Category: Self-Servis Neşriyat

Eylül’ün ezemediği

İçeriyi kendine bir okul yapan, dışarıda kendine çok öğrenci buldu.

  Bu yazı bir güzelleme metni. “Güzelleme” kelimesi Türkiye soluna özgü gibi olan ifadelerdendir. Çoğu kez de olumsuz bir içerikle doldurulur: “Güzelleme yapmak.” Tanıdık gelmiştir, kulaklarımızda hakir gören bir ihtivayla çınlayan bir söz öbeği bu. Hani, olumsuzluklara hiç ilişmeden, coşkulu ve (kendini/ siyasal çevresini) tatmin odaklı bir büyüklenme, yiğitleme gösterisi. Niyetim bu değil tabii. Fakat,
Devamını Oku

Ya kimlik, ya sınıf (mı?)

“Ya sınıf, ya kimlik” önkabulü değil, sınıf siyasetini kimliklerin sınıf kardeşleriyle aynı kavgada buluşturabilecek bir akıl ve kudret gerek. Yoksa Demirkubuz filmlerinin kapanmayan kapı sahneleri gibi, bizim hikayemiz de bir türlü kapanmayan bazı kapıları kapatmaya çalışma gayretiyle aynı tekrarda döner durur.

  Yazının konusu son haftalarda en azından sosyal medyada muhalefetin bir kesiminin hararetli gündemlerinden biri hâline gelen trans aktivizm – radikal/ liberal/ sosyalist feminizm tartışması olmayacak. Bunun sebebi fikrimizin bir önemi olmadığının peşinen kabul edilmesini savlayanların hoşuna gideceği gibi “solcu e*kek” olmam değil, meseleye dair yeterli bir ilgi ve dolayısıyla bilgiye sahip olmayışım. Zaten, dünyanın
Devamını Oku

Notlar/ mülahaza

Birçoğumuzsa ne devrimcileşme cesareti, ataklığı gösterebildik; ne de devrimcileri izlemekten, dışımızda süren devrimcilikten heyecan duymaktan geri durabildik. Bu “bekleme” hâli pozitif mânâda bir “potansiyel”e işaret etse de, bunun hareketsizliği, paslanmayı hatta daha acısı yer yer çürümeyi getirdiği açık.

  Yakın hatırasında bir kendi gerçeğine yabancılaşma tarihi ile kanser edilmiş olan Türkiye halkının tarihi bir kriz tarihidir. Bu toplumsal/ tarihî gerçekliğe dayanıp, tebanın krizini ehlileştirip, yönetebilme, görünmezleştirme, onu sindirme, razı etme, kişinin, halkın kendini keşfedip haykırma, kendini “terörize” etme arayış ve çıkışlarını bastırma çabası olarak T. C. tarihi toplam bir kriz tarihidir. Devleti yıkma
Devamını Oku

Devrimciler sevimsiz midir?

Ama bu hakikat, bizim (devrimcileri sevenlerin), devrimcilere, devrimciliğe karşı örgütlenen galiz, histerik, aşağılayıcı sözlü saldırılara ses etmeyeceğimiz, bunları normal, hak edilmiş bulacağımız anlamını doğurmuyor.

  Kavgayı seçmiş devrimciler, önce 12 Mart’ı takiben, “iyi tahsil görmüş, iyi yürekli ama fazla heyecanlı ve zulmün gadrine uğramış masum çocuklar” diye bir acımayla birlikte tarif edildiler. Daha sert geçen ve sadece varlığı değil değerleri de tarumar eden 12 Eylül’den sonra ise bunun yerini “masum” olmayan, şiddete tapan, yaşamı sevmeyen, iyiye ve güzele düşman,
Devamını Oku