Tag Archives: 19 aralık katliamı

19 Aralık: En Uzun Gece

Türkiye tarihinin en vahşice işlenmiş fakat belki de en çok sessiz kalınan katliamlarından birine tanıklık ettik. İnsanların etleri yanıyordu fakat giysilerine bir şey olmuyordu. Devrimciler kimyasal silahlarla, mermilerle, diri diri yakılarak, kalaslarla darp edilerek öldürülüyordu.

“şuramızda bir şey var acıya benzer umuda benzer böyle günlerde hayat hem acıya, hem acıya benzer”  Arkadaş Z. Özger Türkiye solunun tarihi uzun yıllar tamamen kendi içine kapalı ve politika üretemeyen bir yolda ilerlese de, bu yürüyüş belli bir dönemden sonra kendine kerterizini birçok kırılma ve sarsıntıdan koyan karakteristik dönemlere ayrılmıştır. Osmanlı’nın son yıllarındaki nüvelerden,
Devamını Oku

Zırh

Devrimci Hareket bir beklentinin, bir vazifenin ve bir iddianın tam içine doğdu. Tarih’çe, Devrimci Hareket’e, “bak, her yerden üzerimize taş yağıyor, zırh sen olacaksın” denilmiştir, bilinsin.


Devamını Oku

Türk Basını 19 Aralık’a Nasıl Baktı ?

Yazının hacmi gereğince elbette ki tüm bir Türk basınına değil de, sâdece seçtiğimiz gazetelere göz atacağız. Ancak bu seçim, öyle alelade değil, tersine bilinçli bir tercih oldu. Yazıda işleyeceğimiz gazeteler, üç ayrı cephenin, üç ayrı gazetesi; Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman olacak.

Bu yazının konusu, 19-22 Aralık 2000 tarihleri arasında yaşanan, devletçe konulmuş resmî adının “Tufan” olduğunu yeni öğrendiğimiz; fakat topluma hayırlı gösterilmek amacıyla “şâir” Ecevit’çe “Hayata Dönüş” adıyla sunulan hapishâneler katliamını o günkü değil, bugünkü Türk basının haber yapış şekli olacak. Daha çok da bu yüzden yazının başlığında “gördü” değil “baktı” ifadesini kullanmayı uygun gördük. Ancak
Devamını Oku

Öfkeye Önsöz

Öfkemiz var …Evet, öfkemiz var … Ama öfke, bilincin ışığıyla biçimlendirilip, kavganın motivasyon aracı olarak kullanılabilir bir hâle getirilmedikçe kof bir garezden başka bir anlam taşımayacaktır.

122’lere… Yüzlerce yaprak, dev bir ağacın gövdesinden döküldü sokaklara, ölüm kokan kahkahalarıyla gaddarların zulüm ve alçaklıkla ördüğü hazanda. O uzun mevsimden sonra dilimizdeki tüm şarkılarımız hüzzam; si bemol koma, mi bemol ve fa diyezin derin ıstırap döngüsünde.Tüm şiirlerimiz hüznün nefesiyle dökülüyor ağızlarımızdan ve sızıyor diğer yaralı yüreklere. “Ey İstanbul bu kaçıncı yiğittir!” diye haykırıyor içimizdeki sessiz çığlık. Yaralarını kin
Devamını Oku