Enkaz

Acıyı öne sürerek suçluları unutturmak, tevekkül, kader, kaza söylemi, kurtarılan canların hikayelerinin medyada “magazinleştirilmesi”, “nasıl bu kadar kolay ölebiliyoruz?”, “bu kadar ölümün hukukî yaptırımı ne oldu?” sorularını görünmezleştirmeye yarıyor.

“AKP gidici” söylemi üzerine

Sandık varmış gibilik yahut yumuşatalım, sandığa olduğundan daha fazla mana ithaf etmek de, iktidar + muhalefet işbirliğiyle hem pasifikasyonu, hem ümit kesmeyi yaygınlaştırır. Yalnızca düzenin baskı dozunu arttırmasıyla değil, muhalefetin tutumu ve yanlış politikaları neticesinde de, hendek savaşları-15 Temmuz'u takiben kitle hareketleri tamamen geri çekilmiştir. Arta kalan yalnızca bir bekleyiştir. Bu pasif bekleyiş, şimdi “AKP gidici” retoriğiyle besleniyor.

Yabancılaşma kuşatması

İşsizlik de çalışma da bu düzene insan örgütlüyor, zira bir alternatif yok. İşsizler iş bulma umuduyla, çalışanlar ise enselerinde bir silah gibi duran, kafalarının içinde salınıp duran, işini kaybetme korkusuyla ehlileşmekte. Sabahtan akşama kadar çalışanlar, akşam eve yorgunluk ve hayal kırıklığından başka bir şey götüremiyorlar. Ama bunu da bulamayanlar var. Zira milyonlar, hiçbir işe yaramama, değersizlik hissiyle odalarında kendilerini yiyip bitiriyorlar.

Enkaz

Acıyı öne sürerek suçluları unutturmak, tevekkül, kader, kaza söylemi, kurtarılan canların hikayelerinin medyada “magazinleştirilmesi”, “nasıl bu kadar kolay ölebiliyoruz?”, “bu kadar ölümün hukukî yaptırımı ne oldu?” sorularını görünmezleştirmeye yarıyor.

  Bu kadar aleni pespayelikler cesaret işi. Tavandan tabana yayılan yozlaşma, yarattığı çöküntüyle hepimizi bir karanlığa mahkum etti. Ülkede mevcut olan ve -tıpkı gelir adaletsizliği gibi- durmadan büyüyen siyasal güçler arası orantısızlık sürdükçe de her gün başka bir anomaliyi, “normal” olarak hayatlarımıza sokmaya devam edecek. Alışıyoruz ve bu tehlikeli. İzmir’de meydana gelen ve gerçek şiddeti
Devamını Oku

“AKP gidici” söylemi üzerine

Sandık varmış gibilik yahut yumuşatalım, sandığa olduğundan daha fazla mana ithaf etmek de, iktidar + muhalefet işbirliğiyle hem pasifikasyonu, hem ümit kesmeyi yaygınlaştırır. Yalnızca düzenin baskı dozunu arttırmasıyla değil, muhalefetin tutumu ve yanlış politikaları neticesinde de, hendek savaşları-15 Temmuz'u takiben kitle hareketleri tamamen geri çekilmiştir. Arta kalan yalnızca bir bekleyiştir. Bu pasif bekleyiş, şimdi “AKP gidici” retoriğiyle besleniyor.

  Siyasal mücadelede umut önemli bir silahtır. İnançla, kararlılıkla, kendi ideolojisine güvenle beslenen politik hat, en zor, en karanlık dönemlerde dahi, en azından geleceğe bir miras bırakılmasını sağlar. Zor yıllarda berkitilen bu politik miras da yarının daha güçlü kavgalarına ebelik, yurtluk eder. Arkaya dönülüp bakıldığında bir motivasyon unsuru olur. Umut, durağan bir çizginin değil, bir
Devamını Oku

Yabancılaşma kuşatması

İşsizlik de çalışma da bu düzene insan örgütlüyor, zira bir alternatif yok. İşsizler iş bulma umuduyla, çalışanlar ise enselerinde bir silah gibi duran, kafalarının içinde salınıp duran, işini kaybetme korkusuyla ehlileşmekte. Sabahtan akşama kadar çalışanlar, akşam eve yorgunluk ve hayal kırıklığından başka bir şey götüremiyorlar. Ama bunu da bulamayanlar var. Zira milyonlar, hiçbir işe yaramama, değersizlik hissiyle odalarında kendilerini yiyip bitiriyorlar.

  “Bir kere, çalışma işçinin dışındadır. Yani onun (işçinin) özsel varlığına ait değildir. Onun için işçi çalışırken kendini olumlamaz, yoksa, mutlu değil mutsuzdur. Fiziksel ve zihni enerjisini serbestçe geliştirmez, bedenini harcar ve zihnini yok eder. Onun için işçi ancak çalışma dışında kendine gelir ve çalışırken kendisinin dışındadır. Çalışmadığı zaman kendindedir, çalışırken kendinde değildir. Onun için
Devamını Oku

Yenilgi yılları okulu

Bugün siyasal erkle, faşist güçlerle devrimci bölükler arasında daha önce hiç olmadığı kadar bir asimetri var.

