30 Mart Seçim Sonuçları Aynasında Sol

Solda 19 Aralık katliamıyla başlayan, 2000′ler boyunca gelişen gerileme ve siyasetsizlik sonucu büyüyen liberalleşmeden bağımsız olarak bu sonuçlar okunamaz. Bu liberalleşme sadece Kürt hareketinin peşine takılan sol grupları değil, ondan bağımsız hareket eden diğer sol yapıları da kapsayan bir çözülmeyi işaretliyor.

Not:  Bu yazı 25 Nisan günü Spot dergisi için yazılmıştı. Fakat derginin yeni sayısının çıkışı bir hayli gecikince yazı da “boş”a düşmüş oldu. Yazı, bu nedenle derginin sadece internet sitesinde yayımlandı (13.08.14 tarihinde)

Türkiye tarihinin sonuçları en çok merak edilen, üzerine en çok gerlimli tartışmaların yürütüldüğü seçimlerinden biri olan 30 Mart 2014 yerel seçimleri geride kaldı. Seçim, öncesindeki hararetli ve keskin atmosferi bir yana, sonrasında yarattığı şaibe iklimi, yeniden oy sayımları, iptal edilen ve kimi yerlerde seçimlerin tekrar edilecek olması gibi sonuçları ile de birçok polemiği bakaya bıraktı. Ancak seçimler sonuç olarak bitti ve kazanan, hânesinde olumsuz gözüken onca girdiye karşın AKP oldu. Evet, AKP tarihi bir zafer kazanmıştır bunun lamı, cimi yok. Enteresan “verilerle” bunun böyle olmadığı yönünde analizlere girişenlerse ancak kendilerini kandırıyorlar, zira toplumun her kesimi bu seçim sonuçlarıyla ilgili yapacağı hesabı yapmıştır. Sevinen sevindi, üzülen üzüldü, “demokrasi şöleni” sona erdi. Burada asıl üzerine kafa yormamız gereken nokta AKP’nin zaferinin her şeye karşın Erdoğan adına kazanılmış bir “Pirus zaferi” olmaması, tersine bunun düpedüz zafer olması olmalı.

Bugün yolsuzluk ve rüşvet meselesinin unutturulmuş olduğu görülüyor, öyle ki hırsızlar televizyonlara çıkarılıp, bayrak önünde şov yapabiliyorlar. Erdoğan için artık kader maçı Cumhurbaşkanlığı seçimi olacak gibi, tabii eğer katılırsa. Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olduğu takdirde, bu işin birden fazla handikaplı yönü olacak. Bir kere günümüz sınırlarında bir tür devlet başkanlığı Erdoğan’ın işine gelmeyecektir, buna karşı Başbakan ne yapacak? İkincisi Erdoğan Kürtlerin desteğini alamadan seçime katılırsa, seçimin usulü gereği, bu onun için bir siyasal intihar olabilir. Aynı şekilde Kürt hareketi de tutup Erdoğan’a destek atarsa, bu da Kürt hareketi için bir tür siyasal intihar sonucu yaratabilir.

Erdoğan, çok daha ezici bir AKP iktidarı için dar bölge söylemleriyle ve de böylece sadece Kürt hareketinin ağzına bir parmak bal çalmış olarak zemin arayıp, yol yaparken, devlet başkanlığı konusunda da onun ne tip adımlar atabileceğini hep beraber göreceğiz.

Fakat, burada artık bir es koyup, bu yazının asıl konusuna dönelim ve seçimler üzerinden solun aldığı sonuçlar hakkında konuşmaya çalışalım.

30 Mart Seçim Sonuçlarında Sol

Seçimi belediye başkanlığı+il genel meclisi hesabına göre ve hâlâ tam olarak resmi olamayan, biraz sıkıntılı sonuçlarla irdelediğimizde en yüksek sol oy HDP olarak karşımıza çıkıyor: % 2.2. Aynı kritere göre HKP 26.551, TKP 22.071, ÖDP 17.676 oyda kalıyor. İl genel meclisinde ise HDP % 1,96 (875.975), ÖDP 60.284, TKP 51.650, HKP 2.045 oy almış. BDSP-Kızılbayrak çevresi de belli bölgelerde girdiği seçimlerde herhangi bir başarı gösteremedi. EMEP ise yalnızca geçen seçimde yüksek oy oranıyla BBP’nin arkasında ikinci olduğu Afyon-Beyyazı beldesinde bağımsız olarak seçime girdi. Altı partinin EMEP’e karşı DP çatısı altında birleştiği beldede DP ve EMEP’in oyları önce eşit çıktı -454′er oy-, sonra tekrarlanan sayımda belediyeyi 1 oy farkla DP aldı, şaşırtıcı olmasa gerek.

