Ali İsmail Korkmaz

Bu ülke artık doğudan batıya kocaman bir vicdan enkâzıdır. Bu vatan bizim için yerine koyacağımızla ancak alabileceğimiz buz gibi bir intikamın salt motivasyon görselidir.

“Vurmayın öldüm!”

 

19 Ocak.

 

Agos’un penceresinden Gülten Kaya konuşuyor.

 

Diyor; “Ali İsmail Korkmaz”.

 

Yanaklarımızdan süzüleni göstermemek için annem, babam, ben evin farklı odalarına dağılıyoruz.

 

Duyulsun;

 

Bu ülke artık doğudan batıya kocaman bir vicdan enkâzıdır. Bu vatan bizim için yerine koyacağımızla ancak alabileceğimiz buz gibi bir intikamın salt motivasyon görselidir.

Öte anlamlar aranmasın!

 

Vatan!

 

Biz vatana “Türkiye” demiyoruz. Yok!.. “Kürdistan” ya da “Lazistan” da demeyeceğiz. Vatan bizim için muhayyel bir komündür zirâ ve biz onu Mine Bademci’nin,Yoldaşcan’ın, İmran’ın, İlginç’in, Hasan’ın, Agit’in  delik deşik, lime lime edilmiş, incecik bedenlerinden soruyoruz. Biz, yarın adına “memleket” diyeceğimiz rayihayı bir bilme’den kuruyoruz.

 

Unutulmasın, bizim tarihimiz bir ölen arkadaşlar, abiler ve ablalar, biriken kabir adresleri, taşı türkülü mezarlıklar tarihidir.  Bizim yürüyüşümüz bir hafızadan ötürüdür, her adı, her günü, her dağ kuytusunu, sehpa üstünü, sokak arasını, tabutluğu, işkencehâneyi, kana bulanmış amfiyi temrin eder yürürüz nefes alıp, verirken.

 

Bir soluk alırız;

 

Abdullah, Mehmet, Medeni, Ethem, Ahmet Atakan

 

Bir soluk veririz;

 

Selim, İrfan, Serdar, Zeynep, Hasan Ferit, Muharrem.

 

Bizim ânımız artık sadece bir isim olmayan anıları anmadan mürekkeptir.

 

Ve analar;

 

“dursun,

dursun yas esvaplarınız.
yığın derleyin,
gözyaşlarınızı;
bir metal oluncaya kadar:
bununla vuracağız,
gündüz gece;
bununla çiğneyeceğiz,
gündüz gece;
bununla tüküreceğiz
gündüz gece
kin kapılarını,
kırıncaya kadar. ”

 

Ve ah siz ağrıdaşlarım;

 

Bilin ki, umrumda değil seçimleri , solcu-sağcı adayları, aday adayları,büyük siyasetleri ya da baktıkları “büyük resimler”i, her şey en sarihindeyken “karanlıkta fil tarifler”i, konjonktürleri,pazarlıkları umrumda değil!

 

Çünkü dostlarım;

 

19 yaşında bir delikanlıyı, yani “yapmayın, daha çok genç!”i, bir hayatı, bir umudu, bir heyecanı, bir yarını, bir yaşanamamaşı, bir ananın biriciğini, bir babanın gururunu döve döve öldürdüler ne bu dünyada, ne de bu dünyanın inandıkları “öte tarafı”nda yeri olmayan korku ve sefalet cellatları.

 

Döve döve öldürdüler onu!

 

ey vicdan!

 

ey adalet!

 

ey insanlık!

 

Bir daha gün görmemişi çekip aldılar aramızdan… Ne deyim… Döve döve aldılar!

 

Söktüler ciğerimizi, ezip geçtiler ve dedi ki; “emri ben verdim!”.

 

Ne deyim …

 

Bizim Ali İsmail’den başka bir sözümüz yoktur …

 

Ve;

 

Hepimize öz kardeş acısı yaşatan bu hep eksik kalışımızla,bu kör iklimle, bu her gününde düğümlenmiş bir kursakla yaşayadurduğumuz vahşi zamanlarla bir hesabımız vardır bizim.

 

Ve bu yazılsın, adı; “dün ve yarın için”dir bunun.

 

Ah …

 

Ali İsmail Korkmaz şiarı artık bizim için bir isim değil, bir anı, bir tarih, bir yarına dimdik çıkabilme sözüdür.

 

Ve hadi! İki bin değil, iki milyon kolluk dikin siz  o adalet uğultusunun önüne! O yeminin göğüs kafeslerimizi yükseltip, alçatmasına engel olamayacaksınız!

 

Ali İsmail Korkmaz!

 

Bilincimize ve hançeremize yönelmiş “diren …” çığlığıdır.

 

Ki bu da demektir ki;

 

“Tuz buz etseler de her yanımızı,

elimizi kolumuzu kırsalar da,

dişlerimizle tutunabilmeliyiz.”

Fraksiyon.Org – 03.02.14/Esenyurt