Entelektüel (dağınık notlar)

Buradan hareketle “entelektüel”lik solculuğun adeta bir alamet-i farikası, bir ayrım çizgisidir. Solculukta “entelektüel” olma, “okuma” durumu -bilhassa yaşanan nicel daralmayla da birlikte- neredeyse “tabana yayılmış” bir gerçek olarak dahi değerlendirilebilir.

Boşlukta Yankısız Sesler

Kimliklerin birbiriyle savaşına sıkışan atlasta, sınıf bilinci ve kavgasının gerçek bir varlık olarak sahaya çıkamaması Türkiye siyaseti haritasını çölleştiriyor.

Eylül'ün ezemediği

İçeriyi kendine bir okul yapan, dışarıda kendine çok öğrenci buldu.

Entelektüel (dağınık notlar)

Buradan hareketle “entelektüel”lik solculuğun adeta bir alamet-i farikası, bir ayrım çizgisidir. Solculukta “entelektüel” olma, “okuma” durumu -bilhassa yaşanan nicel daralmayla da birlikte- neredeyse “tabana yayılmış” bir gerçek olarak dahi değerlendirilebilir.

Siyaset sahnesinde teorinin yeri, itibarı ve önemine dair yaklaşımlar bir miktar çelişkili durum arz eder. Bir kurucu olarak teorinin makamı kuşkusuz yükseklerdedir, ancak “teori kurulduktan sonra”, teorik çabayı sürdürmenin kendisi zaman zaman bir küçümsenme (“lafazanlık”) nesnesi hâlini alabilir. Bu bakış, ortada bir sıcak savaş yokken, hatta yaprak dahi kıpırdamazken de görülür. Siyasetin aslanlı yolu olan
Devamını Oku

Boşlukta Yankısız Sesler

Kimliklerin birbiriyle savaşına sıkışan atlasta, sınıf bilinci ve kavgasının gerçek bir varlık olarak sahaya çıkamaması Türkiye siyaseti haritasını çölleştiriyor.

Muhalefetin sıkışmışlığını, içinde en yıkıcı hâliyle teneffüs ettiği bunalım durumunu, mücadelenin geriye çekilişini, dahası görünmezleşmesini tespit edebilmek için klasikleri hatmetmiş bir entelektüel olmaya gerek yok. Ümmiler dâhil herkesin açık seçik tarif edebileceği bir vaziyet tüm ayrıntılarıyla arz-ı endamda, ahvalin deşifre bantları meydanda. Burada mesele, bu olguyla nasıl baş edilebileceği, hâldeki gerçeğin başka bir gerçeklikle nasıl
Devamını Oku

Eylül’ün ezemediği

İçeriyi kendine bir okul yapan, dışarıda kendine çok öğrenci buldu.

  Bu yazı bir güzelleme metni. “Güzelleme” kelimesi Türkiye soluna özgü gibi olan ifadelerdendir. Çoğu kez de olumsuz bir içerikle doldurulur: “Güzelleme yapmak.” Tanıdık gelmiştir, kulaklarımızda hakir gören bir ihtivayla çınlayan bir söz öbeği bu. Hani, olumsuzluklara hiç ilişmeden, coşkulu ve (kendini/ siyasal çevresini) tatmin odaklı bir büyüklenme, yiğitleme gösterisi. Niyetim bu değil tabii. Fakat,
Devamını Oku

Ya kimlik, ya sınıf (mı?)

“Ya sınıf, ya kimlik” önkabulü değil, sınıf siyasetini kimliklerin sınıf kardeşleriyle aynı kavgada buluşturabilecek bir akıl ve kudret gerek. Yoksa Demirkubuz filmlerinin kapanmayan kapı sahneleri gibi, bizim hikayemiz de bir türlü kapanmayan bazı kapıları kapatmaya çalışma gayretiyle aynı tekrarda döner durur.

  Yazının konusu son haftalarda en azından sosyal medyada muhalefetin bir kesiminin hararetli gündemlerinden biri hâline gelen trans aktivizm – radikal/ liberal/ sosyalist feminizm tartışması olmayacak. Bunun sebebi fikrimizin bir önemi olmadığının peşinen kabul edilmesini savlayanların hoşuna gideceği gibi “solcu e*kek” olmam değil, meseleye dair yeterli bir ilgi ve dolayısıyla bilgiye sahip olmayışım. Zaten, dünyanın
Devamını Oku

Notlar/ mülahaza

Birçoğumuzsa ne devrimcileşme cesareti, ataklığı gösterebildik; ne de devrimcileri izlemekten, dışımızda süren devrimcilikten heyecan duymaktan geri durabildik. Bu “bekleme” hâli pozitif mânâda bir “potansiyel”e işaret etse de, bunun hareketsizliği, paslanmayı hatta daha acısı yer yer çürümeyi getirdiği açık.