Bu seçim sonuçlarıyla zaten bir elin parmakları kadar olan “sosyalist” belediye sayısı ikiye düştü. Dersim’in iki ilçesindeki Maocu (DHF) destekli iki aday dışında sosyalistler belediye kazanamadı. DHF, Ovacık’ta TKP, Mazgirt’te ise ÖDP adıyla BDP’nin önünde seçimi bitirdi.

Bu iki ilçe dışında Avanos’ta da halk oyuyla aday seçilen ÖDP adayı, CHP ittifakı ve CHP çatısı altında belediyeyi kazandı. ÖDP-Halkevleri-TKP-EHP’nin diğer ortak adayları ise Hopa’da, Hopa-Kemalpaşa’da, Edirne’de, İzmir-Narlıdere’de, Ankara’da, Fethiye’de başarı kazanamadılar. Aynı şekilde TKP ve ÖDP’nin tek başına gösterdiği adaylar da çok düşük oylarla seçimlerden çıktılar. ÖDP-CHP ittifakları Fındıklı ve Tonya’da ve yine iki partinin zımni ortaklık kurduğu Rize-Pazar’da başarılı bir sonuç vermedi.

Geçen dönem EMEP’te olan Pertek yine EMEP’li adayın HDP çatısı altında girdiği seçimde AKP’ye geçti, HDP’nin oyu % 35,37′de kaldı. DHF’nin TKP çatısı altında girdiği Hozat’ta % 30 oyla CHP’nin ardından ikinci; Dersim merkezde ise bağımsız adayla 13.4 oy oyranıyla BDP ve CHP ardından üçüncü olduğunu da belirtelim.

Büyük iddialarla seçime girilen ve TKP ve ÖDP-Halkevleri’nin ortak aday çalışmalarının çatırdadığı Antakya-Defne’de CHP ezici bir üstünlükle birinci çıktı. İkinci parti olan TKP % 7.6, daha gerilerdeki ÖDP ise % 1.07 oyla kendine yer bulabildi. “Solun adayları” noktasında çılgın atan Defne’de HDP de aday gösterdi ve sadece % 0.82 oy alabildi. Yine de TKP’nin, üstelik CHP gibi dominant bir rakip karşısında alabildiği 6.000 küsür oyun bir sol parti için sayısal olarak önemli bir gösterge olduğunu da söyleyelim.

Başarısız olunan bölgelerde en dikkat çekici ve trajik sonucu doğuran elbette Hopa oldu. Burada geçen seçimlerde belediye solun içindeki yine benzer -bu kez ÖDP-Bağımsız (esas olarak SHP/DSP ittifakı şeklinde)- bir bölünme neticesinde CHP’ye geçmişti. Bu kez ise Hopa CHP’nin çok küçük bir oy farkıyla önündeki AKP’ye kaptırıldı. CHP dahil sol (ya da “sol”) taban ÖDP ve HDP ile birlikte Hopa’da tam üçe bölününce bu pek beklenmeyen sonuç doğdu. Lazistan’da (Pazar-Hopa) solun gerileyişi ve sağın yükselişi özellikle doksan başlarından beri belirginken oyların bu şekilde bölünmesinin bir AKP zaferini tetiklemesi sonucu aslında o kadar şaşırtıcı değil.

Hopa’da ÖDP-Halkevi’nin ortak adayı % 7, HDP adayı ise % 5 oy alabildi. Sosyalist solda oldukça büyük bir hüzün yaratan bu sonuçta sol oyların bölünmesi dışında, zaten belli bir tabana sahip olan AKP’nin “akıllıca” bir hamleyle Hopa’nın hep öne çıkan etnik hassasiyetlerine oynaması da önemli bir etken. Mevcut CHP’li Laz başkana karşı Hemşinli bir aday koyan AKP elini güçlendirmiştir, ancak yine de bu partinin oylarını iki katına çıkarmasının tam bir açıklamasının yapılabilmesinin güç olduğu da söylenebilir. Görünen o ki AKP, Hopa’da 1000 küsür yeni seçmenin çoğunu, yakın dönemde gerçekleşen ve Metin hocayı kaybettiğimiz Hopa direnişinin yarattığı havaya karşın kazanabilmiştir.

