirebilecek
Devamını Oku

Sol ve Kürt hareketi

Kürt hareketinden soyutlanmaksa, belki Türkiye solunu kitlesel anlamda “güçlendirir”; fakat bu “güçlenme” içinde keskin bir gericileşmeyi de mutlaka taşıyacaktır. Mühim olan ilerleyerek, mevzi kazanarak güçlenme.

“Yerli, sömürgecinin kentine imrenme ve şehvetle bakar. Sahip olma düşleri, sahip olmanın tüm tarzlarını düşler: Sömürgecinin masasına oturmak, sömürgecinin yatağında yatmak (…). Sömürge insanı kıskançtır. Sömürgeci de bunu çok iyi bilir; kaçamak bakışları yakaladığında içinden acı acı ‘Yerimizi almak istiyorlar’ diye söylenir. Bu doğrudur, zira, en azından bir günlüğüne, kendini sömürgecinin yerine koymanın düşlerini kurmayan
Devamını Oku

Enternasionaluri Birapaşi Lazuri Golaktalu (Enternasyonal Marşı Lazca Meali)

-Enternasionali- gok’utsxi aşk’va ncirişen gok’utsxi gok’utsxi yesirepeşi kiana irden k’abğa zalimepeşk’ala ham k’abğa sk’udalaşi k’abğa. mepxvat ham mcveşi kiana şk’u ağani kiana bgorumt uşk’ut’an aşk’va zalimepe voret husinderşk’ule mance. ham k’abğa soğunai k’abğaşk’uni on aşk’va Enternasionalite içiten k’oçinoba. ğormoti, p’at’on, ağa, mapa oxoşk’va p’ot’e var naçen e do şk’uni moçuletinu xvala xepeşk’unis ren. ham k’abğa
Devamını Oku

Modern Laz Edebiyatı Üzerine Bir Deneme

İsmail Güney Yılmaz   İsa nenaz mu itkven Nazimi çkimi / Doğru söze ne denir Nazım’ım İsa nenaz miz mu utkun / Doğru söze kim ne diyebilir Çkun; / Biz Xirxineri ntsxenepete var moptit /  Kişneyen atlarla gelmedik Mitiş dobadona var goptit / Kimsenin vatanında gezmedik Mitti mitiş getasule var bzonit /  Kimsenin bostanını eşmedik
Devamını Oku

Yaşadığımız günler: Bir distopya fragmanı

Biz, ya bu distopyada tecessüd edecek cehennemi göğün altında sırtımızda kırbaç şaklamalarıyla anlamsız bir varlığın sürdürücüsü olacağız; ya da buradan bir ütopyaya doğru savaştan bir çizgi çekeceğiz.

“Hepimiz intikamını almak istediğimiz gizli bir yara uğruna savaşıyoruz.” Italo Calvino, Örümceklerin Yuvalandığı Patika Sultanahmet Katliamı’nda yaşamını yitiren canların anısına… Kendilerine açık destek vermeyen herkesi öldürmek istiyorlar. Geçtiğimiz hafta Beyaz Şov’da canlı yayına bağlanan Ayşe Çelik’in “çocuklar öldürülmesin” feveranından sonra yaşananların, adım adım içine sokulduğumuz kapkaranlığın (zaten karanlıktı) en somut sinyali olduğu söylenebilir. 20 yıldır
Devamını Oku

Cephe ve tribün kültürü üzerine on görsel

Can Dündar’ın “Tecrit Ölümdür”, Selahattin Demirtaş’ın “Haklıyız Kazanacağız” dediği günleri yaşıyoruz. Siyasette sözlerin, sloganların onu söyleyenlerle bu kadar özdeş tutulduğu, bu yüzden de doğru olsalar bile bu kadar uzak durulduğu başka bir ülke var mı bilmiyoruz. O yüzden bu sloganların farklı kişilerce kullanılması -sebepleri bir yana- gerçekten tarihi bir olay. Siyasette durum buyken, bırakalım Cephe’yi,
Devamını Oku

İntibah ve ittifak

Boranda ilerleyebilmek, omuz omuza durabilmekle mümkün. Faşizmin hedefinde olanlar ve hedefinde faşizm olanlara bir intibah, bu intibaha da bir ittifak lâzım.