  Yakın hatırasında bir kendi gerçeğine yabancılaşma tarihi ile kanser edilmiş olan Türkiye halkının tarihi bir kriz tarihidir. Bu toplumsal/ tarihî gerçekliğe dayanıp, tebanın krizini ehlileştirip, yönetebilme, görünmezleştirme, onu sindirme, razı etme, kişinin, halkın kendini keşfedip haykırma, kendini “terörize” etme arayış ve çıkışlarını bastırma çabası olarak T. C. tarihi toplam bir kriz tarihidir. Devleti yıkma
Devamını Oku

Devrimciler sevimsiz midir?

Ama bu hakikat, bizim (devrimcileri sevenlerin), devrimcilere, devrimciliğe karşı örgütlenen galiz, histerik, aşağılayıcı sözlü saldırılara ses etmeyeceğimiz, bunları normal, hak edilmiş bulacağımız anlamını doğurmuyor.

  Kavgayı seçmiş devrimciler, önce 12 Mart’ı takiben, “iyi tahsil görmüş, iyi yürekli ama fazla heyecanlı ve zulmün gadrine uğramış masum çocuklar” diye bir acımayla birlikte tarif edildiler. Daha sert geçen ve sadece varlığı değil değerleri de tarumar eden 12 Eylül’den sonra ise bunun yerini “masum” olmayan, şiddete tapan, yaşamı sevmeyen, iyiye ve güzele düşman,
Devamını Oku

İmamoğlu’nun zaferi, AKP’nin hegemonya zafiyeti ve solun krizi

Başka bir söz söylenemeyecekse, başka bir hareket olmanın da anlamı yoktur.

  31 Mart seçimlerinin CHP’nin AKP’yi kılpayı geçtiği İstanbul ayağının keyfî/ “skandal” iptali sonrası, İmamoğlu’nun 23 Haziran’da yeniden tertip edilecek seçimi mağduriyet hissiyatının feveranı ve öfkenin sandıklarda patlaması marifetiyle çok daha rahat kazanacağı zaten öngörülüyordu. Muhalif kafalarda sadece iki problem mevcuttu: 1- Seçim tekrarını kabulün AKP despotizmini meşrulaştırma işlevi görmesi. 2- Sabıkalı AKP’nin ve/ya parti
Devamını Oku

Lazca gün isimleri hakkında kısaca

  Lazcada gün isimleri “çaçxa” (perşembe) dışındakiler Lazlar tarafından pek bilinmese de şöyle: Mjaçxa (pazar), tutaçxa (pazartesi), erk’inaçxa/ ik’inaçxa (salı), cumaçxa (çarşamba), çaçxa/ / umk’iseri (perşembe), p’arask’e (cuma), sabat’oni (cumartesi). Sabat’oni ve p’arask’e Lazca kökenli değil. Her ikisi de Yunancadan ödünçleme. “Sabat’oni” nihai kökünü birçok dünya dilinde olduğu gibi İbranice “şabbat”tan, yani dinlenmeden, yani tanrının
Devamını Oku

Yayımlanmış Şiirler

    1- igzali (Skani Nena, Nisan ’09, sayı: 1) 2- erguvansız (Kalem, Mart – Nisan ’13, sayı: 13) 3- nisyan için dipnot (Kalem, Mayıs – Haziran ’13, sayı: 14) 4- hentbol kalecisi çaresizliği (İzafi, Mayıs – Haziran ’13, sayı: 10) 5- mağlup (Akatalpa, Eylül ’13, sayı: 165) 6- yalnızın (Akatalpa, Kasım ’13, sayı: 167)
Devamını Oku

Halk gerçeği / Doğu Karadeniz halk gerçeği

Evet, yöre sağcılığın, gericiliğin hâkim doku olduğu bir yer hâline geldi, bu zaten vardı, daha da büyüyüp genişledi. Ama Türkiye’de de öyle olmadı mı?

  Halk gerçekliği üzerine yapılan olumsuz, olumlu genellemelerin, yargıların hem yanlış hem faydasız hem de tehlikeli olduğu üzerine çokça yazdım. Halk için yapılan özcü, kötücül değerlendirmeler, genellemeler, egzajere tahliller, mücadele etmeyi mânâsızlaştırır. Bu tip yaklaşımlara ebelik eden şey züppeliktir. Halkı bir bütün olarak iyiyle, güzelle, paylaşımla, emekle vesaire özdeşleştiren retorik de günün sonunda bir anlam
Devamını Oku