Bunların dışında Çamlıhemşin’de de “solun bağımsız adayı” ve 2009′da seçilmiş belediye başkanının bu seçimi AKP’ye kaybetmiş olduğunu da unutmadan söyleyelim.

Kısaca Kürt hareketine de bakarsak, BDP’nin oyunu arttıramamakla birlikte belediye sayısını yükselterek başarılı olduğu söylenebilir. Fakat bu öyle büyük bir zafer de sayılmaz BDP, asıl olarak sınırlarını pek aşamamış, kimi yerlerde önemli ilerlemeler kaydetmesine karşın, kimi yerlerde de gerilemiş ve AKP’nin gücünü de Kürdistan’da kırmayı başaramamıştır. BDP’nin bu seçim başarısının mealinin “mevzi korumak” olduğu söylenebilir.

Solun seçim sonuçları açısından matematik değerlerini bitirirken, belediye başkanlıkları haricinde solun, muhtarlıklarda da adaylar desteklediğini ekleyelim: Halkevleri Batıkent’te muhtarlıklar kazanırken, Cephe’nin Gazi’de desteklediği aday -hile sonucu deniyor- kaybetti.

Solun Seçim Değerlendirmesi

Seçimlere giren sol açısından sonuçlar tam anlamıyla bir hüsran. Bu seçimlerin en büyük kaybedenlerinden biri ise HDP. Bu kadar çok hareketi birleştirmesi ve medyada görünür olmasına karşın HDP’nin batıdaki Kürt oylarının üzerine hemen hemen hiçbir şey koyamadığı çok açıkça gözlemlenebiliyor. Ayrıca BDP’nin Batı’da güçlü ya da görece güçlü olduğu yerlerde Mersin, Adana, Konya’da seçimlere BDP adıyla girmek istemesi de -Adana’da sonuç olarak HDP adıyla girildi- içeride gerginliğe yol açtı. EMEP’in Beyyazı’da ayrı aday göstermesi de bu zıtlaşmaya bağlanmıştı.

Şimdi de bu başarısız sonuçlara karşın BDP’nin HDP’ye katılma kararı alması yurtsever tabanın önemli bir kesiminde açıkça dillendirilen hoşnutsuzluklara yol açtı. İttifakın batı yakasında da özellikle EMEP’te HDP ile ilgili gözle görünür problemler olduğu net. HDP ve sol-yurtsever ittifakı mevzuunun daha çok su kaldıracağını rahatlıkla söyleyebiliriz.

ÖDP-TKP-Halkevleri-EHP’nin de ittifak ya da ayrı ayrı girdikleri seçimlerden herhangi bir başarı kazanamadıklarını görülyoruz. Bana kalırsa “sosyalist” partiler içinde en büyük sürprizi, özellikle Ermeni Soykırımı’na yaklaşımıyla ulusalcılıkta İP’le yarışan HKP yaptı. HKP gibi bilinmeyen bir partinin kıstaslardan birine göre TKP ve ÖDP’yi geçebilmesi, -muhtemelen- sadece kendi tabanından oy alabildiğini de düşünürsek, seçimlere ilk kez katılan bu parti için bir başarıdır.

Dilerseniz şimdi meselemizin muhatabı olan partiler sonuçları nasıl değerlendirmiş bir de ona bakalım.

Öncelikle HDP dışındaki partilerin seçim değerlendirmelerinin, burjuva partilerden alıştığımız şekilde “her koşulda zafer ilanı” biçiminde olmamasının sevindirici olduğunu söyleyelim. ÖDP, “düşük yoğunluklu bir savaş ortamı”nda yapıldığını belirttiği seçimlerin kazananının rüşvet ve yolsuzluk lobisi olduğunu ilan ediyor. Ancak bunun krizi sönümlendiren bir durum olmadığını, sonuçların Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesi krizi derinleştireceğini de ekliyor.

