Abhazya ve Güney Osetya ya da İt İzinin At İzine Karışması

Çünkü saldırgan,şoven Gürcistan’ın arkasında nasıl ABD emperyalizmi varsa,ezilen Abhazya ve Güney Osetya yönetimlerinin iplerini elinde tutan güç de Rusya emperyalizmidir

Ağustos ayının başlangıç günlerinde Gürcistan’ın de facto bağımsız Güney Osetya’ya ani saldırısıyla patlak veren ve Rusya’nın Gürcistan’a sert müdahalesiyle önemli bir uluslararası sorun hâline gelen savaş ardında binlerce ölü,yaralı,evsiz,aç,susuz insan ve maddeten ve man’en yıkılmış bir coğrafya bıraktı.Amerikan beslemesi faşist Saakaşvili’nin Gürcistan’ın “kaybettiği vatan topraklarını” yeniden ilhak etme hezeyanıyla başlayan savaş Gürcistan’ın sürekli hınç,kin,kibir ve inkârla beslenen resmî milliyetçiliğinin – alışılageldik şekilde – hüsranıyla sonuçlandı.1991-1993 yılları arasında Abhazya ve Güney Osetya’ya karşı girişilen savaş da Gürcistan’ın yenilgisi,özerk hükümetlerin fiilî bağımsızlığıyla neticelenmişti,bu savaşsa Rusya’nın iki cumhuriyeti resmen tanımasıyla söz konusu cumhuriyetlerin bağımsızlıklarının daha bir “sağlaşmasına” zemin hazırlamış oldu.Hâmîsi ABD’den beklediği desteği somut anlamda pek de alamamış olan Saakaşvili ise sanki savaşı kendi başlatmamış gibi şimdi “küçük mazlum Gürcistan” edebiyatıyla kendini acındırmaya çalışmakta,iyice bozulmuş psikolojisiyle hamaset nutukları atmaktadır.Bugün Rusya’nın,kendi topraklarına saldırmasıyla “dev Rusya küçük Gürcistan’ı yutmaya çalışıyor” feryadını basan Saakaşvili’nin ne garip bir “çelişki”dir (!) ki daha çok yakın bir zamana kadar ABD işgali altındaki mazlum Irak’ta dev ABD’yle omuz omuza çarpışıp yoksul,masum insanların kanını döken 2000 askeri vardı.Gürcistan’ı ABD’nin sâdık uşağı hâline getiren Saakaşvili “kadife devrim”le iktidara geldiği günden beri yoksul Gürcistan halkının durumunu iyileştirmek için hiçbir şey yapmamış,varını yoğunu askerî harcamalara yatırmıştır.Gürcü halkı yarı açtır;ama kimin umrunda!..halka bir kuru ekmek ve şahlanmış bir milliyetçilik yetmez mi ?!.

Yukarıda sayılmış olan ve daha da sayılabilecek pek çok nedenden dolayı, yeniden ve yeniden hortlatılan Gürcü milliyetçiliğini desteklemek elbette olanaksızdır. Ki bu gerçeklik yalnızca sol kesim için değil,”üniter devlet” borazancıları için de geçerlidir. Çünkü birincisi Abhazya daha 1931’e dek Gürcistan’la eşit statüde bir Sovyet cumhuriyetiydi, sonradan Gürcistan’a bağlanmıştır. İkincisi Güney
Osetya günümüzde Rusya Federasyonu’na bağlı olan Kuzey Osetya’nın doğal bir uzantısıdır, ezcümle ortada tek bir Osetya vardır. Osetya’nın durumu biz Türkiyeliler’e çok tanıdık geliyor olmalı, işte Kürdistan’ın dört parçaya bölünmüşlüğü örneği. Bu açıdan Osetya’ya Kafkasya’nın Kürdistan’ı gözüyle bakabiliriz. Ve elbet nasıl ki Kürdistan sorunu büyük oranda emperyal çıkar ilişkileri sonucu ortaya çıkmış bir yaraysa, Abhazya ve Güney Osetya meseleleri de SSCB’nin bilhassa Kafkasya’da genelde hatalı, çarpık ve karmaşık şekilde uyguladığı uluslar politikasının mes’uliyetindedir. Kaldı ki Kürdistan’ın başka ülkelere bağlı olması meselesinin tarihsel bir sürekliliği, ezelî bir arka plânı vardır, yani bu sorun yalnızca Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın sonucu olarak açıklanabilecek bir olay değildir. Ne var ki Abhazya ve Güney Osetya’nın Gürcistan’a bağlılığının öyle uzun bir geçmişi filan yoktur, bu iki küçük ülke kelimenin tam anlamıyla Gürcistan’a monte edilmişlerdir.

Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı (?)

Buraya kadar, demokrat olan bir insan için Güney Osetya ve Abhazya meselelerinde kimin safının tutulacağına dair kafa karıştırıcı herhangi bir sorun yokmuş gibi görünüyor.Fakat gelin görün ki bu sorun da – günümüzün pek çok sorunu gibi – insana ” kazın ayağı öyle değilmiş.” dedirtiyor.Ulusların kendi kaderini tayin hakkını Marksist-Leninist bir perspektifle sonuna kadar savunan bir insan için madalyonun öteki yüzü gerçekten kafa karıştırıcı.Çünkü saldırgan,şoven Gürcistan’ın arkasında nasıl ABD emperyalizmi varsa,ezilen Abhazya ve Güney Osetya yönetimlerinin iplerini elinde tutan güç de Rusya emperyalizmidir.Rusya, 91-93 savaşından beri iki cumhuriyeti açık şekilde desteklemektedir,bugün her iki cumhuriyetin vatandaşları da Rus pasaportu taşımaktadır,her iki de facto cumhuriyetin ambargo şartları altında ilişki kurabildiği tek devlet de yine Rusya’dır.Rusya’nın bu iki küçük cumhuriyete, savaşa fiilen katılabilecek kadar- destek vermesinin sebebi ezilen halkların kurtuluşunu sağlamak olamayacağına göre Abhazya ve Güney Osetya meselelerinde iki defa düşünmek elzem görünüyor.Abhaz ve Oset halklarının – Kafkasya halkları tarafından en büyük düşman olarak anılan – Rusya’ya bu şekilde sırtlarını dayamış olmaları tarihin yaptığı kötü bir şaka gibi…Bir kere bu ülkeleri sömürgeleştiren,bu halkları anayurtlarından süren,yüz binlerce Kafkasyalı’yı öldüren Rusya Çarlığı’dır.Ama bugün Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerinde dağınık hâlde yaşayan Adıge (Çerkes),Abhaz ve Oset diasporalarının Rusya’ya karşı hayırhah tutumunu gördükçe -hele bir de Kadıköy’de yapılan “bağımsızlık kutlamaları” var ki,evlere şenlik!..- insan kafasını vuracak duvar arıyor gerçekten.Ve işin daha da vahim bir boyutu Abhazya ve Güney Osetya’nın yanı başındaki Çeçenistan,Rus işgâli altında inim inim inlemektedir.Bu Çerkes ( ya da Kuzey Kafkasyalı) aydınlar acaba bunu da mı görememektedirler,milliyetçi hırsları gözlerini bu kadar mı kapamıştır?!.İnanmak gerçekten güç…Her fırsatta “birlik”,”dayanışma” vs. içinde olduğunuz (!) kardeş(!) Çeçen halkının bağımsızlığını, Rusya’nın güdümüne bu kadar girdikten sonra nasıl savunacaksınız ?!.Gerçekliğin izinden gittikçe Çerkes aydınları için “can sıkıcı” sorularımız şüphesiz çoğalacaktır…Tarihin kötü bir şakası demiştik,aynı şey Gürcistan özelinde de geçerli.1801 yılında kendini Rusya’ya gönüllü olarak ilhak eden – ve Kafkasya direnişinin mutlak yenilgisini hazırlayan – Gürcistan,Rusya’yla “gönül bağı”nı 1991’e kadar sürdürmüştür.Fakat bugün onun için en büyük düşman Rusya’dır;çünkü zaman değişmiştir,Rusya – vasal bir yöneti de olsa- Gürcistan’a toprak kazandıran Rusya değildir artık.

Peki, at izinin, it izine karıştığı, beyin dumuruna sebebiyet verebilecek kadar girift bir tablo sunan coğrafyanın yüzlerce yıllık ezilmişliğini, acısını ruhunda taşıyan özgürlük düşkünü kadim Kafkasya halklarının kurtuluşu nerededir? Cevabı aslında oldukça basit: Tüm Kafkasya halklarına geçmiş sosyalizm döneminin olumlu olumsuz tecrübelerinin de ışığında eşitlik ve özgürlük! Günümüz aydınlarına “kaba” ve “çağdışı” geliyor olabiliriz ancak Kafkas halklarının da kurtuluşu tüm dünya halkları gibi sosyalizmdedir. Çünkü onurlu Kafkasya halkları, gerçeğin suyuyla beslenen düşler bahçesinin getireceği özgürlüğün yaratacağı sonsuz mutluluğu hak ediyor… Tamah edilecek ikame mutlulukları asla değil!

 

4 Eylül 2008- Darvakit.Org

Cebeci – Ankara