“Düştü”, “gitti,” “bitti”, “bitiyor” derken, AKP, tarihinin en güçlü dönemini yaşıyor. Ya da gücünü en çok gösterdiği dönemi. Buna karşın sol sosyalist muhalefette ise bir atıllık ve etkin reaksiyonsuzluk hâli hâkim. Kürdistan’daki işgal ve tasfiye operasyonu biteviye şiddetlenirken ve ülkeden Suriye benzeri fotoğraflar timeline’larımıza akarken, sürekli “Batı”nın sessizlikle itham edilmesi de epey tartışma nesnesi olabilecek
Devamını Oku

Türkiye ve Rusya İlişkileri Nereye: Yazar ve Akademisyenler Yorumluyor

Türkiye iç politikasını hamasetle, dış politikasını kompleksle yürütüyor.

Rusya’ya ait bir savaş uçağının Türkiye tarafından düşürülmesi Türkiye-Rusya ilişkilerinde büyük bir diplomatik krize yol açtı. Peki bu diplomatik kriz Türkiye ve Ortadoğu için ne anlama geliyor? Putin’in sert açıklamalarının ve ABD ile NATO’dan gelen diğer açıklamaların karşılığı ne? Akademisyenlere, hukukçulara ve yazarlara sorduk, Foti Benlisoy, Erdal Doğan, Tuğçe Erçetin, Akın Olgun, Sezin Öney, Engin Sustam, Sarphan
Devamını Oku

Papirüs / 14

Papirüs, yeni sayısında Laz edebiyatına yer verdi. Ben de bu dosyaya “Modern Laz Edebiyatı Üzerine” başlıklı bir makaleyle katkı sundum. Dosyada İrfan Çağatay Aleksishi, Hasan Uzunhasanoğlu, Murat Murğulişi ve Anke Musa Cedeşi de yazılarıyla katkı sundu. Dosyada, Yılmaz Avcı’yla da bir röportaj var.
Devamını Oku

Dost, düşman, çâre, kahır: “Halkımız”

Mahir, “sun’î denge” demiş. Bu sun’î dengenin kapattığı gözleri açmak da onun vârislerinin işi. Aksi takdirde bu sun’î denge bir “Sünnî denge”ye dönüşecek ve bir “çoğunluk diktatörlüğü”nün eli kolu bağlı tutsakları olarak kalacağız

Solun öteden beri en hararetli tartışma konularından biri halk ve halkçılık meseleleri. Öyle ki, “halkçılık” ve “işçicilik” başlı başına birer ayrım çizgisidir. Bu yazıda halkçı-işçici arasındaki tarihî polemiğin teorik tartışmasına girmeyeceğiz, sadece “halk”ın neliğiyle ilgileneceğiz. Ankara Katliamı’ndan ve özellikle Konya’daki maç öncesi yapılan saygı duruşunda protesto rezilliğinden sonra, birçok kalem bu halk meselesine değinmek zorunda
Devamını Oku

Doğrulmalıyız

hocam Osman Turan Bozacı ve Ankara’da yitirdiğimiz tüm canların anısına… Ankara 10 Ekim Katliamı’nda şu saate dek 128 insanımızı yitirdik. Hâlen ağır yaralıların olmasıysa tabloyu daha da ağırlaştırabilir, bu bizi korkutuyor. İçinde bulunduğumuz dönemde, hasta ruhlu düşmanın gözü dönmüşlüğünü de hesaba katarak her eylemde bu tip saldırıların olabileceğini hepimiz göz önünde tutuyorduk, tutuyoruz. Fakat sanırım
Devamını Oku

Radikallik Neden Gereklidir?

Hayalini kurduğumuz insanca, hakça düzenin ebesi olacak yegâne anahtar teredütsüz bir biçimde sürdürülecek olan sınıf savaşıdır. Burada savaşı, elbette, kelime oyunlarına, eğip bükmelere kaçmadan ifade ettiği gerçek anlamda kullanıyoruz. Sürdürülen savaşın yekûn vaktinin uzun bir periyodunda düşman hep daha üstün ve güçlü olacağı için, yumuşak bir siyasetin, evrimciliğin, kendini tamamen örtmenin ve bu yoldan hızla
Devamını Oku