“Sosyalist-devrimci hareketin, güçlü bir alternatif olarak ortaya çıkamadığı koşullarda, etkili bir müdahale imkanı bulmak da mümkün olamıyor” diyen ÖDP, bir süredir sürdürdüğü sol ittfak çağrısını tekrarlıyor. “Başarı hanesi”ne yalnızca DHF ile kazanılan Mazgirt’i ve CHP ile kazanılan Avanos’u yazan ÖDP’ye göre sonuçlar; “sosyalist hareketin kendisini yenilenmesi gerekliliğin ortaya koyuyor”.

Bildirisine “boyun eğme çağrısını tekrarlıyoruz” başlığını atan TKP de, ÖDP’yle mealen aynı olacak şekilde “Seçimin, AKP diktatörlüğünün kitle mücadeleleri sonucunda yitirdiği meşruiyetini tazeleme yönünde bir çıktı verdiği açıktır. Ancak diktatörlük elde ettiği kazanımı faşizmi kurumsallaştırmak yönünde kullanabileceğini zannetmemelidir. Türkiye AKP faşizmine sığacak bir ülke değildir. AKP Türkiye’yi yönetme ehliyetine yeniden sahip hale gelmemiştir ve gelemeyecektir. Gün, tam da bu nedenle ‘boyun eğmeme’ günüdür.” diye söze giriyor ve “siyasi kriz ağırlaşarak devam edecektir. Seçimin sonucu krizdir.Bu tablo karşısında halkın ve ilerici güçlerin alternatif üretemedikleri açıktır.” diye ekleyerek devam ediyor.

“Haziran direnişinin sonuçlarını seçim platformuna taşımaya çalıştık” (!) diyen TKP, başarısız olduğunu teslim ediyor. Halkevleri’nin bütünüyle sloganik bir lügatle yazılmış olan bildirisinde ise seçim sonuçları Halkevleri ve sol adına değerlendirilmiyor ve özetle “çürümüş iktidarınızı sandık aklamadı, aklamayacak!” deniyor.

Soldaki en ilginç seçim sonucu değerlendirmesi ise şüphesiz HDP’den gelmiş oldu. Sol-sosyalist yapılar içinde seçimden az çok başarıyla çıktığını söyleyen tek parti HDP. “Demokrasi, sosyal haklar, eşitlik ve ekoloji mücadelesi, Kürt sorununda çözüm ve barış, ne AKP’nin insafına bırakılabilir ne de geleneksel inkarcı ve ulusalcı zihniyetten vazgeçmeyen CHP’nin iktidar hesaplarına malzeme yapılabilir” diye belirten HDP, -söylem metniyle yine AKP’den daha çok CHP’ye vurarak- “CHP-Cemaat cephesinin oluşturduğu psikolojik baskıya rağmen, HDP’nin sandıkta aldığı sonuçlar önemlidir. Bu ortam arzu ettiğimiz sonuçları almamızı engellese de, elde ettiğimiz destek bundan sonraki çalışmalarımız için önemli bir başlangıç zeminini yaratmıştır” diyor.

Bizim sonuçlardan herhangi bir “başlangıç zemini” göremediğimizi belirtelim.

BDP ile ayrı ayrı seçime girmenin riskli bir karar olduğunun altını çizen HDP, BDP’yi seçim başarısından dolayı kutlarken, HDP’nin de onca olumsuzluğa ve kısa sürede yapılan seçim çalışmasına karşın yeterli olmasa da epey başarılı bir sonuç aldığını söylüyor. Bildirideki en ilginç noktaysa HDP’nin “İstanbul’da üçüncü kuvvet merkezi olduğunun” görülmesi. Hâlbuki İstanbul’da üçüncü kuvvet merkezi, bu yerel seçimde CHP’ye kayan oylar bir yana ne yazık ki MHP’dir. “Kuvvet merkezi” değerlendirmesi için kuşkusuz genel seçim sonuçları beklenmeliydi.