Gerçekçi bir kötümserlik, mesnetsiz bir iyimserliğe yeğdir. Sağcı ideoloji zincirleri kutsamaktan ibaretken, sosyalist dünya görüşü, malum veciz ifadeye atıfla söylersek zincirleri kırma yönünde bir irade beyanıdır. Ne var ki günümüzde, Marksizm’in itibar kaybı ve sol cephedeki nicel çöküş, hareketin niteliğinde de bir tavsama yaratmış, zincirlerle ilişki biçiminde değişiklikler söz konusu olmuştur. Zincirlerin biraz gevşemesini “kâfi”
Devamını Oku

Lazca medyaya yeni soluk: ‘Aktivizm yerine gazetecilik yapsak daha etkili olurduk’ (Journo röportaj)

Journo Umut Ergüven Dünyanın ilk Lazca edebiyat dergisi, bu yıl başında Türkiye’de yayımlanmaya başladı. Ülkemizde Laz basınının dününü, bugününü ve geleceğini; Uncire adlı yeni derginin yazı kurulu üyesi İsmail Güney Yılmaz ve editörü İrfan Çağatay Aleksiva ile konuştuk. İki isim de çeyrek asırdır Türkiye’deki birçok Lazca yayın girişimine tanıklık etmişti. Aleksiva’ya göre geçmişteki Lazca yayınların
Devamını Oku

Etnik kimlik: Aidiyet, bela, onur

Kaybedilenler çok ama kurtarılacak olanlar da hâlâ bu topraklarda duruyor. Kurtaracak olanlar da.

  Bugünkü Türkiye, çok uluslu ve geniş bir coğrafyaya yayılmış, uzun ve ağrılı bir erimle parçalanmayı travmatik bir biçimde tecrübe etmiş bir imparatorluk mirasçısı olarak ulusal/ etnik sorunların tam da göbeğinde mayalanan ve bunun bir çıktısı olan bir ülkedir. “Görkemli” (1) Kanunî döneminden sonra değil, tam da o dönemden itibaren ortaya çıkan, devlette, Batı karşısında
Devamını Oku

Türkiye’de gerçek bir kutuplaşma var mı?

Bir tarafın saldırgan, bir tarafın ise savunmada bile olmadığı bu tabloda gerçek mânâda bir siyasal kutuplaşmadan ne kadar söz edebiliriz?

  “İnsanlar tarihlerini kendileri yaparlar; ama kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde yapmazlar, doğrudan belirli olan ve geçmişten gelen koşullar içinde yaparlar. Bütün ölmüş kuşakların geleneği, büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker. Ve onlar, kendilerini ve şeyleri, bir başka biçime dönüştürmekle tamamıyla yepyeni bir şey yaratmakla uğraşır göründüklerinde bile, geçmişteki ruhları kafalarında canlandırırlar,
Devamını Oku

Birkaç şiir

  kompozisyon serim; sen beni bir kez arasan kesin bir son bulurdum bir hayra yorardım illâ bir “nasılsın?”ın şerrini bir şubat olur ağlardım, derdim “aha bu güzel, yeni” sen beni son kez arasaydın belki mutlu uyurdum. yaralar bir soğuk rüzgârdan bakaya ve dirençli bir adam çağın dışında bir kederden mürekkep kalemin döktüğü bu, bir vakit
Devamını Oku

Kimlik meselemiz

Tıpkı sınıf gerçeği gibi, bu ülkenin kimlik gerçekleri de ortak düşmana karşı büyümek için bir dezavantajı değil aslında ciddi bir imkânı işaretlemektedir. Sınıfsal kimlikle, diğer kimliklerin çatışacağı değil, ortaklaşacağı bir zemin daha olasıdır

  Kimlik, gerek bir “öz”, gerek inşa edilen bir varlık gerekse de dayatılan bir “canavar” olarak çokça tartışılan bir kavram. Bilhassa da Türkiye gibi tekçi bir kuşatmayla hayatların etrafının sarıldığı çok kimlikli bir ülkede asla eskimeyen, hararetini her daim muhafaza eden bir olgu. Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinin en gerilimli, (olumlu ve olumsuz manalarda bir meczetme ile)
Devamını Oku

Ayaklanmalar ve karmaşalar çağı

Büyük kitlelerin harekete geçtiği her anda birtakım sapmalar, zaaflar olacaktır. 'İdeal' bir hareket arayan oturup kendi hayalini anlatan bir şiir ya da roman yazabilir ama gerçek hayat böyle değil.

  George Floyd’un polis şiddetiyle katledilmesi, canavarın kalbi ABD’yi baştan başa kasıp kavuran, ırkçılık, adaletsizlik karşıtı geniş katılımlı ayaklanmalara yol açtı. Uzun zamandır küresel salgın dışında iki çift kelâmın edilemediği dünyada “yeni normal”in perdesinin bir isyanla açılmış olması ezilenler açısından umut verici, kâinatın efendileri içinse moral bozucu bir gelişme elbet. Dünyanın herhangi bir yerinde gerçekleşen
Devamını Oku