HDP’nin statik Kürt oyları üzerine hemen hemen hiçbir şey koyamaması üzerine hiçbir kelam edilmeyen, İstanbul’daki açık başarısızlığı başarı diye kodlayan ve S.S.Ö.’nün oyunu Ankara’da kullanmasıyla da görülebilen ciddiyetsizliğe tabii ki hiç değinilmeyen metinde “toplamda 3 milyona varan oy ve yüzde 7′ye ulaşan oran, HDP-BDP ortaklığının, Cumhurbaşkanlığı seçimleri, genel seçimler ve bu iki seçim arasında ortaya çıkabilecek tüm siyasi denklemlerde var olma iddiasının; demokrasi, eşitlik, barış ve özgürlük yolundaki siyasetin yeni bir seviye kazanmış olduğunun göstergesidir” denilerek “demokratik mücadele” ve “muhalefet” etmeden HDP’li dostlarımızın ne anladığını sarih bir biçimde orta yere seriyor.

“AKP’nin oylarını korumasının nedeni, AKP karşıtlığından başka bir vasfı olmayan, AKP’nin kurduğu siyaset zemininin dışına çıkamayan cenahtır. Ancak şu çok açık ki, sandıktan AKP’nin çıkmış olması, yolsuzluk ve usulsüzlükleri, dönen rüşvet çarkını, totaliter ve yasakçı zihniyeti aklamaz. AKP’nin bu politikalarına karşı dün olduğu gibi bugün de politik ve hukuki mücadelemiz sürecektir.” diye devam edilen bildiride, Türkiye’de ana muhalefet odağının HDP-BDP olacağı belirtilip, “Türkiye’deki bu politik gerilim hattı devam edecek, hesaplaşma derinleşecektir. Bu hesaplaşmanın gerçekten bir demokratikleşmeyle, demokrasinin ve özgürlüklerin kazanılmasıyla sonuçlanması mücadelemize bağlıdır.” tespitiyle açıklama sona erdiriliyor.

HDP bileşenlerinden EMEP’in bildirisinde ise HDP’nin açıklamasından farklı olarak “Gezi direnişçileri dahil daha geniş kesimleri yeteri düzeyde kucaklayamamak, HDP güçleri olarak değerlendirmemiz ve sonuç çıkarmamız gereken bir durumdur. Aday belirleme sürecinde yaşanan sıkıntılar, seçim çalışmalarının oy tabanını oluşturan çevrede yoğunlaşması, propagandanın yığınların talep ve beklentileriyle örtüşmesi noktasında yaşanan eksiklikler, çok bileşenli olmanın beraberinde getirdiği ‘uyum sorunu’, yeni güçlerle buluşma ve birleşmede gerekli esnekliğin gösterilememesi gibi hususlar, sonuca etki eden temel zayıflıklardır. Partimiz, bu ve başka hususlarda yaşanan eksiklikler konusunda kendi çalışmasının da eleştirel bir değerlendirmesini yapmıştır.” gibi açılımların bulunduğunu ve bildirinin sonunda EMEP’in BDP’nin HDP’ye katılmasına dair rahatsızlığını açık eden noktalar olduğunu da önemli olduğu için ekledik.

Sonuç

Cephe ve birkaç küçük sol grup dışında tüm sosyalist yapıların bir şekilde katıldığı seçimlerin sonucu sol açısından kuşkusuz başarısızlık oldu. Cumhuriyet tarihinin en büyük ve militan halk direnişlerinden olan Gezi, ruhu ve kitlesiyle bizzat solun bir kısmı tarafından seçimlere kanalize edilmeye çalışıldı. Ancak sonuç olarak solun talip olduğu oylar ve enerji blok olarak CHP’ye aktı.

Solda 19 Aralık katliamıyla başlayan, 2000′ler boyunca gelişen gerileme ve siyasetsizlik sonucu büyüyen liberalleşmeden bağımsız olarak bu sonuçlar okunamaz. Bu liberalleşme sadece Kürt hareketinin peşine takılan sol grupları değil, ondan bağımsız hareket eden diğer sol yapıları da kapsayan bir çözülmeyi işaretliyor. Solun bir yanı Kürtleşirken, öteki yanı ulusalcılaşmaya en azından göz kırpıyor. Cephe’yi bir kenarda tutma zaruretiyle söylersek, siyasetsiz kalan ve bütünüyle liberalize olan  sol parti ve hareketlerin de doğal olarak ne seçimlerde; ne de sokakta doğru dürüst alıcısı olmuyor.

Spot Haber vs. dergisi

 

25.04.14/ Esenyurt